Ordu’nun Unutulmaz Mekanları

Dünden Devam

Mertcan Deniz
Mertcan Deniz Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

MEMLEKET HASTANESİ...

Ordu kasaba merkezinde küçük bir hastane vardı. Ölü çehreli ve bitkin haldeki hastalar köylerden şehre doktora genellikle sala sarılıp veya atlara bindirilerek getirilirdi. Artık bünyesi harap olmuş, yarı cana inmiş bu hastaları  “çıkmadık candan umut kesilmez” diye son bir kez de doktora göstermek için bin bir çileyle şehre taşıyorlardı. Ama böyle durumu çok ağırlaşmış hastaları gören fedakâr doktorlar ve sağlık görevlileri bir yandan hastalara dört elle sarılırken, o can çekişen ağırlaşan hastayı getiren yakınlarına da “Sıhhat her şeyden önce gelir, hastalık başladı mı hastayı derhal doktora niye getirmiyorsunuz, Kocakarı ilaçları ile oyalanıyorsunuz. Hastanız iyice ağırlaştıktan sonra buraya geliyorsunuz? Sizlerin en büyük kusuru insan hayatına ve sağlığa kıymet vermeyişinizdir. Çok yazıktır, sıhhat işi ihmale gelmez.”  Diye isyan edip söyleniyorlardı.

Ordu’nun Unutulmaz Mekanları

Şehir içindeki Ordu Hastanesi, Milli Mücadele döneminde olduğu üzere, Cumhuriyetten sonra da, Ordu Muhasebe-i Hususiye (Özel İdare) İdaresi tarafından maddi bakımdan destekleniyordu.                  1923 yılında ilan edilen Cumhuriyetle birlikte gelişen Ordu’nun sağlık konusunda yetersiz kalan bu küçük hastane mevzuunda Ankara’ya sık sık mektuplar ve Milletvekilleri tarafından talepler iletilmeye başlanmıştı. Büyük bir savaştan çıkmış ülkede her yerde olduğu gibi birçok hastalıklar yaygındı. Şehrin ve Ordu’ya bağlı köylerdeki nüfusun çoğalması karşısında, Ordu Hastane binasının birçok bakımdan yetersiz kaldığı görülerek, Valilikçe, şehir merkezinden 2,5 kilometre kadar kuzeyde, Keçiköy adı verilen sayfiye bölgesinde yeni bir hastane binası yapılmasına karar verilmişti.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti Dr. Refik Saydam’ın başlattığı “Memleket Hastaneleri “ başlattığı proje bünyesinde Ordu’da da bir hastane inşaatı yapılması için, tahsisat ve proje yolladı. 1931 yılında Keçiköy mıntıkasında bulunan arazide “Memleket Hastanesi” adı verilen bir hastane inşa edilmeye başlandı. Memleket Hastanesi’nin bahçeli, binası tarihi gar binalarına benziyordu.

İkinci hastane binası olarak bilinen bu yeni yapılan hastane hakkında, mahalli gazete olan Tekamül Gazetesinin 29 Ekim 1933 tarihli sayısında şu bilgilere yer verildiği görülmektedir: “Kiraz limanında 1931 yılında temeli atılan bu bina 1931 yılı sonunda tamamlanmış ve hizmete açılmıştır. Takriben 70-80 bin lira sarf edilerek vücuda getirilmiştir. İki katlı ve kargir olup, geniş bir bahçe ortasında denize nazırdır. Çini kaplama koridorlarıyla, kaloriferiyle, mükemmel ameliyathane ve laboratuvarıyla, banyo ve daireleriyle en müşkülpesent doktorları memnun edecek bir şekilde olup, röntgen tesisatı, elektrik vesaire ufak tefek noksanlıklar da ikmal edildiği gün, Karadeniz şehirlerinin en birinci sıhhi müesseseleri meyanına girecektir. Hastane 40 yataklıdır. Memleketin sıhhat ve hayatı üzerinde kafi tesirler etmektedir.”

