Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Şükrü  Karaman

Şükrü Karaman

Gidecek yerim yok…

Sosyal medya hesabından, “Gidecek yerim yok, yaşamaya değer bir hayatım da yok” diye yazan üniversite öğrencisi Sibel Ünli’nin yaşamına son vermesi, toplumda giderek yayılan yoksulluk, ötekileştirme ve ruhsal çöküntü gibi toplumun yadsınamaz acı gerçeğini bir kez daha gözlerimizin içine soktu.

Daha 20 yaşında, yaşamının ilk baharında canına kıyan Sibel’in intiharının ardından acı dolu hayat hikayesi çıktı. Yemek kartında 1 lira kalan,  yoksulluğun pençesinde kıvranan, dış görünümünden ötürü aşağılanan, ötekileştirilen Sibel daha fazla dayanamadı umarsızlığa.

Arkadaşları, intihar nedenini yoksulluk ve dış görünümü nedeniyle dışlanması olduğunu belirtti. Sibel’in daha önce de intihara kalkıştığını,  ikna ederek vazgeçirdiklerini söyleyen arkadaşları çok fazla kötülük ile karşılaştığını ifade ettiler.

Ah be Sibel, her türlü kötülüğe karşın kıymamalıydın canına. Senin güzel yüzün ve zengin gönlün değil, seni aşağılayan, yemek kartında 1 lira bıraktıranlar kötüydü aslında.

Yardımsever, hayvanları koruyan, kimsizlere sokakta çorba dağıtan Sibel’i intihara sürükleyen, yaşamdan koparan nedenler çok iyi irdelenmeli. Devletin, hükümetin,  okuduğu üniversite rektörünün, sivil toplum örgütlerinin ve sağduyu sahibi kişilerin alacağı çok ders var bu acı olaydan. Herkes ama herkes üzerlerine düşen sorumluluğu almalı.

Yaşamın ağır koşullarına dayanamayan, dışlanmayı kabullenemeyen 20 yaşındaki Sibel’in canına kıyması aslında toplumsal sorunların hiç de görmezden gelinmeyecek kadar önemli olması.

Sibel gibi, yurdun çeşitli illerinden büyük kentlere gelip yoksunluk içinde üniversite okuyan on binlerce genç var. Ailelerinin kısıtlı bütçelerinden gelen paralarla okumaya çalışıyor, yaşamın zorluğuna direniyorlar. Bazıları devlet ve özel kurumlar ile şahısların sağladığı burslarla gereksinimini karşılıyor, kıt kanaat okumaya çalışıyor.

Belki de birçoğu yarın yönetici kademesinde, bilimsel çalışmalarda yer alarak ülkenin geleceğini belirleyecek, başarılara imza atarak göğsümüzü kabartacak. Bugün, Sibel’in yaşadığı yoksunluğa direnerek okumaya çalışan gençlere toplum olarak, devlet olarak, zenginler olarak sahip çıkmalıyız. Ne var ki çok da sahiplendiğimiz, koruduğumuz söylenemez.

Daha geçenlerde, İstanbul Üniversitesi yanlış bir kararla yemekhanelerde kahvaltı verilmeyeceğini, indirimli yemek hakkının 1 öğünle sınırlandırılacağını açıkladı. Öğrenciler bu karara, zaten kısıtlı olan bütçelerini iyice zora sokacağı gerekçesiyle, topyekun mücadele ederek, üniversite yönetimine geri adım attırdı.

Çünkü, onlar için kahvaltı, indirimli yemek hakkı yaşamsal öneme sahipti. Zaten elde avuçta yok. Nasıl karşılayacaklardı pahalı yemeğin bedelini? Sibel’i ölüme sürükleyen nedenlerinden biri de bu değil miydi?

Üniversite yönetimi kadar, belediyelere de bu konuda önemli görev düşüyor. Belediyeler, dar gelirli öğrencilere yemek dağıtma, hatta barınma gibi toplumsal işlevi üstlenmeli. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, her sabah üniversite önlerinde öğrencilere ücretsiz çorba dağıtıyor. Çok da iyi yapıyor. Diğer belediyeler de bu güzel hareketi örnek almalı.

Tuzu kurular, Sibel’i aşağılayan, ötekileştiren “lay lom” tipler için değil, gerçekten gereksinimi olan duyarlı öğrenciler için yapmalı belediyeler yardımı.

Ne olursa olsun, yazık oldu dünya güzeli Sibel’e.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.