Ordu
DOLAR18.5039
EURO18.1433
ALTIN988.22
reader

1883’DE ORDU’DA ÇIKAN BÜYÜK YANGINDAN SONRA İLK İMAR FAALİYETLERİ VE İSKELE YAPILIŞI…

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
1883’DE ORDU’DA ÇIKAN BÜYÜK YANGINDAN SONRA İLK İMAR FAALİYETLERİ VE İSKELE YAPILIŞI…
Abone ol

Ordu şehir tarihinin en önemli felaketlerinden birisi şehir merkezinde çıkan büyük yangındır. Ordu kazasının 1883'te geçirdiği ve çarşının önemli bölümünün kül olduğu yangın felaketi Osmanlı arşivlerinde kayıt altına alındığı çeşitli evraklarda açıkça görülmektedir. Şehrin kalbi olan çarşı merkezinde bir gece yarısı başlayan yangın, ertesi günü öğleye kadar devam eder ve itfaiye teşkilatı da olmadığından ne kadar ahşap bina varsa hepsi yanıp yok olur. Yalnız, etrafı boş olduğundan Orta ve Yalı Camileri son anda yanmaktan kurtulmuştur. Ayrıca, Şadırvan civarında bulunan birçok iş yeri, Rum ve Ermenilerin olup taştandır. O sebeple bu yapılar yangında kısmen zarar görür.

Ordu Çarşısında yangın olduğu zaman, Kasaba halkı yine Çambaşı Yaylasında bulunmaktaydı. Ticarî eşyalar Çambaşındaki dükkânlara yayla mevsiminde taşındığı için, Kasabadaki işyerleri, genellikle boş idi. Bu yüzden maddî zarar az olmuştu. Kaymakam dâhil halk ve yöneticiler Çambaşı Yaylasına göç etmiş, hapishane de oraya nakledilmiştir. Bu vesileyle ilk imar planı yapılır ve şehir yeniden kurulur.

Yangından sonra kasabada hiç vakit kaybetmeden imar faaliyetlerine başlanır. Trabzon valisi Sururi Paşa Ordu Kasabasına şehrin yeniden planlanması ve imarının yapılması için Mustafa Efendi ve Çıngıryan Efendi adlarında iki kondüktör (mühendis) gönderir.  Bu mühendisler yaptıkları incelemeler sonucunda Ebniye Kanunu'na uyularak Ordu şehir planı hazırlar. Mühendisler şehrin Boztepe eteklerinde bulunan Kirazlimanı mevkiinde kurulmasını önermişlerdir.

Ancak mühendislerin bu teklifleri şehrin ilerde büyüyebileceği göz önünde bulundurularak şehrin ileri gelenleri tarafından kabul edilmemiş ve kasabanın tekrar eski yerinde kurulması kararlaştırılmıştır. Ordu şehir planına göre, cadde genişlikleri 18 m birbirine paralel ara sokakların genişliği 12-14 m. arasında ve birbirine bitişik binaların meydana getirdiği adalar bulunmaktaydı. Mühendislerin hazırladığı bu planın bazı kısımları özellikle sokak ve cadde genişlikleri değiştirilmesine rağmen yine de ana plana elden geldiğince uyulmaya çalışılmıştır.

19. yüzyılın sonlarında Ordu Belediyesi'nin de ticaretin gelişmesi amacıyla sahil şeridindeki imar faaliyetlerine ağırlık verdiği Osmanlı belgelerinden anlaşılmaktadır. Öncelikle şehir içinde bulunan mezarlıklar kaldırılır ve buraları birer meydan haline getirilir. Şehrin imarında yer alan bataklıkları kurutmak için lağımlar düzenlenerek dereler için geniş kanallar yaptırılır, bu kanalların üstü örtülerek üzerinde cadde ve sokaklar açılır.

Sahilde ithalat ve ihracatı kolaylaştırmak amacıyla belediye tarafından 1884 yılında 25.500 kuruşa ahşap iskele yapılmış, iskelenin inşaat masraflarının karşılanması için geçici olarak buradan nakledilecek mal ve eşyadan ücret alınması uygun bulunmuştur. 1884 yılında yapılan ilk iskelenin boyu daha sonra uzatılarak, buradan daha iyi şartlar altında yük alınıp-verilmesi sağlanmıştır. Ayrıca, bu iskeleden biraz batıda, Yalı Camii önünde, demir kazıklar üzerinde ikinci bir iskele inşa edilerek, burası tamamen yolculara tahsis olmuştur.

