evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Şükrü  Karaman

Şükrü Karaman

1 Mayıs ve Sendikalar

İşçi ve memur sendikaları bu yıl da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü farklı illerde kutlayacak.

Çalışanların ve emeklinin devasa sorunlarının çözümü için siyasi iktidara mesaj vermeleri gerekirken emeğin kutsal günü olan 1 Mayıs’ta bile bir araya gelemiyorlar. Türk-İş Kocaeli’nde,  DİSK ve KESK ortaklaşa İstanbul’da, Hak-İş ve Memur-Sen yine ortaklaşa Şanlıurfa’da alanlarda olacak. Türkiye Kamu-Sen ise Samsun’da etkinlik düzenleyecek.

En son 2010 yılında Taksim’de ortak miting gerçekleştiren sendikalar, 9 yıldan bu yana bir araya gelemiyor, Anadolu’nun çeşitli illerinde kendi anlayışları doğrultusunda 1 Mayıs’ı kutluyorlar.

1977’deki etkinlikte karanlık saldırıda kan akması, 35 kişinin yaşamını yitirmesinin ardından 1 Mayıs’a hep korku ve gerilim günü olarak bakıldı. Ancak sağduyulu, barıştan ve emekten yana işçilerin kutlamaları ile kaygı yerini ilerleyen yıllarda doğal olarak bayram coşkusuna bıraktı.

Kutlamaları sabote etmek isteyen art niyetli kişiler zaman zaman kendini gösterse de işçiler ve sendikalar bunları hep dışladı, 1 Mayıs’a gölge düşürmelerine engel oldu. Zaten artık 1 Mayıs gerginlikten sıyrılıp, emekçilerin alanlarda eşi ve çocuğu ile halay çektiği, coşkulu bayrama dönüştü.

Günümüzde işçinin, memurun, emeklinin sorunları ortak ve yıllardır çözüm bekliyor. Bu sorunlara karşı birlikte hareket etmeleri gereken emek örgütleri ne yazık ki, ideolojik nedenlerden ötürü ayrışıyor. Kıdem tazminat fonunun kurulmak istendiği , aylık ve maaşların enflasyon karşısında giderek eridiği, günde beş emekçinin canını alan iş cinayetlerinde Türkiye’nin dünya şampiyonluğuna koştuğu, sosyal güvence ve sendikadan yoksun kaçak işçi çalıştırmanın varlığını sürdürdüğü, çocuk işçiliğinin yaygınlaştığı ortamda sendikalar ortaklaşa 1 Mayıs’ı kutlayıp, toplumsal sorunlara karşı birlikte mesaj vermeleri  gerekmez mi? Ama nerede. Yine farklı illerde, yine ayrışma. Zaten giderek kan yitiren sendikacılık, bu ayrışmadan ötürü daha da örseleniyor. Bırakın ortak hareket etmeyi, üye sayılarını artırmak içim karşılıklı birbirlerinin örgütlü olduğu yerlere saldırıyorlar.

Türkiye’yi bugüne değin Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) düzenlediği çalışma konferansında temsil eden Türk-İş’in yeniden temsil edilmesi tartışılıyor. Geçen yıl Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kararı ile Türkiye’yi temsil eden Memur-Sen’in gönderilmesi ILO Genel Kurulu tarafından eleştirilmişti. Bu yıl sendikalar arasında bu konuda yine uzlaşma yok. Bakalım nasıl anlaşacaklar? Doğrusu ILO’da Türkiye’yi işçi sendikalarının temsil etmesi. Geçen yıl, bakanlığın kararını protesto amacıyla Türk-İş, DİSK, KESK ve Türkiye Kamu-Sen ILO toplantılarına katılmamıştı.

Hem, memur sendikaları yer altında çalışan madencilerin, karayollarında yaz kış demeden emek harcayan ulaşım işçilerinin, ya da sokaklarda temizlik yapan belediye emekçilerin sorunlarını ne denli anlatabilir, hakkını savunabilir?

Asli görevi üyelerinin sorunlarına çözüm bulmak olan sendikalar, bunları bir yana bırakıp, “ Kimin üyesi daha fazla”, “ İş yerlerinde o yetkili, hayır ben yetkiliyim” gibi nedenlerle karşılıklı salvo yarışına giriyor. Aslında sendikalar karşılıklı atışma yerine 14 milyona yakın işçiden salt 1.5 milyonu aşkınının sendikalı olmasını sorgulamalı, öz eleştiri yapmalı.

Bakanlık verilerine göre, sendikalaşma oranı yüzde 12 düzeyinde olsa bile toplam işçi sayısına göre düşük. Toplam 13 milyon 844 bin işçiden 1.5 milyonu sendika üyesi. Oysa Avrupa ülkelerinde sendikalaşma oranı ortalama yüzde 15 düzeyinde. Toplam işçi sayısına göre hayli düşük sendikalı işçilerin oranı.

Her işçi, memur anayasal hak olan sendikalara üye olmalı. Ne kadar eleştirilse de sendikalar demokrasinin olmazsa olmaz kurumlarıdır. Bağıtladıkları toplu iş sözleşmesi ile üyelerine önemli oranda ücret ve sosyal hak artışı sağlıyorlar. Ayrıca işverene karşı işçinin her türlü yasal haklarının güvencesi oluyor.

 Rahmetli Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığı döneminde işçiye kazandırdığı sendikalaşma hakkını günümüzde çalışanların çoğunluğu yeterince kullanamıyor. Ya işveren baskısı ya işten atılma korkusu ya güvensizlik ya da başka nedenlerden ötürü sendikalaşmaya soğuk bakıyorlar. Emekçinin  korkusunu, kaygısını gidermek sendikaların temel ödevi.  İşçilerin, haklarını koruyacak bir sendikaya üye olması, sendikasız olmaktan her daim daha yararlı ve kazançlıdır.

Dediğim gibi, işçi ve memur sendikaları birbirlerinin üyelerine saldırma yerine ortada duran potansiyel çalışanları ikna ederek üye sayılarını artırmalı. Böylelikle hem sendikalar hem çalışanlar hem de sendikalaşma oranı artan Türkiye kazanır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.