ÜNLÜ COĞRAFYACILAR PROF.DR. OSMAN SAMİ ÖNGÖR VE PROF. DR. SIRRI ERİNÇ ORDU’YU ANLATIYORLAR

ÜNLÜ COĞRAFYACI PROF. DR. SIRRI ERİNÇ ‘İN ORDU’DA KESİŞEN HİKAYESİ…

Mertcan Deniz
Mertcan Deniz Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

ÜNLÜ COĞRAFYACILAR PROF.DR. OSMAN SAMİ ÖNGÖR VE PROF. DR. SIRRI ERİNÇ ORDU’YU ANLATIYORLAR

Prof. Dr. Sırrı Erinç, 1943 - 1944 yıllarında Ord. Prof. İbrahim Hakkı Akyol yönetiminde “Doğu Karadeniz Dağlarında Glasyal Morfoloji Araştırmaları” adlı doktora tezini 1944 yılında tamamlamıştır. 1945 yılında “Kuzey Anadolu Kenar Dağlarının Ordu Giresun Kesiminde Landşaft Şeritleri” adlı bu tez çalışması Türk Coğrafya Dergisinde yayınlanmıştır. Sırrı Erinç’in doktorasını tamamladıktan bir yıl sonra yayınlanan bu çalışma, aslında doktora tezini hazırlarken gözlemlediği Doğu Karadeniz dağlarının deniz kıyısından dağın zirvesine ve iç kesime bakan tarafına kadar kuşaklar halinde farklı hayat sahaları oluşturmasını tasvir etmektedir. Ülkemizde o tarihe kadar, hatta daha sonraki dönemlerde de pek bilinmeyen ve kullanılmayan “landşaft”(landschaft) terimi Almanca’da genel olarak “manzara, görünüm” anlamında yaygın olarak kullanılan, ancak değişik meslek dallarında farklı anlamlar taşıyan bir kavramdır.

Bu çalışmada Erinç, Karadeniz kenar dağlarının Ordu-Giresun kesiminde doğu-batı doğrultusundaki landşaft farklılaşmasının, kuzeyden güneye yani Karadeniz kıyılarından Anadolu’nun içlerine doğru ilerlendiği takdirde karşılaşılan coğrafi görünüm değişiklikleri yanında çok daha az keskin ve çok daha tedrici kaldığını kaydetmektedir. Karadeniz kıyılarından Kelkit boylarına kadar, kuş uçuşu ancak 80 km. kadar derinliği olan dar bir geçiş alanında, relyefin ana doğrultusuna uygun olarak doğudan batıya uzanan 4 landşaft şeridi seçmenin mümkün olduğunu kaydeden Erinç, bunları şöyle sıralamaktadır: Yayvan yapraklı etek ormanları veya kıyı şeridi, yayvan ve karışık yapraklı nemli dağ ormanları şeridi, yazın nüfuslanan yaylalar şeridi ve kuru ormanlar ve ağaçlı stepler şeridi. Bu şeritlerin her birini açıklarken, doğal ve kültürel özelliklerin, neden-sonuç bağlantılarını ve mekânsal bütünlüğün oluşturduğu alansal karakterleri oldukça tatminkâr bir biçimde ortaya koymaktadır.

Prof. Dr. Sırrı Erinç  yaptığı bu çalışmanın ilk başında bu bölgenin seçilme nedenleri belirtilirken temsil yetenekleri vurgulanmaktadır.  Trabzon’un Doğu Karadeniz bölgesinin karakteristik  biri olduğunu aktaran Erinç, burada ortaya konan özelliklerin komşu iller Ordu,Giresun da da geçerli olduğu ifade etmektedir. Bu tezde beşeri ve iktisadi coğrafyaya ait konularda alışılmış çalışmaların aksine Ordu ve çevresinde ki hayat tarzı çerçevesinden doğal ve kültürel öğelerin bir bütün olarak aynı kapsam içinde değerlendirildiği ilk kez görülmektedir.

