evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
  • HABERLER
  • YURT
  • Bora Serdar (E) Deniz Kurmay Albay KARADENİZ DONANMASI

Bora Serdar (E) Deniz Kurmay Albay KARADENİZ DONANMASI

Bora Serdar  (E) Deniz Kurmay Albay    KARADENİZ DONANMASI

Birinci Dünya Savaşından mağlup olarak çıkan Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’yle işgal altına girdi. Haliç’e çekilen ve İzmit’te kontrol altına alınan Osmanlı Donanması enterne edildi. “Müttefik Deniz İşleri Komisyonu”nun emrine giren Osmanlı Donanması artık kendi kıyılarını koruyacak veya savaşacak bir durumda değildi.

Aynı tarihte 22 savaş gemisiyle İzmir Limanı’na gelen İngiliz Akdeniz Filosu, 13 Kasım 1918’de müttefik donanmasına dönüşerek 55 parça gemiyle (22 İngiliz, 17 İtalyan, 12 Fransız ve 4 Yunan) İstanbul’a geldi. Bu donanma Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’dan İstanbul’a geldiği aynı gün boğazda Kartal İstimbotu ile seyir halinde iken, “Geldikleri gibi giderler” dediği müttefik düşman donanmasıydı.

Galip devletlerin (İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan, Amerika ve Japonya) oluşturduğu bu düşman donanmasının Türk limanları ve karasularında bulunduracağı harp gemisi sayısı müteakip dönemde 73’e kadar çıkacak ve toplam tonaj 250.000 tonu geçecekti.

10 Ağustos 1920’de Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf devletleri arasında imzalan Sevr Antlaşması, uğranılan yenilgiyi onaylıyor, Mondros Mütarekesi’nin ilkeleri çerçevesinde Osmanlı savaş gemilerinin İtilaf devletlerine teslimini öngörüyordu. Yine de, Komisyon Osmanlı yöneticilerine yeterli bir kıyı karakol imkânı sağlamak için 77 mm’likten büyük çaplı olmamak kaydıyla en fazla iki top taşıyacak belli sayıda gemiye izin veriyordu. Geri kalan bütün gemiler söküme gidecekti. Sonuçta, toplam 4.000 ton tutarında gemiye ve 600 mürettebata izin vardı.

 

Türklere sadece kıraç bir bölge, “Anadolu” kalmıştı. Ancak Sevr Antlaşması büyük zaferle sonuçlanacak Kurtuluş Savaşı sonrası imza edilecek 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşmasıyla geçerliliğini yitirecekti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilecek Kurtuluş Savaşı’nın en önemli sorunu Batı (Garp) Cephesi’nin deniz cephesinden beslenmesiydi. Bunun için elde ne doğru dürüst kaynak ne de savaş sanayii mevcuttu. Kaldı ki ordu, sanayi-cephe bağlantısını kuracak yollardan dahi yoksundu. Demiryolları ve karayollarının yanı sıra mevcut sanayi ve ticaret merkezleri tamamen işgal kuvvetlerinin elindeydi.

Anadolu’nun Doğu Akdeniz ve Ege Denizi limanları Yunanistan, Fransa ve İtalyan’ın işgali altındaydı. Marmara Denizi ve Boğazlar Bölgesi’nde çok sıkı güvenlik önlemleri alan İngiltere, Türk Donanması’na mensup gemilerin Karadeniz’e çıkarabileceğini de düşünerek, gerek Boğaz ve Haliç’te gerekse Karadeniz’de kontrollerini artırmıştı.

Fransızlar Batı Karadeniz’i (Ereğli ve Zonguldak), İngilizler ise Doğu Karadeniz’i (Samsun ve Trabzon) kontrol ediyor, Yunanistan da Türk askeri deniz nakliyatını kesmek ve Pontus çetelerini besleyip Anadolu’da anarşik bir durum yaratmak için Karadeniz’de bulunuyordu.

Bu şartlar altında dahi Anadolu’nun kurtuluşuna giden yol “denizden”, Karadeniz’deki limanlardan azami derecede yaralanmaktan geçiyordu. Karadeniz’deki mücadelenin sonucu, karadaki meydan muharebesinin geleceğini tayin edecekti. Bu haliyle Karadeniz, stratejik deniz nakliyatı için uygun bir konuma geliyordu.