Halk arasında “yük” ve “yolcu” iskeleleri adlarıyla anılan bu iskeleler, yıllarca Ordu şehrine hizmet vermişler; Ordu ekonomisinin, ticaretinin, hatta sosyal hayatının birer temel unsurları olarak, 1960’lı yıllara kadar Ordu'nun iç ve dış pazarlarla olan bağlantılarını sağlamışlardır. Hale hazırda bu iskeleler tamamen devre dışı kalmışlardır.

1883 yılındaki büyük yangını müteakip, Belediyenin öncülüğü ile Ordu halkı çarşıdaki bataklıkları ve çukur yerleri doldurmak için gönüllü birlikleri kurdular. Daha sonra, kasabada oturan her yetişkin kişi, 4 gün bataklık kurutma işyerlerinde ya bizzat çalışmak veya yerine işçi tutmakla mükellef kılındı. Ve bu karar ciddiyetle tatbik edildi. Çarşının bazı kısımlarına ray'lar döşenerek, deniz kıyısından kum ve çakıl; Boztepe eteklerinden toprak taşınarak, Bataklıkların önemli bir kısmı kurutuldu. Ordu'da bu şekilde en son doldurulan saha, bugünkü Sebze Pazarının bulunduğu, evvelce (Millet Düzü) adıyla anılan yerdir.

Millî Mücadeleden 5 - 6 yıl sonra Ordu'lu gençlerin teşebbüsleriyle deniz kenarından buraya kadar ufak bir demiryolu çekildi. Gençler kömür vagonlarıyla kum ve çakıl taşıyarak, iki metreye yakın çukur olan bu büyük bataklığı tamamen doldurup Futbol Sahası haline getirdiler. Bundan sonra, uzun yıllar Ordu halkı, Millî Bayramlarını bu yeni düzlükte kutlamaya başlamış; spor faaliyetleriyle bütün okul gösterileri (Millet Düzü) adı verilen bu sahada yapılmıştır. Günümüzde ise, açık Sebze Pazarı olarak yine Ordu'luların hizmetini görmektedir.

Bütün bu imar çalışmaları, devrin Belediye Başkanları olan Katırcıoğlu Mustafa Ağa, Şair Tıflı ve uzun süre başkanlık yapan Felek Zade Süleyman Ağa'nın gayretleriyle başarıya ulaşmıştı. Çarşıdaki yeni binalar tamamen yığma taş olarak inşa ediliyordu. Aralarında, bazı kısımları ahşap ve değişik mimarîsi bulunanlar da vardı: Karayaka İş Hanı ile Özel İdare'nin bulunduğu eski binalar ve Süpermarket binaları, eski Türk ocağı (Halk Eğitim Merkezi) binası bunların başlıcalarıdır.

Dükkân ve mağaza olarak kullanılan binalar bloklar halinde, ana caddeleri kesen ara sokaklar üzerinde, birbirlerine bitişik olarak inşa edilmişlerdi. Ve çoklukla iki katlı idiler. Üst katları umumiyetle depo olarak kullanılırdı. Dükkân ve mağazaların cephelerinde demir kepenk ve kapı bulunurdu. Çarşıdaki büyük binaların bir kısmı yangına karşı Sigorta edilmişlerdi. Sigorta Şirketlerinin adlarını gösteren yazılar, kalın saç levhalar üzerine orijinal şekliyle yazılmış olarak sigortalı binanın göze çarpan bir yerine çivilenirdi.

1883 yangınından sonra Ordu'da başlayan imar faaliyetleri, çarşıda ve mahallelerde yeni işyerleri ve mesken inşaatları biçiminde I. Cihan Harbi çıkıncaya kadar büyük bir hızla devam etmiş, bu devre içinde, Karadeniz sahilinde adeta yeni ve modern bir şehir kuruluyordu.

1898 yılında Felek zade Süleyman Ağa'nın belediye reisliği yaptığı döneminde, çarşının düzenlenmesi ve bataklıkların doldurulması amacıyla deniz kıyısı ile çarşının iç kısmı arasında bir demiryolu hattı döşenerek, insan gücüyle yürütülen küçük vagonlarla deniz kıyısından kum ve çakıl çekilip şehir içinde kalan bataklıklar kurutulmaya çalışılır. Birçok mahalle ve semtlerde ara sokaklara kaldırımlar yapılır ve mahalle aralarındaki sokakların hemen tamamı taşla döşenir. Süleyman Ağa bu görevi kabul ederken "kenti yeniden inşa etmek, modernleştirmek için yardım edilmesini" şart koşmuştur.