ÜNLÜ COĞRAFYACILAR PROF.DR. OSMAN SAMİ ÖNGÖR VE PROF. DR. SIRRI ERİNÇ ORDU’YU ANLATIYORLAR

1940’larda Doğu Karadeniz’de yaptığı araştırmada bölgenin coğrafyasını fiziki ve beşeri coğrafya ile birlikte kaleme alan Prof. Dr. Sırrı Erinç ; mezkur makalelerinde Ordu yöresi hakkında özetle şu bilgileri açıklamaktadır:

“…Karadeniz'in kıyı şeridinin bitkisel örtüsünde toprak şartlarına bağlı olarak fakirleşme, seyrekleşme ve başkalaşmalar müşahede edilmektedir. Meselâ, Vona burnundan Ordu'ya kadar uzanan ve Vona yarımadasının üzerindeki dağların yağmur gölgesinde kalan kıyı şeridine, zaten çok az yer kaplayan ormanın zemini kurulaşmış, orman altı fakirleşmiş, nemcil Rhododendron çalıları (Oorman gülü) ve kolşik flora (Kızılağaç,meşe) pek seyrekleşmiş, bunların yerini bilhassa Arbutus andrachne(Bodur çilek ağacı), Laurus nobilis(Defne), Erica arborea(Funda), Myıthus communis(Mersin bitkisi) gibi Akdeniz bitkileri almıştır.

Gene Ordu yakınlarında Boztepe eteklerinde yer yer yükselen taflanlar, kırmızı çiçekli zakkumlar, serviler, mandalina, portakal, limon ve seyrek zeytin ağaçları, bu kesimde görünümün adeta Akdeniz âlemini hatırlatan kokusunu kuvvetlendirirler. Ordu’nun hemen doğusunda Melet deltasında, edafik şartlar bilhassa kurakçıl ve tuzcul bazı tiplerden “Aristolochia(Loğusa Otu), Solanum( İt üzümü), Verbasdum (Sığır Kuyruğu)” meydana gelen seyrek ve fakir bir bitki örtüsü ile karşılaşmamıza sebep olur.

Etek ormanları (kıyı) şeridinde yerey heyeti umumiyesi ile kuzeye doğru eğimlidir. Akarsular da bu eğime konform olarak yönelmişlerdir.Bunların eğimleri fazla, yatakları düzenlenmemiş ve rejimleri, muntazam yıllık yağış dağılışına rağmen eğimin fazlalığından ötürü, sel karakterindedir. Bunların en önemlileri batıdan doğuya doğru, Bolaman, Melet ve Aksu ırmaklarıdır. Bu ırmakların ve genel olarak bu kesimdeki bütün akarsuların boyları kısadır ve aralarında hiç biri, Melet müstesna, kenar dağların güney aklanına geçemez. Buna karşılık vadi sıklığı çok fazladır ve yerey derin vâdilerle geniş ölçüde yarılmıştır. Relyef enerjisi şiddetlidir ve bu durum umumiyetle yerleşmeyi, topraktan faydalanmayı ve bilhassa Batı-Doğu doğrultusundaki ulaşımı ve taşıma işini olağanüstü güçleştirerek ,adeta her bir vadiyi, geriye doğru uzanan ayrı bir alem haline sokar.

Karadeniz’de oluşmuş olan kıyı çizgisinin dikkati çeken düz gidişi, morfolojik anlamda olgunluğuna delâlet eder. Burada, Melet ırmağını çok hafif bir çıkıntı meydana getiren deltası bir yana bırakılırsa, büyük alüvyon yığınlarına da rastlanmaz. Kuzeye doğru ilerlemiş olan Vona yarımadası, nispeten daha yeni ve daha dirençli lâvlardan yapılmıştır. Bu yarımadanın doğusundaki Vona koyu, vaktiyle Evliya Çelebinin de kaydettiği gibi, bu kesimin nispeten en emin limanı olarak tanınmıştır, Yalı boyunun bazı kesimlerinde (Abdal, Vona yarımadası, Fatsa ve Ünye kıyıları), genel olarak üç seviyeye (25-30, 50 ve 100 m.) bağlı görünen yükselmiş abrazyon taraçaları müşahede olunur.

Etek ormanları (kıyı) şeridi, bütün yurdun en büyük nüfus sıklığı gösteren bölgelerinden biri olarak dikkati çeker. Bugün (1944) ekonomi bakımından mısır - fındık, fasulye tarımı ile kendini tanıtan bu şeritte, km. kareye düşen insan sayısı 75-125 arasında oynar.. Biz, bu lamdşaftın eskiden beri her halde yüksek bir kıymet göstermiş olan nüfus sıklığının bilhassa mısır, ondan önce de darı tarımına bağlı olduğunu sanıyoruz.