Şehrin dışındaki yeni binasında 1931 yılı sonundan itibaren hizmete başlayan Memleket Hastanesinde ilk açıldığı yılda bir Operatör Doktor ve geçici bir Dâhiliye Doktoru ile bir Eczacı ve bir Baş Hemşire ile yardımcı hemşire personel bulunmaktaydı. Hastanede Dahiliye ve Hariciye olmak üzere iki ihtisas şubesi vardı. Ancak, hastane gerek yatırdığı hasta adedi ve gerek polikliniklerine müracaat edenlerle ameliyat için müracaat edenlerin sayısı itibarıyla çalışma hacminin çok üstündeydi. Açıldığı tarihten itibaren büyük ilgi gören hastaneye, 1932 ve 1933 yıllarında başvuranların sayısında bir artış görülüyordu. Hastanenin şehirden uzakta oluşu dolayısıyla doktor ve personeli getirip götürmek, hatta hastanenin çeşitli hizmetlerinde kullanılmak üzere, Ordu Tüccarlarının da maddi yardımıyla Hastaneye bir araba alınmıştı.

Ordu Memleket Hastanesi, 1931 senesinden 10 Eylül 1933 tarihine kadar 600 ameliyat ve 2156 da poliklinikle olmak üzere 2756 hasta kabul ve tedavisini yapmıştı. Bu başarıda Hastane baştabibi Dr. Sıtkı Yener’in fedakâr çalışmalarıyla olmuştur. Bu kıymetli Operatör Doktor yaptığı tedaviler sayesinde, ölüme mahkûm olan 2756 hastanın hayatını kurtarmıştır.

Ordu Memleket Hastanesi şehrin sayfiyesi olan ve şehirden 3 km. uzakta bulunan Keçiköy tabir edilen bir mesirede kurulmuş ve 70 bin liraya Ordu Özel idare tarafından yapılmıştır. Hastane ilk yıllarda 40 yataklıydı. Fazla yatağa ihtiyaç hâsıl olursa, yapılmağa müsait taksimatı havidir. Hastane hariçten ne kadar güzel ve modern görünüyorsa içerisi de o derece asri ve güzeldir.

Ordu Memleket Hastanesinin şehir ile olan uzaklığı Ordu Özel Muhasebenin tahsis ettiği hasta taşımağa mahsus kamyonla telafi edilmektedir. Hastaneye gidecek hastalar hep bu kamyonla taşınmakta ve hastalar da otomobil nakliye ücretinden kurtulmaktadır. Başhekim Doktor Sıtkı Yener Beyin itinalı ve usanmadan çalışması ve hastalarını muvaffakiyetle tedavi etmesi sayesinde halk ve civar vilayetler tarafından hastaneye büyük itimat gösterilmektedir.

Ordu Memleket Hastanesi (1933) bir Başhekim (Operatör), bir Dâhiliye Doktoru, Bir Eczacı, bir idare memuru ve bir de başhemşire ile idare edilmektedir. Hali hazırda fazla doktor ve müstahdeme ihtiyaç yoktur.  Hastane gerek ameliyat takımı ve gerekse ilaç ihtiyacı hususunda muhtaç vaziyette değildir. Bunlar matluba (aranılan) kâfi derecededir. Yalnız hastanenin elektrik tesisatına ihtiyaç vardır ki bunun da yeni Ordu Valisi Adil Bey tarafından yaptırılacağını ümit ediyoruz. Hastanede kalorifer tesisatı da vardır. Isıtması ve taksimatı gayet müsait şekildedir. Ameliyathane ve hasta odaları gayet mükemmeldir.

Doktor Sıtkı Yener Bey, hakikaten emsalleri arasında ve belki de Karadeniz sahilinde mesleğindeki muvafakatinde bir tane olup, takdire şayan bir mütehassıstır. Güzel Ordu ve havalisi ile vilayet halkı bu hastaneyi büyük bir nimet olarak telakki etmekte ve Operatör Doktor Sıtkı Yener Beye ve ekibine dua etmektedirler.

1937 yılı Mayıs ayında küçük bir rahatsızlık için Ordu Memleket hastanesine giden, Gazeteci Bilal Köyden, Güzelordu Gazetesinde yaptığı bu ziyaretle ilgili intibalarını yayınlamıştır. Bilal Köyden, “Memleket Hastanesinde 2 saat “ başlıklı yazısında özetle şunları yazmıştı. “… Kara bahtımın dertli başıma getirdiği bir kaza için hergün memleket hastanesini ziyaret ediyor, orada ıstırap çeken vatandaşlara dert ortağı oluyorum. Güzelordu Gazetesine bir haber olması için en son kimseye sezdirmeden hastanede olup bitenleri tetkike koyuldum.

