Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Sezai  KESKİN

Sezai KESKİN

ORDU'YU HİÇ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Başlığı görüp de ''Birader biz zaten Ordu'da yaşıyoruz sen bizi yurtdışında sanıyorsun herhalde'' diye düşünen cevvaller çıkabilir elbet. Yaşamakla görmek arasında her dem tarifsiz farklar vardır. Bir şehri tanımak için ona yüksek bir yerden bakın. Şehri okumanın belli yöntemleri vardır. Mekansal nasıl organize edildiğini inceleyin.    Nasıl bölümlenmiş, tarihi binaları, yolları, çarşıları nerede? Şehrin yazıları da çok önemlidir; tabelalar, kitabeler, mezar taşları... Ordu bunu çok rahat okuyabileceğimiz  bir yer mi? Şehrimiz neyi ile ünlü sorusunun net cevabını bulmalıyız. Ordu'nun bir simgesi var mı? bilen varsa anlatsın. Ekonomik ve toplumsal etkinliğin merkezi şehri kırsaldan ayıran mimari yapılaşmadır. Sıvası dökük, boya yüzü görmemiş birbirine yaslanan, şehrin mezar taşları 'insan konservesi' binaların, bitimsiz gürültü ve karmaşanın içinde kayboluyor insan. Araç otoparklarına dönen caddeler, ıssız sokaklar, yan yana yürümeyelim diye yapılan dar kaldırımlar. Geçen dönem belediyesinin karnesindeki kırıklardan olan altyapı eksikliği, yağmurla dereye dönen yollar. Ordu'nun sırtına saplanan kocaman demir dikmeler üzerinde kilometrelik kol kalınlığında çelik tellerin çektiği, sahilden süzülüp Boztepe'ye tırmanan teleferiğin güzergâhı boyunca kent siluetini tahrip eden çirkin çatı görüntüleri. Nasıl dayanır insan? Bir yara, her gün daha fazla kanarsa. Dert bir değil ki; elvan elvan... Bir beldeyi keşfetmeyle ilgili ilk heyecanı son tepeyi aşıp şehri yukarıdan gördüğümüz an hissederiz. Ama bu gördüğümüz şehrin kendisi değil gölgesidir aslında. Binaları yan yana dizerseniz ortaya bir kent çıkmaz. Kentin ete kemiğe büründüğü, karakter kazandığı asıl kimliğini içlerine girdiğimizde keşfederiz. Şimdi bir düşünün, şehrimiz kültürünü, tarihini, mimarisini ve yaşam tarzını yansıtan, darıya sevinçle savrulan güvercinleri yemleyip,  saat kulesine karşı çay içebileceğimiz ferah kent meydanına ne zaman kavuşacak? Meydansız şehir salonsuz bir eve benzer. Trafik akışını hızlandırabilecek, farklı düzeyde kavşaklar, şerit sayıları, geniş bulvarları bulunmayan; mahalle aralarında düğün ve şenlik kutlaması hiç durmayan; griye bulanmış dereleri; sahilde kellesi uçmuş kelaynak kuşları gibi sessiz duran palmiye ağaçları; kaldırım boyu tren vagonu gibi dizili oto parkları; kaldırım üstleri dükkanların malzemesi, müziği aklınıza ne gelirse sokağa taştığı; her gün bakıştığı denizde vapur yüzmeyen  bir şehir daha gördünüz mü? Ordu ve balıkların gözyaşları Karadeniz, aynı yıldıza bakıp ağlayan ama birbirine dokunmayan iki yalnız sevgili gibidir. Bu çarpık haliyle memlekete turist beklemek ölü gözünden yaş beklemekten farksız. Göz var, nizam var. Şehir var, görüntü yok. Ordu'yu anlatmak, saplı olan hançeri daha da derine itmektir. Boztepe'nin de derdi mi olur demeyin, onun bile başı dumanlı! Ordu'nun bir derdi var. Her halinden belli. Anlatmıyor. Anlatsa kurtulur...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?