Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Şükrü  Karaman

Şükrü Karaman

Celladını bekler gibi...

Türkiye, depremden ne çekiyor, ne kadar canlar yitiriyorsa nedeni çürük yapılar kadar çeşitli kez çıkarılan imar aflarıdır da.

Özellikle seçim dönemlerinde oy kaygısı ile hayata geçirilen imar aflarından ötürü her an yerle bir olmaya hazır on binlerce bina yıkılmaktan kurtuldu. O binalarda hala insanlar oturuyor, sanki celladını bekler gibi depremi bekliyorlar. Ne acıdır ki, sırf kiralar ucuz diye, deprem gerçeğini bile bile orada yaşamını sürdürüyorlar.

Özellikle İstanbul’un yoksul ve kentsel dönüşüm gerçekleştirilememiş semtlerinde çok sayıda çürük yapı hala yıkılmadı, ayakta durmaya çalışıyor.  Nedense belediyeler, yetkililer seyirci kalıyor bu duruma.  Neden izin veriyorlar  orada oturmalarına anlamak olası değil. Celladını bekler gibi insanlar da umarsızlıktan, yoksulluktan küçük bir sarsıntıda dahi un ufak olacak bu binalarda bile bile oturuyor. Nereden baksan ihmalkarlık, vurdumduymazlık, sorumsuzluk.

Yıkıcı deprem meydana geldiğinde, canlar gittiğinde kolonları kesilen, demirleri çürüyen yaşlı ve çürük binaların yıkılması gündeme geliyor, geçmişte çıkarılan imar afları sorgulanıyor. Bir süre konuşuluyor, tartışılıyor, yeni depreme kadar unutuluyor, gündemden düşüyor. Oysa,  her daim konuşulacak, gündemden düşmeyecek kadar yaşamsal deprem gerçeği, alınacak önlemler, çürük binalar ve kentsel dönüşüm.    

17 Ağustos Marmara Depremi’nin ardından bugüne dek 7 kez imar affı çıkarıldı. Bu aflardan , salt Ankara, İstanbul, İzmir gibi çeşitli büyükşehirlerdeki 50-60 veya daha yaşlı çürük binalar değil, yaylalara, koylara, deniz kenarlarına turistik bölgelere, dere yataklarına yasa dışı kondurulan çirkin beton yığınları da yıkılmaktan kurtuldu.

Bıçak kemiğe dayanıp, yeşil bitki örtüsü betona gömülünce geç kararla şimdi yıkılmaya başlandı. Aslında, o binalar hiç yapılmamalıydı doğanın böğrüne. Ne var ki,  imar affı yasaları ile daha arttı ucubelik. Karadeniz’in göz alıcı yaylaları, kıyıları bu afların kurbanı oldu.  Önüne gelen işletme adı altında, turistleri kazıklayan derme çatma çirkin yapıları bir gecede yaptı. Tabii imar aflarına güvenerek.  “Nasıl olsa af çıkar” diyerek doğayı katletmeyi sürdürdü  duyarsızlar.

Sadece deprem değil, fay hattının geçtiği bölgeyi imara açan, dere yatağına yapılan binaya ruhsat veren, kaçak binalara göz yuman, depreme karşı hazırlığı olmayan belediyelerin yanı sıra kayıt dışılığı meşrulaştıran imar afları da can kayıplarına yol açtı. Tabii, celladını bekler gibi yoksulluktan her an çökecek binalarda oturanların da payı var ölümlerden. Aslında, ayakta durmakta zorlanan binalar bir önce yıkılsa insanlar zorunluluktan oturmayacak orada.    

Demem o ki, Türkiye’nin deprem ülkesi olduğu gerçeğini hiç ama hiç unutmamalıyız. Elazığ’da 41 kişinin canını alan 6.8’lik doğal afetin sürekli gündemde tutulması, önlemlerin, eğitimlerin ara vermeden sürdürülmesi, kentsel dönüşümün daha fazla ıskalanmaması şart. Yoksa, bir sonraki daha büyük depremde yine kan ağlar, yine acıya boğulur ülke.   

Çarpık kentleşmenin, kaçak ve çürük yapılara göz yummanın, kentsel dönüşümü geciktirmenin, sorumsuzluğun bedelini daha çok can kayıplarıyla ödemek istemiyoruz.  


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.