Ünlü Coğrafyacılar Prof.Dr.Osman Sami Öngör Ve Prof. Dr. Sırrı Erinç Ordu’yu Anlatıyorlar

Vapurlar yola çıktıktan sonra günlerce süren seyahat esnasında taşıdığı yolcuların da iyi ve kaiteli bir şekilde vakit geçirmeleri için çaba harcadıkları görülmektedir. Tabii ki geminin güvertesinde soğuk ve fırtınalı havalarda düşük mevkiide yolculuk yapan garibanlar perişan olduğu da acı bir gerçektir.

Hakan Seylan
Hakan Seylan Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Dünden Devam

DENİZ YOLCULUKLARI SIRASINDA VAPURLAR…

Vapurlar yola çıktıktıktan sonra günlerce süren seyahat esnasında taşıdığı yolcuların da iyi ve kaiteli bir şekilde vakit geçirmeleri için çaba harcadıkları görülmektedir. Tabii ki geminin güvertesinde soğuk ve fırtınalı havalarda düşük mevkiide yolculuk yapan garibanlar perişan olduğu da acı bir gerçektir. O yılarda aynı geminin içinde yolculuk yapan iki farklı sınıfın yarattığı sosyal hikayeler, acı dramlar gözlemleyen birçok yazar tarafından tepkiyle karşılanmış, farkındalık yaratmak ve çözüm bulunması amacıyla zaman içinde kaleme alınmıştır. 

Prof. Dr. Osman Sami Öngör Hoca “Geçen Yılları düşündükçe” adlı kitabında; o dönemde Karadeniz’de yapılan vapur yolculukları sırasında süren yaşamı şöyle yorumluyordu: 

Ünlü Coğrafyacılar Prof.Dr.Osman Sami Öngör Ve Prof. Dr. Sırrı Erinç Ordu’yu Anlatıyorlar

“..Vapurun en büyük bölümü birinci mevki yolcularına ayrılmıştı. Yemek ve dinlenme salonları oldukça geniş ve rahattı; bazılarının küçük de olsa, kitaplığı ve çalışma odası bulunurdu. İkinci mevki kıçta, eğer varsa, üçüncü mevki kamaraları da başaltındaydı. Devlet vapurlarında birinci mevki yolcularının bilet ücretlerine yemek de dahildi. O zamanın koşullarına göre oldukça bol, İyi seçilmiş usta ahçılar tarafından özenle hazırlanmış yemeklerdi; herhalde şimdikilerden daha iyi idi.

Vapurun süvarisi, doktor, çarkçıbaşı gibi zabıtandan bazıları, yemeklerini yolcularla yerler; salonun orta yerinde hazırlanan yuvarlak bir masada otururlardı. Gemide bulunan hatırı sayılır bazı yolcular da, bir tür şeref misafiri gibi, aynı masada yer alırlardı. İkinci ve üçüncü mevkilerin daha popüler ve candan havası vardı. Burada yemek zorunluğu yoktu, yani bilete dâhil değildi. Ama isteyen yolcular alakart olarak aynı yemekleri yiyebilirlerdi.

Yeri gelmişken, o yıllara ait bir de fena, yakışıksız bir alışkanlıktan söz edelim: Karadeniz'de çalışan bu vapurlarda kumar oynanırdı, öyle eğlence için kâğıt oyunu değil, gerçekten kumar! O derece yaygındı ki, sırf kumar için seyahat eden profesyonel kişiler az değildi. Oynanan oyun büyüktü, ortada küçük bir servet sayılabilecek para dönerdi.