ÜNLÜ COĞRAFYACILAR PROF.DR. OSMAN SAMİ ÖNGÖR VE PROF. DR. SIRRI ERİNÇ ORDU’YU ANLATIYORLAR

Çünkü fındık tarımının bu landşaft ekonomisinde büyük bir rol oynamaya başlaması, bu kesimde nispeten çok yenidir. Bununla beraber bugünkü nüfus dağılışında fındığın büyük etkisini görmemek de imkânsızdır. Gerçekte önemli fındık, tarım alanlarının güney sınırı il, büyük nüfus yoğunluğu şeridinin güney sınırı, bütün girinti ve çıkıntıları ile birbirine dikkate değer bir şekilde uymaktadır. Kıyı şeridinde nüfus sıklığı düşey doğrultuda, gerideki dağ ormanları katına doğru yükseldikçe değiştiği gibi yatay doğrultuda yer değiştirdikçe de farklı kıymetler gösterir ve genel olarak doğudan batıya azalır. Doğuda Abdal dolaylarında 125 olan yoğunluk; Melet deltasının birkaç km. güneyinde 120 ye, Ordu dolaylarında 115 e, Vona yarımadasında ise 90 a iner. Buna göre nüfus sıklığı 100 den çok olan kıyı şeridi, Bulancak'tan daha batıya, Ordu'ya kadar uzanmaktadır.

Vona yarımadasından sonra batıya doğru nüfus sıklığı azalmağa devam ederek Ünye'de 75 kişiye kadar düşer. Belki ilk bakışta sanılacağı üzere, bu landşaft şeridinin en kalabalık yerleri doğrudan doğruya yalı boyu değildir. Gerçekte, bilhassa Melet, Bolaman ve Ünye ırmaklarının ağızlarında olduğu gibi buraları çok yerde sıtmalıktır ve nispeten düşük yoğunluklar gösterir (Ünye'de 50, Ünye – Fatsa arasında 45, Fatsa'da 66) Vona yarımadasının, hâkim fırtına rüzgârlarına bakan kuzeybatı kıyıları da nispeten tenhadır.

Yerleşme bakımından kıyı şeridi, gerideki dağ ormanları katı gibi, nüfusun dağınıklığı ile dikkati çeker. Her köy, nüfusuna ve ev sayısına nispetle çok geniş bir alan kaplar. Evler teker teker, bazen de mahalle mahalle birbirinden uzak ve ekseriya birbirini görmeyen yamaçlara serpilmiştir. Çok defa, başka başka köylere ait sayılan iki ev, birbirine kendi köylerinin öteki evlerinden daha yakındır; ve aynı köyden oldukları halde birbirini tanımayanların sayısı fazladır. Landşaftın görünümüne hakim olan bu dağınık yerleşmenin başlıca sebeplerini, şüphesiz burada insanın içinde bulunduğu tabiat şartlarında, bilhassa yerleşmeğe elverişli düzlüklerin az ve dağınık olmasında, tarlaların birbirinden uzak ve her zaman çıkılması; işlenmesi; gübrelenmesi ve korunması zor dik yamaçlar üzerinde küçük, parçalar halinde serpilmiş bulunmasında, buna karşılık kurak lahdşaftlârda bir toplanma etmeni olan suyun burada her yerde bulunmasında aramak gerektir. Kanaatimizce yalnız bu faktörler bile, burada insanları dağınık tarlalarının başına mıhlamağa elverir. İnsanları birbirinden uzak yaşamağa yönelten bu etmenlere, burada başta kan davası olmak üzere, bazı sosyal faktörler de ilâve edilebilir.

Kenar dağların bu yazımıza konu olan kesintinin en büyük yerleşme merkezleri etek ormanları (kıyı) şeridinde, daima bir vadinin ağzında ve bu vadileri boylayarak iç kısımlardan denize inen az veya daha çok önemli karayollarının bitiminde bulunurlar. Bunlar Giresun (14.000 nüfus), Ordu (10.000 nüfus), Fatsa (2900 nüfus) ve (Ünye (5800 nüfus) gibi  nispeten az nüfuslu şehir ve kasabalardır. Bunların merkezini daima bir çarşı meydana getirir; çarşının yanı başında ekseriya bir cami yükselir. Bu tipteki kıyı kasabaları, yakın ve uzak hinterlandın ekonomik durum ve kabiliyetlerine, nüfus sıklığına ve bilhassa, bitiminde kasabanın bulunduğu vadi yolunun önemine bağlı olarak gelişmişlerdir.

Derleyen: H.Naim Güney

Ekli Dosyalar

19 Oca 2024 - 20:30 - Tarih & Araştırma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.