Günlerden Çarşamba günü yani genel muayene günüydü. Başhekimden tutun da hasta bakıcıya kadar hepsi bir makine gibi işliyorlardı. Hastanenin dışında kadınlı erkekli kafile halinde küme küme insanlar vardı. Operatör Doktor  Sıtkı Yener ve Dahiliye doktoru Zeki Mesut Sezer hastalarını inceden inceye muayene ediyorlardı. Başhemşire yaptığı idrar tahlili neticesini Başhekime anlatıyordu. Sıhhat Memuru Halil Akpınar ile Hemşire Naciye Hanım da devamlı pansumanla meşguldü. Yapılan bütün bu hareketler etrafın tesirinden ziyade yalnız insan tamirciliği âlemi içinde yürüyüp gidiyordu. Benim pansuman işim sona erdiği sırada Başhekim Op. Dr. Sıtkı Yener’in de vazifesini bitirmişti.  Başhekimle sohbet ederken sözü hastaneye getirdim.  Ona “ hastanede boş yatak olmadığından dolayı geriye giden hastalar olduğunu işitiyoruz doğru mu? Diye sordum Baş Hekim Sıtkı yener de “Evet, doğrudur. Elimizde bulanan nizamname de fevkalade hallerde kullanılmak üzere bir yatak daima boş bulundurulur, demesine rağmen biz, ihtiyatı elden bırakmamakla beraber azami derecede idareyi maslahat ediyoruz. Yatacak bir hastayı geri çevirmek bilseniz doktorları ne kadar müteessir eder, fakat ne çare ki, bugünkü şeriat dâhilinde bunun önüne geçmek elimizde değildir. “ ….

Başhekim Sıtkı Yener ile hastaları ziyaret ediyoruz. İlk girdiğimiz koğuşta yatan iki hastanın yorganlarını açarak alçıya koyduğu iki delikanlının bacaklarını gösterdi ve hastalıkları hakkında izahat verdi. İkinci koğuşta şekerden mustarip bir hastanın hatırını sordu. Hasta “Allah ömürler versin, iyileştim” diye mukabele etti. Diğer koğuşlarda da muhtelif hastalıklardan yatanlar vardı. Hepsini dolaştık. Uzman Doktorumuz üşenmeden her hastası hakkında ayrı ayrı izahat verdi. Hele bunların içinde iki defa İstanbul’dan geri çevrilen bir kadın hasta vardı ki “yanıyorum, limonata” diye sızlanan zavallı kadıncağız bir gün evvel mühim bir ameliyat görmüş, çürük bağırsakları kesilip atıldıktan sonra sağlam kısmı eklenmiş. Operatör hastasının dileğini bir dereceye kadar yerine getirmek için talimat verdi. Bu son koğuşumuzdu, ayrıldık. 

Başhekim Sıtkı Yener odasına yollanırken ben Dâhiliye Doktoru Zeki Mesut Sezer’in bulunduğu odaya saptım. Bu mütevazı doktor, 10-12 yaşlarında bir kız çocuğunu muayene ediyordu. Doktor, çocuğun anasına sordu: “Geçenlerde verdiğim reçete ile ilaç alıp bu çocuğa niçin içirmedin? “ Hırpani elbiseli köylü kadını önce kekeledi ve sonra “Param yoktu ki..” Sözleri kadının ağzından acı, acı dökülüvermişti. Hasta çocuğunun ıstırabını iki kat çeken annesi, derin derin içini çekti.  Bu gibi yatmayacak yoksul hastaların ilaç paralarını çok kere doktorlar kendi cebinden verirlermiş. Köy sandıkları neden böyle fakirlere karşı kayıtsız kalıyordu?  Biraz sonra yatak sıkıntısı yine baş göstermişti. Dâhiliye doktoru ile sıhhat memuru çaresizlik içinde çırpınırken ben hastaneden uzaklaşıyordum…

300bin nüfuslu bir vilayetin ihtiyacına cevap vermeyen 40 yataklı memleket hastanesinde bu sıkıntı öteden beri mevcuttu. Bir zamanlar hastanedeki memurların çalıştığı ofisler dışarı atılmak suretiyle çözümler düşünülmüşe de para sarfına muhtaç olduğundan mı, nedense olmamıştır. Ordu sağlık Direktörü Doktor reşit Talimci’nin teşebbüsü ile kuduz tedavisi de yapılan Hastanemiz epeyce gelişmiş sayılabilir. Memleket onun tevsiini (genişlediğini) gördüğü gün sıhhatinden emin olarak yaşayacaktır. Temenni edelim ki o günler yakın olsun. Bilal Köyden…”

Ordu Olay / H.Naim Güney

02 Nis 2024 - 20:30 - Tarih & Araştırma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.