Birinci mevki salonunda kümelenen kumarbazlar, bazen yemek saatlerini de feda ederek gece gündüz durmadan poker oynarlar, kısa tutulan seanslardan sonra yeni kâğıtlar açılır, oyun aralıksız sürerdi. Vapurun kamarot ve garsonları onlara özenle hizmet eder; içkilerini getirir, kül tablalarını değiştirirdi. Çünkü bu oyunlardan memnundular; oldukça büyük bahşiş alırlardı. Masanın çevresinde halka olan meraklı seyirciler, ortada dönen büyük paraları hayret ve dehşet içinde izlerlerdi. Bu arada, mesleği gereği kibar davranışlı, güler yüzlü kişiler olan bu kumarbazların ağına düşerek, yanında mevcut parasının tümünü yitiren safdillere de rastlanırdı. Son zamanlarda bu iş öylesine çığırından çıktı ki, herhalde yakınmalar üzerine yönetim kumarı yasakladı.

Ünlü Coğrafyacılar Prof.Dr.Osman Sami Öngör Ve Prof. Dr. Sırrı Erinç Ordu’yu Anlatıyorlar

Karadeniz vapurlarının en değişik, bugün birçok kişinin düşleyemeyeceği kadar ilginç bir yanı da «güverte yolculuğu» idi. Bu yolcular, güvertenin uygun yerlerinde {yük alıp, vermeye, geçişlere engel olmayacak yerler), eğer mevsim kışsa, ambarlarda yer bulur, çoğu, yanlarında getirdikleri küçük yatakları, şezlongları, battaniyeleriyle,  kendilerine bir daire oluşturur, ailenin bütün bireyleri bu köşede, fakat ötekilerin hemen yanı başında yerleşirlerdi Eğer vapur tenha ise bu yerleşme daha rahatça düzenlenirdi.

Güverte yolcuları yiyeceklerini çok kez beraberinde getirirler, ayrıca uğranılan limanlarda gemiye getirilip satılanlardan da yararlanırlardı. Bunlar, öte yandan adeta gelenek haline gelmiş bazı uygarca kurallara dikkatle bağlı kalırlardı. Bunların başında karşılıklı saygı ve yardımlaşma gelirdi.

Ünlü Coğrafyacılar Prof.Dr.Osman Sami Öngör Ve Prof. Dr. Sırrı Erinç Ordu’yu Anlatıyorlar

Karadeniz yolculuğunun en canlı uğrak yeri İnebolu idi. Burada pek yolcu inmez, binmezdi. Fakat vapur daha demirlemeden, hava az çok dalgalı da olsa, birçok satıcı kayıkları gemiyi âdeta sararlar; adamlar, uçlarına kanca takılı halatlarını sallayıp atarak küpeştenin bir yerine takar, arkasında satacağı mallarını koyduğu ağır sepet olduğu halde, şaşılacak bir çeviklikle gemiye tırmanırlardı. Güverte bir anda, kentlerin pazar yerleri gibi donanırdı. Akla gelebilen her yiyecek satılırdı (fırında kızarmış koyun kellesinden süzme yoğurda kadar).

İnebolu'nun bu cefakeş satıcılarını, «insanın yaşamını sürdürmek için doğayla savaşmasının en somut bir örneği» olarak daima anımsarım. Bir defasında bunlardan biri, satışa öyle dalmış olacak ki, vapurun hareket ettiğini anlamamıştı. Uzun boylu, zayıf, belki de hastalıklı bir adamdı. Arkasında sepeti, ne yapacağını bilmez, şaşkın halde ağlayarak, bir şeyler bağırıp söyleyerek koşuşuyordu. Bu zavallı, yolcuların aracılığı ve kaptanın anlayışı sayesinde kurtuldu; gemi durdu, çevrede, henüz uzaklaşmamış bir mavnaya indirildi. Adam kayıkta bu kez gülerek yine bağırıp, çağırıyordu. Kaptana teşekkür mü ediyordu, yoksa haber vermeden hareket ettiği için ona küfür mü ediyordu; anlaşılamadı.