Kurtuluş Savaşı’nın deniz stratejisi savaş ekonomisinden yoksun Anadolu’nun derinliklerinde hazırlıklarını sürdüren ordunun Karadeniz’den beslenmesi üzerine geliştirildi. Bu deniz harekâtı büyük bir “gizlilik” altında yapılacaktı…

Bu kapsamda, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin kurulması sonrası, Kurtuluş Savaşı’nın örgütlenme sürecinde deniz ikmal yollarını oluşturmak ve yapılacak nakliyatın planlı ve düzenli olarak yürütülmesini sağlamak için 10 Temmuz 1920 tarihinde Ankara’da Umûr-ı Bahriye Müdürlüğü (Deniz İşleri Müdürlüğü) kuruldu.

Rus Bolşevik Hükümeti ile yapılan görüşmeler neticesinde 24 Ağustos 1920 tarihinde Sovyet Yardım Antlaşması imzalandı. Almanya’dan gizli ve özel yollarla getirilen ve Rusya’dan sağlanan silah ve cephaneler Eylül 1920’den itibaren “Anadolu Donanması” ile Karadeniz kıyılarına nakledilmeye başlandı.

Milli mücadelenin Karadeniz’deki deniz cephesinde artan yoğun faaliyetler nedeniyle Umûr-ı Bahriye Müdürlüğü’nün adı 1 Mart 1921’de, “Bahriye Dairesi Reisliği” olarak değiştirildi.

Bu dairenin altında “Çevre Komutanlıkları” teşkil edilirken Karadeniz’deki tüm deniz askeri nakliyatın sorumluluğu bu bağlamda kurulan “Trabzon Nakliyatı Bahriye Komutanlığı”na verildi. Stratejik değeri çok yüksek olan bu deniz nakliyatı, Karadeniz’de kurulu 32 adet “Liman Reisliği” ve 1921 Haziran ayı ortaları kıyılarda teşkil edilen 9 adet “Gözetleme İstasyonları-Yardımcı Nakliyat İstasyonları” ile koordineli olarak yürütüldü.

Belirlenen strateji doğrultusunda Karadeniz’de gizli olarak icra edilecek deniz nakliyatı, İstanbul’dan Karedeniz Ereğlisi ve İnebolu’ya, Novroseski-Tuapse-Batum’dan Trabzon’a ve Trabzon’dan da Samsun ve İnebolu’ya doğru uzanıyordu.

Kimilerince tamamen bir nakliyat olarak görülen bu deniz harekâtı, ağırlıklı olarak Şubat 1919’dan itibaren Milli Mücadeleye katılan, gerek düşman unsurlarından denizde/limanda müsadere edilen gerekse sahipleri tarafından hediye edilen/gönüllü katılan süratleri 4 ile 10 mil, tonajları ise 6 ile 1.300 ton arasında değişen, toplam tonajı 7000’ni bulan 27 parça irili ufaklı teknenin oluşturduğu Anadolu Donanması tarafından icra edildi. Bu unsurlar;

-            Kendi istekleri ile Mili Mücadeleye katılan Aydınreis ve Preveze gambotları ile Rüsûmât No 4 vapuru,

-            20 Ocak 1921’de İstanbul’dan kaçarak Anadolu Donanması’na katılan Alemdar kurtarma gemisi,

-            Rus Şuralar Cumhuriyetinden alınan No. I ve No. II motor gambotları,

-            Denizde müsadere edilen (el konulan)/yakalanan Trabzon (Enosis) ve Samsun (Uranya) şilepleri, Batum (Petros) vapuru ile Zonguldak, Ayyıldız, Fulya (Filye) ve Selamet (Semolet) motorları,

-            Karadeniz Ereğli’sinde müsadere edilen Şahin şilebi, Gazal römorkörü (Samsam), Mebruke ve Aslan motorları, Amasra (İslavonia) ve Ereğli (İpana) vapurları,

-            Sahipleri tarafından Mili Mücadeleye hediye edilen Sinop, İktam, Hüdaverdi, Derya, Tecribe ve Keşşaf motorları ile Dana ve Şile yelkenlilerinden meydana geliyordu.

Kurtuluş Savaşı’nda, Yunan, ihtiyaç duyduğu nakliyatı kocaman ticaret gemileriyle ve hiçbir askeri tehlike içinde kalmadan yaparken Türkler deniz nakliyatını, Yunan ve Yunan taraflısı İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin yaptığı çok sıkı “savaş kaçağı nakliyat kontrolü” altında ufacık teknelerle yaptı.

Yani icra edilen deniz nakliyatı, düşman gemilerinin rahat rahat gezdiği ve nakliyatımıza büyük bir tehlike teşkil ettiği bir deniz harekât alanında yapıldı. Bundan ötürü, cinsleri ne olursa olsun, 600 millik bir mesafede Türk deniz vasıtalarının yaptığı bu görev ilk önce harekât; sonra nakliyattı. Buna rağmen bazı düşünürler Kurtuluş Savaşı’nda Karadeniz’e “deniz cephesi” adının verilmesini güçlükle kabul etti.

Kurtuluş Savaşı’nda Türk denizciliğinin ve deniz gücünün yeniden canlandırılması, Millî Kuvvetlerin Anadolu’daki askerî hedeflerini elde etmesinde hayatî önem taşıyan silah, teçhizat, cephane ve personelin deniz nakliyatı ile istenilen bölgelere sevk edilmesi ve kıyıların korunmasında Türk denizcilerinin büyük hizmetleri oldu.

Ülke içindeki kaynakların harp potansiyeline dönüştürülmesi,  imkân ve kabiliyetler sınırlı olsa da Millî Kuvvetlerin denizlerden desteklenmesi ve tarihî lojistik nakliyatı gerçekleştirmesi görevini Türk denizcileri başarıyla yerine getirdi. Kurtuluş Savaşı sırasında düşman tarafından tahrip edilen Rüsûmât No 4 vapuru hariç, tek bir motor bile olmadı.

Geçmişte birileri, “Karada kağnı arabalarıyla kadın ve çocukların bile yaptığı taşıma hizmetine hiçbir ad takılmazken, çatanalarla (Filika büyüklüğünde deniz teknesi, küçük vapur, istimbot) denizcilerin yaptığı hizmetlere neden ‘savaş hizmeti’ denecek miş?” dese de, Karadeniz’in sert soğuk ve fırtınalarında insan kudreti üstünde varlık göstererek elde ettikleri bu başarı ile tarihe geçen denizcileri, TBMM Reisi Mustafa Kemal Atatürk 1 Mart 1923 tarihinde Meclisin 4. Toplantı yılı açılış konuşmasında şu sözlerle takdir ediyordu:

“Eskiden bütün deniz örgüt ve cephane depolarıyla harekât üssü ve gemi yapma tesislerinin İstanbul’a sıkıştırılmasındaki sakınca yapılan mücadelede ortaya çıktı. Düşmanın ablukasına, gelişmiş askeri mühimmatlarına, modern donanmalarına rağmen Türk bahriyesinin birkaç köhne tekne ile Milli Mücadele Dönemi’nde ordunun ihtiyacı olan her malzemeyi zayi etmeksizin yerine zamanında ulaştırmayı başardığı için bu millet askerlerine minnettardır.”

İşgal Kuvvetlerine karşı, Anadolu Donanması’nın icra ettiği deniz harekâtı ile nefes alan kurtuluş mücadelesi, 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyetin kuruluşu ile taçlandı.

Bilinmelidir ki, geçmişte olduğu gibi bugün de, Anadolu’da ve mavi vatanda 96 yıldır sönmeyen bağımsızlık ateşinin yegâne koruyucu, Anadolu Donanmasının ruhu ile şekillenmiş ve büyümüş modern Cumhuriyet Donanmamız olacaktır.

Faydalanılan Kaynaklar

Daniel Panzac, Osmanlı Donaması (1572-1923), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Afif Büyüktuğrul, Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması, Cilt-4, Deniz Basımevi.

Arif Büyüktuğrul, Büyük Atamız ve Türk Denizciliği, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Soner Polat-Figen Atabey-Akın Özdemir,  İstiklal Harbi’nde Bahriyemiz, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı.

Umut C. Karadoğan, Modern Türkiye’nin Kuruluşunda Donanma, Yaklaşım Kariyer Yayıncılık.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?