Bu süre içeresinde zabıta memurluğunu kuran Süleyman Ağa'nın belediye çalışanlarının ücretini de kendisinin ödediği söylenir. Yeni yüzyıla girildiğinde, belediye, deniz kıyısındaki gölcükleri, bataklıkları kumla doldurma çalışmasını yürütmektedir. Tahıl Pazarı'nın bulunduğu yerdeki sazlık ve bataklık için de çalışma yürüten Süleyman Ağa, asrın hemen başında bu bataklığı kurutmak için halkı da seferber etmiş, herkese ya dört gün burada çalışma ya da ücretini ödeme zorunluluğu getirmiştir. Belediye başkanı, kentin bugün sahip olduğu cadde ve sokakların da önemli bir bölümünü, o dönemdeki imar kanununa dayanarak açtırmış ve genişletmiştir. Ne var ki, bu da arsasının bir bölümü cadde ya da sokağa gidenlerin büyük tepkisine yol açacaktır.

1884 yılında şair ve bilahare belediye başkanı ve müftü olan Tıfli Efendi, yaylada Şu'un-i Dâhiliye (İç Haberler) adıyla el yazma bir gazete çıkarmıştır. 1885 yılında Trabzon Valisi Sırrı Paşa ile Sivas valisi Halil Rıfat Paşa’nın ortak çabalarıyla Ordu Sivas karayolu kısmen açılarak iç kesimle bağlantı sağlanır.

Ruslarla “93 Harbi”nde alınılan yenilgiler sonucunda Kafkasya'dan göçler başlamıştı. Nitekim göçmenlerin sayısındaki artış nedeniyle haftada bir kez Batum Limanı’na giden İdare-i Mahsusa vapuru yetersiz kalmıştır. Bunun üzerine Dâhiliye Nezareti, Trabzon vilayetinden vapur sayısının arttırılması yönünde talepte bulunmuş ve Batum ile çevresinden göç edecek olan 40.000 göçmenden, 29.000’inin iskân yerlerine ulaştırılabilmeleri için “Mevrid-i Nusret”, “Asir”, “Selimiye”, “Muhbir-i Server” ve “Mecidiye” vapurları tahsis edilmiştir. Kara yolu ile veya vapurlarla gelen göçmenler, ilk olarak bu bölgelerdeki Müslüman ailelerin evlerinde geçici olarak misafir edilmişlerdir. Daha sonra kalıcı olarak yerleşecekleri topraklar ve evlerin tahsis edilmesi ile kırsal alanlarda göçmen köyleri ortaya çıkmıştır.

1890- 1900 yıllarından sonra, birçok gayrimüslim kasabada yerleşmiş, ticaret hayatında ön safa geçmişlerdi. 1886 tarihi itibarıyla Ordu kazası dâhilinde toplam 1034 hanede 4254 nüfus Batum Çürüksu Gürcü göçmeni iskân edilir. Kafkaslardan gelen muhacirler, Yokuşdibi ve Gürgentepe bölgelerinde patates tarlaları kurmuşlardı. Müstahsil, gerek üretim azlığı ve gerek nakil zorluğu dolayısıyla yetiştirdiği patatesten fazla bir gelir sağlayamıyordu. Patates, ancak yetiştiği bölgedeki halkın, mısır kadar önemli bir gıda maddesini teşkil etmekteydi.

Rusya ile yapılan 93 muharebesinden bir müddet sonra Kafkaslardan gelen kalabalık bir muhacir topluluğu ise, ilk yerleştikleri köylerden yavaş yavaş ilçe merkezlerine inmeğe başlamışlardı. Bölgenin çeşitli mahsullere sahip oluşu sebebiyle, Ordu çarşısında hareketli ve canlı bir iş hayatı doğmuştu. Bu arada dış ülkelerle bazı ticari temaslara da başlanmıştı.

1882 tarihli Ebniye Kanunu'nda deprem ve yangına karşı dayanıklı olmayan binaların yıkılmasına karar verilmiş ve yapılan incelemelerde dayanıklı, sağlam olmayan binalar için sahiplerine gönderilen ihtarnamelerin ardından yıkımlarına başlanmıştır. Bu kanun sokakları sınıflandırarak genişliklerini tespit etmekte ve bu nispetlerden daha dar olanların da icabı halinde bedelsiz bir kamulaştırma ile alınacağı, ancak fazla alınan yerler için bedel verilebileceği prensibini koymuştur. Ve bu plana elden geldiğince uyulmaya çalışılır.