Bu vapur seyahatlerinde, çocukluğumdan beri unutamadığım, kulaklarımda canlılığını hâlâ yitirmediğini iki ses vardır: Biri, limanlarda yük alma sırasında vinç makinelerinin sesi öteki de, gemi hareket halinde iken güverte yolcularının, bazen gecenin geç vakitlerinde de olsa coşup söyledikleri ve oynadıkları o sevimli horon havaları…

Vinç makineleri güvertenin iki yanında yer alır. Biri-yük sapanlarını, gemi bordosuna rampa etmiş mavnadan» Koldun ve ambara İndirir, öteki bu manevrayı düzenler, yükü sağa* sola çeker, yönünü ayarlar. Bu İşi usta bir tayfaya yönetir. Bu adam vinç makinesinin başındakiler! «vira», «mayna» vb, gibi komutlarla uyarır; sorumluluk taşıyan bir iştir. Aksi halde kazaya ya da eşyanın zarar görmesine yol açabilir. Böylece her türlü yük bu arada özel sapanlarla ön bacaklarından asılı canlı hayvanlar gemi ambarına indirilir.

Yükün miktarına göre bu makinelerin gürültüsü saatlerce sürer. Gece ise, yolcular bu gürültüden uyuyamazlar. Hatta bazıları o kadar bunalır ki, çıkıp, acaba daha kaç mavna kaldı diye denizi kontrol eder. Vinç gürültüsüne çok kez işçi ve tayfaların bazen küfürlü tartışmaları da karışır. Nihayet yük biter. Saatlerce sürmüş olan gürültü sona erer. Ortalığa, kulaklarda, sinir sisteminde rahatlık yaratan derin bir sessizlik egemen olur. Biraz sonra baş taraftaki kampananın boğuk sesi duyulur. Vapurun demir aldığını, birkaç dakika sonra da denizin hafif hışırtısını, eğer hava sakin değilse, sallantıları duyar, yola koyulduğunuzu anlarsınız.

 30'lu yılların başlarında. Doğu Anadolu batıya demiryoluyla bağlı değildi. Bu nedenle İstanbul'a gönderilecek canlı hayvanlar Trabzon'a indirilir, buradan vapurlara yüklenirdi. Bu, özellikle güverte yolcuları için büyük bir şanssızlık olurdu. Koyunların bir bölümü ambarlara, sayısı fazla ise, bir bölümü de üst güvertenin, tahta bölmelerle bir-' birinden ayrılmış uygun yerlerine yerleştirilir; koyunlarla insanlar âdeta kucak kucağa seyahat ederlerdi. Hayvanların kendisine has kokusu bütün gemiye yayılırdı.

Ünlü Coğrafyacılar Prof.Dr.Osman Sami Öngör Ve Prof. Dr. Sırrı Erinç Ordu’yu Anlatıyorlar

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Devlet Denizyolları İdaresi Karadeniz seferleri için Amerika'dan birkaç gemi aldı. Bunlar savaş yıllarında asker taşımak için yapılmış, savaştan sonra yeniden onarılıp, değiştirilerek başkalarına satılmıştır. Trabzon, Giresun ve Ordu adı verilen bu gemiler halk tarafından beğenilmedi, sevilmedi. Ama güverte yolculuğu denilen seyahat biçimi bu gemilerle ortadan kalktı. Çünkü bu vapurların normal kamaralardan başka, okulların yatakhanelerini hatırlatan 50-100 kişilik özel yerleri vardı. Güverte yolcuları temiz ve rahat olan bu yataklardan ve kendilerine mahsus salondan yararlandılar. Ancak bu gemilerin ömrü uzun sürmedi. Zaten eski idiler. Kısa bir süre sonra hizmetten alınarak hurda olarak satıldılar. Karadeniz'deki bu ilginç, fakat o derecede de ilkel seyahat biçimi bugün hemen hemen unutulmuştur. Zaten karayollarının rekabetiyle deniz taşımacılığı artık kısa ve belli birkaç hatta kalabilmiştir…” DEVAM EDECEK...

Ekli Dosyalar

17 Oca 2024 - 21:30 - Tarih & Araştırma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.