Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Türkiye’nin Dış Ticaret ve Döviz Açığı Sorunu (2)

24 Ocak 1980 Kararları’nın mimarı, 12 Eylül askeri yönetimini takiben Kasım 1983’te yapılan genel seçimler sonrası Başbakan; Kasım 1989’da da Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’dır. Özal liderliğindeki Türkiye ekonomisi, 1980’li yıllarda serbest piyasa ekonomisinin kurallarını hızla uygulamaya başlamıştır: İhracat teşvik edilmiş, ithalat önündeki engeller kaldırılmış, döviz kurları ve faizler serbest bırakılmış ve 1989 yılında sermaye giriş-çıkışı önündeki engeller de kaldırılarak, Türkiye’nin küresel sisteme ve serbest piyasa ekonomisine tam entegre olması sağlanmıştır.

Bütün bu ekonomik gelişmeler, Türkiye’nin dış ticaret hacminin (ihracat+ithalat) önemli ölçüde artmasına yol açmıştır. Örneğin, 1980 yılında yaklaşık 3 milyar Dolar olan ihracatımız, 2000 yılında 27 milyar Dolar’a, 2018 yılında da 168 milyar Dolar’a yükselerek tam 55 kat artmıştır. İthalatımız ise, 1980 yılında yaklaşık 8 milyar Dolar’dan, 2000 yılında 54 milyar Dolar’a, 2018 yılında da 223 milyar Dolar’a yükselerek tam 28 kat artmıştır.

İhracatın 1980–2018 dönemi boyunca 55 kat artması; buna karşın, ithalatın neredeyse bunun yarısı kadar artmış olması sizi yanıltmasın. Esasen, ihracatta meydana gelen artış oranının ithalattan çok daha yüksek olmasının nedeni, ihracatın 1980 başlangıç değerinin düşük olmasından (3 milyar Dolar) kaynaklanmıştır. Sonuçta, 1980 yılında 5 milyar Dolar olan dış ticaret açığımız, 2000 yılında 27 milyar Dolar’a, 2018 yılında da 55 milyar Dolar’a yükselmiştir.  

Aklınıza şu soru gelebilir: “İyi de hocam, Türkiye ekonomisi 1980 sonrası ihracata dayalı büyüme modeline geçmedi mi? Bunun bir nedeni de, döviz tasarrufu sağlamak değil miydi? Neden 1980–2019 döneminde de sürekli ve artan miktarlarda dış ticaret açığı verdik?”

Sorunun cevabı aslında çok basittir: İhracatımızı yeterince artıramadık; ithalatımızın artış hızını ise engelleyemedik. Peki neden?

Çünkü Türkiye ekonomisi güçlü ihracat yapısının temel sac-ayağı olan Araştırma-Geliştirmeye (Ar-Ge) ve teknolojiye yeterince önem vermedi. Bunun bir sonucu olarak da, ihracatın büyük bir kısmı, yüksek teknoloji ve katma-değerden yoksun, yükte ağır pahada hafif ürünlerden oluştu.

Özetle; Türkiye’nin, dış ticaret ve döviz açığı sorununu kökten çözebilmesi, döviz rezervlerini artırabilmesi ve bu sayede döviz kurlarına istikrar kazandırabilmesi için, ileri teknoloji ürünlerini içeren ve yüksek katma-değerli ihracata ve de Ar-Ge yatırımlarına daha fazla ağırlık vermesi gerekir. Dolayısıyla, Türkiye’nin 1980 yılında uygulamaya koyduğu “ihracata dayalı büyüme modelini” tekrar gözden geçirmesi ve ihracatı artırmak için yeni çıkış stratejileri araması, artık keyfi değil, elzemdir…

Bu serinin 3’üncü ve son kısmında Türkiye’nin ithalatına ilişkin analizlere yer vereceğiz.

Sağlıcakla kalınız, Ordu’ya selamlar…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.