Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Şükrü  Karaman

Şükrü Karaman

 Gazeteci…

“Basın, millettin müşterek sesidir. Basın hürriyetinden doğan sakıncaların giderilme aracı, yine basın hürriyetidir.”

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, basın özgürlüğüne ve gazeteciye verdiği önemi yıllar önce bu sözlerle dile getirdi. Atatürk’ün dikkat çekici sözlerinin günümüzde yeterince karşılık bulmadığı aşikar.

Bugün, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. 4 Ocak 1961’de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvence sağlayan “212 sayılı yasa”10 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bundan ötürü 10 Ocak kutlama günü oldu.

Yasa ile önemli kazanımlar elde eden gazeteciler aradan geçen süreçte haklarında önemli kayıplar yaşadı. En azından, 212 sayılı yasa işlevini oldukça yitirdi. Yasanın eksiksiz uygulandığı günlerde sendikal haklarını olabildiğince kullanarak sendikalı olan gazeteciler, artık bu hakkı kullanamaz konumda. Basın özgürlüğü sırlamasında en altlarda yer alıyor Türkiye.

Medya sektöründe sendikalı gazeteci yok denecek kadar az. Sendikalı olanlar da toplu iş sözleşmesi hakkını yeterince kullanamıyor.

Giderek işlevini yitiren 212 sayılı yasanın yanı sıra kamuoyunda da gazetecilere yönelik baskı, şiddet, taciz giderek artıyor. Vur abalıya örneğinde olduğu gibi, haberlerinden, yazılarından ötürü gazeteci adeta günah keçisi haline getiriliyor. Oysa, ne zor koşullarda kamuoyu görev yaptığı göz ardı ediliyor.    

Aslında gazetecinin, yazarın yazgısıdır tehdit edilmek, mahkemelerde süründürülmek, hapse atılmak, en acısı katledilmek.

Hasan Tahsin, Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Ümit Kaftancıoğlu, , Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Metin Göktepe, Hrant Dink, Sami Başaran, Kamil Başaran ve diğerleri savundukları düşüncelerinden, haberlerin, yazılarından ötürü hain saldırılar sonucu yaşamını yitirdi.

Beğenir ya da beğenmezsiniz, yazdığı haber veya yazıdan ötürü kızabilir, öfkeye kapılabilirsiniz. Ancak hiçbir neden gazeteciye, yazara saldırıyı, dövmeyi, öldürmeyi haklı kılamaz. Bazıları gazetecilerden nefret eder, hıncını kusar, onları görünce gözleri adeta kan çanağına döner. Çünkü gazeteciler sırf kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla haksızlıkları, yolsuzlukları, kirli oyunları gün yüzüne çıkararak onların bam teline basar.

Toplumun kirletilmesine, kandırılmasına, yağmalanmasına, haksızlıklara azınlıkta kalsalar da “dur” demek için çırpınıp dururlar. İşte bu nedenle sevilmez, dövülür, öldürülür, ortadan kaldırılır işini yapan, meslek aşığı, ilkeli, dürüst gazeteciler.

Dün Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, bugün görev başındakilere yapılan iğrenç saldırılar, kuşkusuz yarın bir başka gazeteciye yönelecek. Çünkü karanlık güçler, istemezler kirli oyunlarının, dönen dolapların gün yüzüne çıkarılmasını, kamuoyunun bilgi sahibi olmasını.

Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, ne kadar vahşileşirse vahşileşsinler, onların saldırgan tavırları alıkoyamayacaktır namuslu, demokrasiye bağlı gazetecileri görevlerini yapmaktan.

Aslında gazeteciye yapılan saldırılar, ağır cezalarla yargılanmaları, hapse atılmaları o ülkenin basın özgürlüğü çıtasının ne denli düşük olduğunu ortaya koyuyor. Başta gazeteciler, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, sendikalar ve toplum vahşete “hayır” demeli, demokrasi, basın özgürlüğü için tepkisini göstermeli.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.