Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Kutuplaşma kültürü ve ekonomi

Televizyon izlediğim zamanlarda neredeyse bir tek haber kanallarına bakıyorum. İsim vermeyeyim, ama objektif ve nispeten tarafsız olmaya çalışan haber kanallarına... Gerçi televizyon kanallarında sürekli aynı insanlar neredeyse her konu hakkında konuşup, yorum yapabiliyorlar. Sadece, salgın, deprem gibi uzmanlık gerektiren bazı alanlarda konu ile ilgili farklı uzman ve akademisyenlere konuk olarak yer veriliyor.

   

Bana öyle geliyor ki, yazılı ve görsel basında son zamanlarda çokça kullanılan “kutuplaşma” ifadesi artık “kutuplaşma kültürüne” dönüşmüş vaziyette. Şöyle ki; iktidar ve muhalefet taraftarlarının tutumları ve olaylara bakış açıları öyle bir hal almış ki, iktidar tarafından ortaya atılan herhangi bir siyasi, hukuki, iktisadi söylem veya icraatta, iktidarın yanında yer alan neredeyse bütün yazarlar, yorumcular, akademisyenler icazet verirken; karşı tarafta saf tutan muhalefet kesiminin ileri gelenleri ise neredeyse topyekûn karşı çıkıyor. Bu durumun tersi de geçerli: Muhalefet tarafından ortaya çıkan bir görüş, düşünce, hemen iktidar tarafından eleştiriliyor, kabul görmüyor. Her iki kesimin uzlaştığı neredeyse tek alan ise, ülke birliği ve vatanın bütünlüğü konusunda oluyor. Bu da zaten olması gereken…

 

Kutuplaşma kültürü tabirini kullanmamın asıl nedeni de şu: İktidar veya muhalefet tarafından ortaya atılan bir fikir veya uygulamanın kendisi değil de, bunun kimin tarafından ortaya atıldığı insanların bu fikir ve uygulamaya bakış açısını ve kabulünü belirliyor. Aynen kültürün tanımında yer alan, “Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış…” gibi, her iki kesimin de ortaya attığı görüş, kendi taraftarları tarafından “düşünüş birliği” oluşturarak neredeyse tartışmasız kabul görüyor. Bu bağlamda, şu soru ister istemez insanın aklına geliyor: Eğer iktidarın ortaya attığı bazı söylem ve uygulamaları muhalefet; muhalefetin savunduğu bazı söylem ve uygulamaları da iktidar tarafı ortaya atsaydı, yazılı ve görsel basında sıkça yer alan bu iki kesimin “ileri gelen” yazarları, akademisyenleri ve gazetecileri şu anki mevcut görüşlerini halen savunuyor olur muydu? Bence, hayır…

 

Birkaç gün önce bir siyasetçi, yaşanan küresel salgın nedeniyle “sanayi üretiminin %30 oranında daraldığı, turizm gelirimizin sıfırlandığı, Türkiye’yi zor günlerin beklediği” minvalinde yorumlar yapıyor ve üstü kapalı bir biçimde de ekonomi yönetimini eleştiriyordu. İyi hoş da, bu salgında başta ekonomi olmak üzere birçok alanda olumsuz etkilenmeyen ülke kalmamışken, bütün dünya kaç aydır neredeyse sokağa çıkamaz, üretim yapamaz hale gelmişken ve hatta ABD’de bile salgın öncesi %3,5 düzeyinde olan işsizlik oranı %15’lere kadar yükselmiş ve de 2020’nin 2. çeyreğinde ABD ekonomisi %32,9 daralmış/küçülmüş iken, Türkiye ekonomisinden mucizeler yaratmasını beklemek ve mevcut durumu eleştirmek, çok da rasyonel bir davranış olmasa gerek…

 

Kamudaki israf, özelleştirme politikaları, depreme hazırlık, nepotizm, vb. gibi birçok konuda yöneticileri eleştirebilirsiniz. Bana göre, haksız da sayılmazsınız. Ama bütün dünyanın çaresiz kaldığı bu ortamda ekonomimizin geleceği için “yandık, bittik” şeklinde açıklama yapmak, sadece karşı duruşun bir gereği olsa gerek…

 

Eksiklerimiz olmasına rağmen Türkiye büyük bir ülkedir; potansiyeli ve kapasitesi çoğu alanda yüksektir. Yeter ki, birlik ve beraberliğimizi bozmayıp olaylara yapıcı eleştirilerle yaklaşalım ve “taraftar olmak” yerine “ortak aklı” kullanmayı bilelim…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.