1888 yılında Ordu kazasında, Ordu Mekteb-i Rüştiyesi, Bolaman Nahiyesi, Perşembe Nahiyesi ve Habsemana Nahiyesindeki rüştiyelerde toplam 165 talebe bulunmaktadır. 1888 yılında ahşap iskelenin masraflarına karşılık alınan ücretin süresinin bitmesine karşılık belediye bütçesinin yetersiz olması ve borcun kapatılması gerekçeleriyle bu sürenin uzatılmasına karar verilmiştir.

Yine Osmanlı belgelerinden anlaşıldığına göre 1892 yılında Ordu sahilinde Devlet adına bir liman bitişiğinde bir acente binası yapılması için inşaat izni talep edilmiştir. Ayrıca Ordu'da yetiştirilen ürünlerin deniz yoluyla dış pazarlara ulaştırılması için yük iskelesi yakınındaki cadde ve sokaklarda  gümrük binası, karantina ve konaklama tesisleri, depolar ve gemi acentelikleri yer alıyordu.

Ordu iskelesinden dış ülkelere çeşidi toprak ürünleri ihraç edilmekteydi. Öte yandan, kalabalık bir nüfusun barındığı Ordu ilçesinin her türlü tüketim maddeleri, ticari eşyaları ve emtiaları İstanbul ve Avrupa ülkelerinden gemilerle Ordu iskelesine taşınmaktaydı. Zamanla gayrimüslim nüfusun Anadolu'nun iç kesimlerinden ticaretin daha yoğun ve iş bulma imkânının daha çok olduğu kıyı kentlerine kaymasına neden oldu. İç kesimlerden Küçük Asya'nın kuzey bölümündeki Trabzon, Giresun ve Ordu gibi liman kentlerine gelen Rumlar, bu kentlerde serbest girişime ve dış ticarete dayanan küçük bir ekonomik devrim yaptılar. Küçük bir liman kenti olan Ordu Kazası da bu dönemdeki meydana gelen gelişmelerden etkilendi ve kaza ekonomisi bu dönemde bir hayli canlandı.

Doç. Dr. Kemal Saylan Hocanın yayınladığı “1868- 1914 Döneminde Ordu Kazası “ adlı değerli bir araştırma makalesi bulunmaktadır. Doç. Dr. Kemal saylan mezkûr makalesinin “Ordu Kazasında Ekonomi “ başlıklı bölümünde bahsettiklerine göre 1868- 1914 Döneminde Ordu Kazası mevcut durum özetle şöyledir:

1838 Ticaret Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi ve buharlı gemiler ile taşımacılığın bütün dünyada olduğu gibi Osmanlı sularında da yaygınlaşması, Anadolu liman kentlerinin ticaret hacmini önemli ölçüde artırırken, ticaret yollarını kıyılarda yoğunlaştırarak değiştirmek suretiyle bazı iç bölgelerdeki şehirler için tıpkı coğrafi keşifler dönemindeki yol değişikliklerinin olumsuz etkisi gibi iş görmüştür.

Bu dönemde Anadolu kentlerinin ekonomik yapılarını belirleyen ana etken iç ve dış ticaretteki etkinlikleri olmakla birlikte geleneksel üretim ilişkilerinin henüz değişmediği sanayileşmenin gerçekleştirilmediği bu evrede, bazı kıyı kentlerinin belirgin bir gelişme göstermelerinin başlıca nedeni, dış ticarette gösterdikleri atılım olmuştur.

 Samsun, Mersin, İskenderun gibi büyük limanların yanında deniz kıyısında kurulmuş liman kentlerinin oluşması da bu dönemin ürünüdür. Küçük bir liman kenti olan Ordu Kazası da bu dönemdeki meydana gelen gelişmelerden etkilendi ve kaza ekonomisi bu dönemde bir hayli canlandı. Daha önceleri içe kapanık ekonomik faaliyetler sürdüren kaza artık dış piyasalarla tanışarak, yurt dışından yapılan ithalatın yanı sıra yurt dışına ihracat yapar hale geldi.”

(devam edecek...)


  • 1
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
MİNDERİN EFELERİNDEN BRONZ MAADLYAÖnceki Haber

MİNDERİN EFELERİNDEN BRONZ MAADLYA

YERDEN TOPLAYIN!Sonraki Haber

YERDEN TOPLAYIN!

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar