VAKIF KATILIM
Ordu
DOLAR17.9331
EURO18.4099
ALTIN1039.3
reader

Av. Birsen Uçar, Ordu Olay’a İstanbul Sözleşmesi’ni anlattı: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TEK ÇÖZÜMDÜR

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Av. Birsen Uçar, Ordu Olay’a İstanbul Sözleşmesi’ni anlattı: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TEK ÇÖZÜMDÜR
Abone ol
Ordu Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Av. Birsen Uçar ile son günlerde feshedilmesi gündeme gelen İstanbul Sözleşmesini konuştuk: “Sözleşme karşıtlığı insan haklarına saygı duymamayı, kadını ikincil yaşama mahkûm etmeyi ve eril tahakkümü alkışlamayı ifade etmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan hükümlerin tam ve eksiksiz uygulanması tek çözümdür.”

Röportaj: Mustafa KIRLAK

Kadına yönelik şiddete karşı mücadelede etkin bir uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine yönelik tartışmaların yaşandığı bugünlerde kadına şiddet olaylarının hızı kesilmiyor, ülkenin birçok bölgesinden de ölüm haberleri alınmaya devam ediyor. Peki kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine yönelik tartışmaları nasıl karşılıyor. Konuğumuz Ordu Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Av. Birsen Uçar…

Av. Biçer ile konuşuyoruz. Bize İstanbul Sözleşmesi ile neler sağlandığını anlattı: “‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ‘  bilinen adıyla kısaca ‘İstanbul Sözleşmesi ‘ olarak anılmaktadır. Sözleşme İstanbul’da imzaya açılmakla ilk imzacı ve ev sahibi Türkiye’dir. İstanbul Sözleşme’si 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalanmış ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme ile şiddetle mücadelede devletler bütüncül politikalar geliştirmek, önleme, koruma ve kovuşturma başlıklarından oluşmaktadır.”

İstanbul Sözleşmesini konu alan röportajda Av. Biçer, tüm sorularımıza içtenlikle cevap verdi. Biz sözü fazla uzatmadan sizi baş başa bırakalım…

AMACI; KADINA ŞİDDETİ VE AYRIMCILIĞI ÖNLEMEK

İstanbul Sözleşmesi neyi amaçlamaktadır?

Sözleşme ile kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın ile erkek arasında tarihsel sürecin sonucu oluşan güç ilişkilerinin kadının erkekler karşısında ikincil konumda bırakmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Sözleşmenin amacı ‘ kadınları her türlü şiddetten korumak ve kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmaktır. Bir diğer başlıkta ise kadına karşı ‘her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yoluyla da dâhil olmak üzere kadın ve erkek arasındaki somut eşitliği teşvik etmektir. Sözleşme ile taraf devletler özellikle mağdurun haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, siyasi ve siyasi olmayan düşünce, mülkiyet, toplumsal cinsiyet kimliği, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma, sakatlık, soy ve benzeri herhangi bir ayrım gözetmeksizin uygulanmasını güvence altına alır. Burada dikkat edilmesi gereken husus Anayasa’da yer alan 17. Maddedeki ‘herkes’ tanımının kapsama alanıdır ve herkes tanımın içinde ‘ama’ olamaz. Anayasa herhangi bir cinsi, ırkı, soyu, zümreyi, topluluğu bir diğer bireyin karşısında farklı kılmamıştır. Bu düzenleme temel insan haklarına dayalı bir düzenleme olup Anaysa 17. ve 90. Madde hükmü doğrultusunda yürürlüğe girmiştir. Son zamanlara da sözleşmeye yönelik saldırıya geçilmesi de şiddet ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ne denli etkin ve sıkı mücadele etmesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim Sözleşme hükümleri okunduğunda şiddetle ve ayrımcılıkla gerek özel ve gerekse kamu alanında mücadele etmenin amaçlandığını görmek mümkündür. Şiddet ve ayrımcılığı çeşitli iddialar ve erkek egemen anlayışın hüküm sürmesi gayesi ile savunanlar, kadınlar için zor olan yaşam koşullarının daha da zorlaşması taraftarı olduklarını bize anlatmaktadırlar. Bu nedenle sözleşmeye karşı çıkış ile ayrımcılığın tarafı olduklarını düşündüren söylemlerde bulunmaktadırlar.

YAPTIRIM VE TEDBİRLERİ DÜZENLEMİŞTİR

Peki İstanbul Sözleşmesi ile kadınlara hatta çocuklara ne gibi haklar, koruma kapsamına alınmıştı?

Sözleşme farkındalık artırma, önleyici müdahale ve tedavi programları, profesyonellerin eğitimi özel sektör ve medyanın katılımı, genel destek hizmetleri, sığınma evleri, telefon yardım hattı, şiddet tanığı çocuklar için koruma ve destek, fiziksel şiddet, tecavüz dâhil cinsel şiddet, zorla evlilik, ‘namus’ adı altında işlenen suçlarda kabul edilemez gerekçeler, yaptırım ve tedbirleri düzenlemiştir. Namus cinsiyeti olan bir kavram değildir. Bir sığınak olarak kullanılmaya çalışılan bir kalkandan ibarettir. Sözleşmenin hiçbir hükmü iddia edildiği gibi aileye ilişkin düzenleme getirmemektedir. Kaldı ki bir yasal düzenlemenin bir kurumu zedeleyebilir olması da hukuken mümkün değildir. Kaldı ki iki insan arasında gerçekleşen ve ancak tüm toplumun müdahil olduğu ve bu kurumdaki bireyleri yönlendirmeye baskılamaya ve kontrol etmeye çalıştığı evlilik modeli yaşamak zorunda insan var. Bunu bilmemek de araştırma eksikliğinden ibarettir. Bu noktada ülkemizin somut gerçeklerine değinmek gerekir. Belirli ve kanımca dar bir çevre kendi hegemonyasının zarar görmesi, ayrımcılığın konforlu yaşam alanlarına dokunması, sözleşmede yer alan ‘insan haklarına’ saygı göstermemeleri ve şiddeti onaylar bakış açıları nedeni ile sözleşmeyi karalama amacıyla hareket etmektedir. Bu sözleşmeye karşı duruşta dahi sözleşmede yer alan ‘şiddet ve ayrımcılığın önlenmesi gerekli politikalar geliştirilmesi’ amacına tam da açıkça aykırı hareket edilip yine kadına şiddet uygulanmakta ve ayrımcılık yapılmaktadır. Neden mi? Çünkü bu sözleşme aile bireylerinin tamamını korur. Peki, oransal olarak en çok kimler şiddete maruz kalıyor? Kadınlar, çocuklar, engelliler vesaire dezavantajlı gruplar. Peki, sözleşme aleyhine çalışmaları kimler yapıyor? Dezavantajlı grupların ve özellikle kadınların yaşama, şiddet görmeme, şiddet mağduru ise gerekli hukuki, psikolojik ve sağlık desteklerini alma haklarına karşı çıkanlar.İşte kadınları koruyan İstanbul Sözleşmesi’ne dahi saldırı yine kadına şiddet şeklinde vuku buluyor.Burada önemle belirtmek gerekir ki sözleşme ‘tüm şiddet ve ayrımcılık mağdurlarını’ korur.Ve aslında bu korumanın politikalar geliştirmek noktasındaki dayanağı da Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’dır.Anayasal bir düzenleme olan Uluslararası sözleşme hükümlerini okuyan her makul , sağduyulu ve şiddet ve ayrımcılık karşıtı insan bu sözleşmenin ilk imzacısı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olmaktan gurur duymalıdır.

“SÖZLEŞME KARŞITLARINI TOPLUMSAL HİÇBİR TEPKİDE GÖREMEMEKTEYİZ”

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının Türkiye’ye artısı mı olur, eksisi mi?         

Ülkemizde maalesef kadın cinayetleri, hayvanlara şiddet, çocuk istismarı vakıaları azalması arzu edilmekte iken her geçen gün artmaktadır. İşte bu alanda ciddi politikaların geliştirilmesi, ülke olarak topyekûn mücadele edilmesi gerekmekte ilken aslında tam olarak uygulanamayan ve bundan dolayı da birçok kadının korunamaması nedeni ile hayatını kaybetmesi acil bir durumla karşı karşıya olduğumuzu defalarca göstermiştir ve ancak sözleşme karşıtlarını toplumsal hiçbir tepkide görememekteyiz. Bu nedenle aklıselim bir şekilde tabloyu görebilmek, şiddet nedenleri ile etkin mücadelenin hedeflendiği, ayrımcılığın ve kadın erkek eşitliğinin teşvik edildiği, geleceğe şiddetten arınmış bir yaşam hedeflendiğinin farkında olmak gerekmektedir. Cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık, farklı din, din, ırk ve kültürden gelen Anadolu coğrafyasında Türkiye Cumhuriyet çatısı altında yaşayan her bireyin Anayasal, kültürel ve tarihsel hakkıdır.

“BÖYLESİ KORUMADAN HANGİ GEREKÇEYLE RARATSISIZ”

Şu anda sözleşmeden çıkılmasının nedeni olarak aile yapısının bozulması neden olarak gösteriliyor ancak siz bir avukat olarak sözleşmenin koruyucu olduğunu savunuyorsunuz. Bu konuda bir eksiklik olduğunu veya İstanbul Sözleşmesi’nin içeriğinin yanlış anlaşıldığını mı buradan çıkarmalıyız?

Şiddete maruz kalan ve maruz kalma tehlikesi altında olanları bu sözleşme hukuki, psikolojik, danışmanlık hizmeti, finansal yardım, konut sağlama, eğitim, öğretim ve iş bulma alanlarında destekler ve korur. Her türlü şiddet olayına ilişkin de 7 gün ve 24 saat erişilebilir acil destek hatları ile telefon yolu ile destek sağlar ve bu uygulama İstanbul Sözleşmesi’ne göre hayata geçirilmiştir. Özellikle kadınların ve tüm çocukların kalacakları ve sığınacakları yerin teminini sağlar. Şimdi bu korumadan hangi gerekçe ile rahatsız olunduğunu anlamak güçtür. Aile kavramının zarar görmesi nedeni ile kutsandığı bahanesi arkasına sığınılmakla, ailede kadının yerinin ikincil, şiddete ses çıkarmayan halde olmasından hoşnut olan hükümranlık sahiplerinin düşünceleridir. Aileyi ‘şiddet’ parçalar. Şiddete ses çıkaran kadınların öldürüldüğü ve cinayetlerin arttığı, kişisel gelişimlerini tamamlayamayan bireylerin yer aldığı, evliliği salt ‘erkeğin’ kararına bağlı, kadının iradesini yok sayan yapı taşlarının mevcudiyetinin inkâr edilmesi mümkün değildir. Bu seçenekler dışında her iki tarafın evlilik birliğini ortak kararla devam iradesi şeklinde giden hiçbir evliliği yasal hiçbir kurumun parçalamasına olanak ve imkân yoktur. Aksini düşünmek hayal ürünüdür. Boşanma hükümlerini, Türk Medeni Kanunu düzenlemiştir. Medeni Kanun’da sınırlı sayıda boşanma nedenleri sayılmıştır ve şiddet bir boşanma nedenidir. Şiddet toplumun en ciddi sorunlarının başında gelmekte iken, insan olarak bu hükümlerin karşısında kimsenin durmayacağı ve herkesin bu hükümleri istisnasız destekleyeceğine kuşku yoktur. Eksik bilgi hataya, hata ise şiddet mağduru kadınlar ve çocuklara ve toplumsal çözülmeye götürür. İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan hükümlerin tam ve eksiksiz uygulanması tek çözümdür.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ UYGULANMALIDIR

Birçok insan sizlerle aynı fikirde olabilir. Çünkü gerçekten kadına şiddet bu ülkenin en büyük sorunlarından. Siz iptal edilmemesinden yanasınız anladığımız kadarıyla?

İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkanların ve şiddet zihninde her ne ad altında olursa olsun vakıalarını normalleştirenlerin ve ülkemizin ‘Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporunda  ‘kadın erkek eşitliği endeksinde 149 ülke arasında 130’uncu sırada olmanın verdiği üzüntüyü derinden duymalıdır ve İstanbul Sözleşmesi uygulanmalıdır.

Farklı beden, inanış, cins, dil ve dinlere sahip olmak farklı fikirlerde olmanın da kapısını aralamaktadır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin bu farklılıklar arasında herkesi kanun önünde ve yaşama hakkı önünde eşit kıldığını içselleştirmek bir insanlık görevi ve ödevidir. Kadının temel insan hakkını güvenceye alan ve buna ilişkin sözleşme ekinde kurulan Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Müdürlükleri, Sığınma evleri, çeşitli kurum ve kuruluşlar, Alo 183 hattı… Tüm bunlara dayanak olan İstanbul Sözleşmesi olduğunu hatırlatmak gerekir.Sözleşmenin tam anlamıyla uygulanmasında eksikler giderilmeli iken anılan kurumların ve bakanlığın yok sayılmasını isteyen sözleşme karşıtlığı insan haklarına saygı duymamayı, kadını ikincil yaşama mahkûm etmeyi ve eril tahakkümü alkışlamayı ifade etmektedir ki bu konuda çok dikkatli ve hassas olmak gerekir.Sözleşmeyi ulusal basında sadece erkeklerin konuşması da kadının ikincil kılınmaya çalışıldığının net göstergesidir.

Birsen Hanım, bizlere zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Umarım okuyucularımız için de sağlıklı, doğru bilgiler vermiş oluruz. Son olarak eklemek istediğiniz bir konu veya son sözünü nedir?

Ben de sizlere çok teşekkür ederim. Dediğiniz gibi insanlarımız bu konuyu iyi kavramış olurlar. İnanıyorum ki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın terk edileceği, bu konuda en çok kadınların ve şiddet mağdurlarının ve şiddet faillerinin dinlenip analiz edileceği günler yakındır.


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Babaanne torun camdan hasret gideriyorÖnceki Haber

Babaanne torun camdan hasret gideriyor

30 Ağustos’ta triatlon rüzgârı esecekSonraki Haber

30 Ağustos’ta triatlon rüzgârı esecek

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar