Ordu'nun Unutulmaz Mekanları

Dünden Devam

Mertcan Deniz
Mertcan Deniz Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

“SIHHİ MÜZE”…

Ordu'nun Unutulmaz Mekanları

1929 yılında Vali Ali Kemali Aksüt döneminde Ordu Şehrinde “Sıhhi Müze” adıyla bir teşhir odası tanzim edilmiştir. İstanbul’dan getirtilen insan sağlıyla ilgili renkli tablolar, alçıdan, vücuda ait bazı uzuvların maketleri ve sağlıkla bağlantılı bazı malzemeler, Sağlık Müdürlüğü tarafından, Sıhhat Dairesinin alt katındaki bir salona yerleştirilerek halkın ve öğrencilerin bilgilerine sunulmuştur. Sıhhi Müzede teşhir olunan levhalar, sıtma, frengi, verem, çiçek hastalıklarına ait görüntüler, ayyaşlıkla ilgili “İbretamiz” tablo ve levhalardan ibaretti.

Ayrıca, iskelet yapısı, kafatası, göz ve kulak, al ayak iskeletleri de bu salonda teşhir edilmekteydi.  Özel İdare tarafından gereken masrafları yapılan bu müze halkın büyük ilgisini çekmişti.  Buradaki levhalardan, İçki ve tesirlerine ait tabloda, içkinin dimağ, kalp, ciğer, mide ve böbrek üzerindeki arızaları, tabii haliyle mukayeseli bir şekilde “Dolma Resim” halinde gösterilmekteydi. Sıtmaya ait tabloda, dalak, karaciğer, yüz ve dudaklar üzerinde zuhur eden arazların şekli ve tahribatını gösteren 5 tabii renkli “dolma resim” bulunmaktaydı. Diğer hastalıklara ait olarak da 60 civarında tablo ve hastalıklı uzuvlara ait kalıplar, müzede yer alıyordu. Sıhhi Müze, yıllarca gerek Ordu halkının ve gerek öğrencilerin devamlı uğradıkları ve yetkililerden bilgi aldıkları önemli bir yer olmuştur.

18 Mayıs 1929 tarihli Güzelordu Gazetesinde çıkan bir makalede Bilal Köyden “Ordu Sıhhi Müzesi” hakkında görüşlerini özetle şu şekilde dile getirmiştir.

“…Vilayetimizde bir Sıhhi Müze tesis edildi. Sıhhi Müze umuma açıktır. Şehirli köylü her sınıftan halktan merak ehli olanlar gidip görmekte ve kabiliyetlerine göre herkes bir dersi ibret almaktadır. Bu değerli yol gösterme aracını ziyaret edenlerin birçoğu ile görüştüm. Nihayet bir kere daha anladım ki bu eserin, örneğin halktan her tür kişinin üzerinde bıraktığı izlerin etkisi kıyaslanamayacak ölçüde derinmiş. Frengi hastalığının zararları hakkında Ordu’da bu ana kadar birçok neşriyat yapıldı söz söylendi bunların tümü kulakların sağından girdi, solundan çıktı.

Bilhassa köylüye o sözlerin ve yazılışların hiçbir tesiri olamamıştır. Hatta bazı yol gösterici önemli sözlerin hafifsenip küçümsenerek karşılandığına şahit olduğumu hiç unutamam.  Sıhhi Müze, sihirkar bir tesirle halkın kanaatini, hissiyatını değiştirmektedir. Frengi hastalığını küçük bir çakının hafif yarası gibi önemsiz kabul eden köylü vatandaşlar, o zalim illetin insan vücudunda yaptığı tahribatların örneklerini Sıhhi Müzede gözleriyle gördükten sonra tehlikeyi ancak anlayabilmiştir.   Halkın frengiyi nasıl kırıcı bir hastalık olduğu hakkında bir fikir veren sözler değil, Sıhhi Müzede gözle gördüğü örneklerdir. Bu noktaya mimleyip, Sıhhi Müze gibi çok değerli bir hizmeti Ordu’ya ihdas eden Vali Ali Kemal Beyefendi ve diğer yetkililere arzı minnetlerimizi sunarız…”

ESKİ YÜK VE YOLCU İSKELELERİ...

Denizle içiçe olduğumuz eski yıllarda, karayollarının henüz gelişmediği dönemlerde, Ordu kentinin dış dünyayla temas kurabildiği, alışveriş yapabildiği, başka yörelere gidip gelebildiği tek çıkış kapısı, Ordu’nun önünde çarşaf gibi uzanan deniz yoluylaydı. Bu denizin üzerinden gelip geçen vapurlara ve gemilere her türlü yükü, emtiayı ve gurbete gidecek insanları ulaştıran kayıkların, mavnaların, peremelerin, takaların bağlı olduğu Ordu’nun iki de iskelesi vardı.  Kentin geçmişine şahitlik eden bu iki iskenin ilk günkü yapıları da fırtınalara dayanamayıp günümüze kadar ulaşmadı. Ama o iki kardeş iskelenin elimizde çok kıymetli görselleri bulunuyor.

1949 yılında İktisadi Yürüyüş Dergisinde Ordu liman reisi Ferit Can tarafından “Ordu Limanı” adlı değerli bir makalesi bulunmaktadır. 1940’lı yılların Ordu iskelesinin içinde bulunduğu mevcut şartları, limana kayıtlı deniz vasıtalarını ve ihtiyaçları anlatan yazıda; Ferit Can şunları ifade etmiştir:

Ordu'nun Unutulmaz Mekanları

“Ordu’nun iç hududu doğudan Melet deresi, batıdan Boztepe’ye kadar uzar. Bu iki mahal arası 3,5 mildir. Bu hattın, sahilin en girinti yerine kadar olan mesafesi bir mildir. Gemiler yıldız istikametinden 10 ilâ 60 kulaçlık sahaya demirlemektedirler. Limanda biri yük diğeri yolcu iskelesi olmak üzere iki iskele vardır.

Yük iskelesi şehir merkezinin doğusundaki fındık fabrikası istikametinde kurulmuş olup boyu 105, eni 5 buçuk metredir. İskele başındaki su derinliği, 1,80, ortası 60 santimdir. Demirkazıklar üzerine kurulmuş ve döşemesi ağaçtır. Elektrik tenviratı vardır. Halen hiç bir işe yaramaz eski bir el vinci mevcuttur. Bu yük iskelesi için iyi bir vince zaruret vardır. Ağır eşyaların yola kadar sevki için raylı dekovil teşkilatına ihtiyaç vardır.   Yolcu iskelesi ise; şehrin merkezindedir, iki iskele arası 300 metre kadardır. Bu yolcu iskelesi beton kazıklar üzerine ağaç döşemelidir. Çok sağlam ve muntazamdır. Boyu 55, eni 3, metre 75 santimetredir. Baştaki su derinliği 85 ortada su derinliği 60 santimetredir, elektrik tenviratı vardır. Bu kısma düşen sahil tamamen sığlaşmış, olduğundan 3 derecedeki denizlerle yolcu nakliyatı tehlikeli bir durum meydana getirmektedir.  Bu iskele asgari 50 metre kadar daha uzatılırsa yolcu nakliyatı mümkün olabilir. Esasen bu mevki yolcu iskelesi kurulması için müsait ve muvafık değildir. Gün geçtikçe sahil dolmakta iskele karada kalmaktadır.” 

Ordu’yu kentlilik bilinciyle her yerden fedakârca ve ustaca kayıt altına alan Foto Temel Uzlu’yu minnet ve saygıyla anıyoruz. Halen günümüzde Ordu’da fotoğraf sanatı denilince ilk akla gelen marka Mürsel Engin’dir. Bir sanatçı hassasiyetiyle Ordu’nun tarihsel görünümünü yansıtan fotoğrafları toplayan Mürsel Engin bu alanda geniş bir arşiv oluşturmuştur. 1968 yılında Avrupa Ortak Pazar Altın Objektif Ödülünü kazanıp, ödülünü de rahmetli ünlü gazeteci Abdi İpekçi’nin elinden alan Mürsel Engin, açtığı birçok fotoğraf sergisi ve saydam gösterileri ile eski Ordu’nun unutulmuş fotoğraflarını gün ışığına çıkartıp, kamuoyuna mal etmiştir. Bugün birçok araştırmacı yazarın neşrettiği yerel tarih kitaplarında görsel kaynak olarak Mürsel Engin’in arşivinden yararlanmaktadır. Rahmetli Temel Uzlu’nun mirasını devralan ve eski fotoğrafları toplayıp arşivleyerek günümüze taşıyan Mürsel Engin’e de bu çabalarından ötürü şükranlarımı sunuyoruz.

Kitabımızda yer alan Ordu’nun iki iskelesinin anlatıldığı yazılarla alakalı fotoğrafların çoğu 1930’lu yıllarda Foto Nucumi lakaplı Temel Uzlu tarafından körüklü makine ile cam filmlere çekilmiş ve günümüze Mürsel Engin tarafından aktarılmıştır. O zamanın teknik imkânlarıyla Temel Uzlu ustanın kayda aldığı bu fotoğraflar kent yaşamını yansıtması açısından oldukça değerli çalışmalar olup, Ordu tarihi hakkında çok şeyler ifade etmektedir. Fotoğrafçı Mürsel Engin, bir zamanlar Ordu’nun sembolü ve en hareketli yeri olan Yük ve Yolcu İskeleleri hakkındaki düşüncelerinin paylaştığı bu fotoğrafların altına da özetle şunları kaleme almıştı:

“… Büyüğüyle ve küçüğüyle bu iki iskele, Ordu tarihinin denize uzanmış yakın tanıklarıdır. Çok umur görmüş, mutlu ve acı dolu günler yaşamış, hemen her Ordu'lunun bir anısını bağrında yaşamışlardır. Ne zaman yapıldılar, nasıl ve kimler yaptı pek bilinmiyor. Çok aramama rağmen bu konuda bir fotoğrafa ulaşamadım... Büyük iskele küçüğünü kıskanır, küçükse “Boyun Büyük Ama Benim de Önemim Büyük" derken Büyük ağabey ise “ Böbürlenme ben olmazsam ne fındığın, ne yumurtan ne de gostil'in İstanbul'a satılmaya gidebilir “diye seslenir kardeşine.

Küçük İskele Ordulular için “İlk Adımın "Atatürk tarafından atıldığı tarihi bir mekândır. 19 Eylül 1924’te Atatürk Ordu'ya ilk adımını Küçük İskelenin ilk basamağına atarak bizleri onurlandırmıştır. Daha sonra başta İnönü olmak üzere birçok devlet büyüğü buradan karaya ayak basmışlardır. Küçük İskele “Yolcu İskelesi idi. Zarif yapısı beton ayaklar ve gövde üzerinde kısa boyu ile bazılarının “Cüce İskele “ tanımına tıpatıp uyardı. Motor ve kayıklar özellikle dalgalı denizde bazen yolcu alıp boşaltamazlar,"Seyrü-Sefer" çok aksardı. Öyle ki, haftada bir gelen gazeteler bile iskeleye çıkamaz tekrar İstanbul'a geri dönerdi. Yolcular gemide mahsur kalır Giresun-Samsun veya Trabzon'da inerler veya binerlerdi. Şimdi Küçük İskele çok mahzun ne gelen var ne giden...

Büyük İskele, çeşitli tarım ve ticari ürünlerinin “tahmil tahliye” sinde kullanılan önemli bir ticaret kapısıydı. Zaten hemen girişinde bir gümrük binası vardı. Ayakları demir putrellerle deniz tabanına çakılmış, üstü 5x10 diken kalaslarıyla kaplanmıştı. Baş tarafında 10 basamaklı bir merdivenle denize inerdi. Elle çalışan sonra elektrikli olan bir manuel vinç mavnalara fındık çuvallarını yüklemede kullanılırdı. İskelede günün her saati büyük bir hareketlilik olur çoğu zamanlar tarım ve hayvan ayakta alım satım pazarlığı yapılırdı.

Yük iskelesi fırtınalı havalarda dalgalara açık oluşu nedeniyle iskele çok sık hasar görürdü. Lağım suları buraya aktığından balığı “özelikle sarıkanat kefali bol ve meşhurdu. Demir ayaklarındaki midyeler bu özelliğinden olsa gerek çok lezzetliydi! Hemen karşısında bulunan küçük iskeleyle hep bir “rekabet” içindeydi. Boyu büyüktü ama küçüğünün yolcu ve protokol özelliği onu kıskandırırdı. Bu bakımdan büyük İskele “avam-halk” tabakasının mekânıydı. Bu yüzden Küçük İskele hep bakımlı Büyük ise kendi halinde yaşar giderdi.

İskelenin başından suya dalarak bir avuç kum çıkartmak çocuklar için zor şeydi. Bazı amcalar suya delikli yüz para atar, çıkaranın olsun derlerdi. İşte o zaman “cumburlop" denize atlayan çocuklardan kim parayı çıkarırsa zafer onun olurdu... Parayı çıkaran kaçar, biz kovalardık... İki iskele arası yapılan Mayıs Yedisi kutlamaları, Yağlı direk müsabakaları ve gidip gelmece yüzme yarışmaları çok gerilerde artık... “Gök kubbede" kalan tek şey şu sararmış fotoğraflarda saklı. Onları sizin anılarınıza sunmaktan bir “Büyük İskele Çocuğu" olarak özellikle mutluyum. Mürsel Engin…”

Ordu Olay /  H.Naim Güney

Ekli Dosyalar

03 Nis 2024 - 20:30 - Tarih & Araştırma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.