Ordu
DOLAR18.8141
EURO20.5346
ALTIN1156.3

GAZETECİ VALA NURETTİN’İN KALEMİNDEN ORDU MEKTUPLARI… (14)

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
GAZETECİ VALA NURETTİN’İN KALEMİNDEN ORDU MEKTUPLARI… (14)
Abone ol

“MARİFETLİ TÜRK ŞOFÖRLERİ”

Haber Gazetesinin 3. Sayfasında Vala Nurettin tarafından “Benim Görüşüm” adlı bir köşesinde fıkra türü yazılar neşredilmektedir.  26 Mayıs 1937 tarihli mezkûr gazetede “Marifetli Türk Şoförleri” başlıklı yazıda Vala Nurettin o dönemde yol şartlarının zorluğu karşısında kendine göre çareler öğreten şoförleri anlattığı yazısında şunları anlatmaktadır:

Ünye’de bulunduğum müddetçe Anadolu’nun şoselerini, yollarını zemmeden (bahseden)bir sürü yazıyı artarda sıralamıştım. Bu zemmi bütün memlekete teşmil ediyordum Zira eski hatıralarımı da bununla birleştirmiştim. Yol hususunda daha ilk adımları bile atmadık kanaatindeydim. Şimdi, epeyce süren bu yeni seyahatimden sonra, anladım ki, memlekette cidden bir yol yapma faaliyeti vardır. Bu faaliyet de epeyce ilerlemiştir. Meselâ, Samsun’dan sabahleyin otomobile binerek ve iyice sürerek akşamüzeri Ankara’ya varmak kabildir. Keza, iyi bir otomobil sizi bir günde Bursa’dan Ankara’ya götürebilir.

Anadolu’daki şoseler hakkında mükemmeldir denemez. Mükemmeliyet henüz pek uzak! Fakat yollarımız son derece berbat olmaktan da çıkmışlardır. Köylünün “Paşa yolu yani “Ancak devlet büyüklerinin müstesna vasıtalarla geçebildikleri ve alelâde insanların geçemedi yol” pek nadir vilâyetlerimize münhasır kalmıştır. Onların da yapılması için nasıl faaliyete geçildiğini evvelki mektuplarımda anlatmıştım.

Evet, memleketi, baştan başa otomobille kat etmek mümkündür. Haritada şosedir diye gösterilen yüz kilometre üzerinde sekseninden rahat rahat ilerleyebilirsiniz. Geri kalan on dokuzunda dalgaya yakalanmış gibi sarsılırsınız. Bir kilometresi büsbütün arızalıdır. Meselâ köprü olmadığı için dereden, geçmek mecburiyetinde kalırsınız. Derede de su — bir seferinde iyice ölçtüm — 65 santimetredir!

Fennen, 65 santimetrelik geniş bir dereden otomobilin geçmemesi, geçememesi lâzımdır, değil mi?.. Türk şoförleri bir mucize yapmışlardır. Otomobili bazen tank haline getirdikleri gibi, bazen de torpido yapıp çıkmışlardır. Geçiyor. Faşır, fuşur suları yararak geçiyor maşallah.. Otomobilin mucidi bu işi görse:

— Yahu! Bu araba benim yaptığım araba ise buradan geçemeyecekti! Ne din gayretidir bu ki geçiyor!.. diye parmağı ağzında kalacak!

Halbuki mesele işte burada.. Otomobil, fabrikadan çıkan otomobil değildir. . Bambaşka bir şahsiyet, bambaşka bir haslet kesp etmiştir. Bakınız, 65 santimetre yüksekliğin de seri akışlı bir dereden otomobil nasıl geçirilir:

Evvelâ şoför, pantolonunu çıkarır, paçaları sıvar, derenin içinde yürüyerek batak olmayan tarafları tespit eder. Sonra, kurulanır, giyinir, bey gibi yerine geçer, oturur. Pardon, oturmadan evvel de şu tertibatı alır: (Ünye şoförlerinden Bay Nazif Bilgen'in tarifnamesidir).

1 — Radyatör çuvalla sarılacak!

2 — Karbüratör, ihtiyat olarak arabada taşınan borularla yukarı kaldırılacak. Bu suretle sular karbüratöre giremiyor.                                         

3 — Distribütör lâstikle sarılacak.

4 — Egzoz borusu, ilâve borularla yukarı çıkarılacak.

5 — Vantilâtör kayışı bujilere su geçirmemesi için çıkarılacak... E söyleyin Allah aşkına... Bu kadar tadilâttan sonra, otomobil hâlâ mucidinin icat ettiği basit bir otomobil midir?.. Elbette değil... Bari Türk şoförleri himmet ederek iki de kanat uyduruverseler de, hini hacette pırrr... O zaman şoseye de hacet kalmazdı (Va- Nü)

 “KIZ VE SIR BULAMAYAN ZAVALLI MÜTEŞEBBİS DELİKANLI

1 Haziran 1937 tarihli Haber Gazetesinin 3. Sayfasında “Benim görüşüm” adlı köşede Vala Nurettin tarafından yazılar neşredilmektedir. 1937 yılında bir yıl kadar Ünye’de ikamet eden Vala Nurettin kasabada pişmiş topraktan saksı vb. mamuller üreten müteşebbis Hamza adlı gencin imalathanesini gezer. İncelediği fabrika hakkındaki düşüncelerini “Kız ve Sır Bulamayan Zavallı Müteşebbis Delikanlı” başlığı altında Vala Nurettin okurlarıyla şöyle paylaşır:

Küçük bir kasabamızda (Ünye’de) bir müddet oturdum. Herkes yavaş yürüyor; yavaş kımıldanıyor. Yalnız bir delikanlı var ki topuklarını sürüklemeden adımlarını atıyor. Caddelerde düz bir çizgi özetinde süratle yürüyor. Yüzü de düşünceli: Belli ki bir şey düşünüyor, bir şey hesap ediyor. Hemen içimden ona karşı bir sempati uyandırdı:      —  Kimdir bu?-diye sordum.

— Ha haa..diye güldüler.

Şimdi bey gibi giyinmiş de beğendiniz değil mi? Kırk liralık kostüm, ütülü pantolon, kolalı gömlek, boyalı ayakkabı, taranmış saçlar, kordeIâsı yağsız fötr şapka. Fakat iyi aileden bir kız arıyor da vermiyorlar.

—  Allah Allah. Yakışıklı delikanlı halbuki… Ne olmuş? Bir ahlâksızlığı mı işitilmiş?

— Hayır… Nemize lâzım! İki elimiz yanımıza gelecek. İftira atmayalım... Ahlâkı hususunda fena bir rivayet çıkmış değildir... Yalnız.                                                                     

— Beş parasız bir şey galiba, "Anasından altıncıkları sızdırıyor. Ne iş, ne güç… Düşündüğü hep şıklık…

— Yok.. Öylesi de değil. Bu Bay Hamza, bir tuğla, kiremit, testi, gömlek imalâthanesinin sahibidir. Ama, beylik etse ya..

Hayır... Bütün gün, paçalar, kollar sıvalı, sırtında kötü bir gömlek, çamur içindedir. İşi bitti miydi yıkanır, böyle süslenir, püslenir… Onun için kendisine iyi aileden kız vermezler... Bu zihniyete şaştım:

— Yahu! -dedim - anlattığınız vaziyet ayıplanacak cinsten değildir. Bilâkis takdir olunacak bir haldir. Demek ki delikanlı hem müteşebbis, hem sanatkârdır. Dört eliyle işine sarılmış. Bundan âlâ damadı hangi aile bulabilir?... Amerika’da, Avrupa’da milyarder çocukları bile, ömürlerinin kaç senesini, sırtlarında bir işçi gömleği olarak geçirirler, bilir misiniz? Tâ ki, işi benimsesinler...

Beni dinleyenler:

— Ha! Öyledir! Ha! Ha! » dediler; fakat dinledikleri bir kulaklarından girdi, bir kulaklarından çıktı; anladım...

Bay Hamza artık büsbütün dikkatimi celp etti. Deniz kenarındaki imalathanesinin yanından geçerken durdum, kapıdan baktım. Güler yüz le ve pek terbiyeli bir tavırla: 

— Bir şey mi istiyorsunuz efendim? -dedi.

— Hayır, bayım... Fakat burası bir fabrika imiş diye duydum da alâkadar oldum. 

Arzu buyurursanız gezdireyim :                                                                         

 — Teşekkür ederim.

En basit şekilde tuğla; testi, kiremit, çömlek yapılıyor. Fakat. bunun basiti bile, Hayyam’ın şiirlerini hatırlatacak kadar şairane… Bir avuç çamurun döne döne şekiller alışı, insan parmağının bir dokunuşuyla biçimden biçime girişi hem düşündürücü, hem göz alıcı. Testi yapılan yerlere yolunuz düşerse çiğneyip geçmeyin sakın.. Muhakkak gezin, görün.. Pek beğeneceksiniz. Mal sahibi izahat verdi: İki arkadaşmışlar. Başka birinin vilayetindeki imalathanesinde usta olarak çalışıyormuş. Fakat bu civar da, toprağın pek müsait olduğunu ve piyasa ihtiyaç hissettirdiği için fabrika yapılmadığını görerek teşebbüs etmişler. Ufacıktan başlamışlar.

— Şimdi ayda üç beş yüz liralık kazancımız var. Bu kadar çalıştığımız halde, gene piyasanın ihtiyacını temin edemiyoruz. Hatta bizim bir ustamız bile sanatı bizden öğrendi, ayrıldı, civar da bir fabrika açtı. Ama rakip değildir.

Çünkü ona da bize de iş var… Ve evini gezdirdi: Kazandıkça, boyuyor, süslüyor, eşya alıyor. Pek memnun oldum. Yalnız, dedim ki:

— Bu saksıları buranın halı, çorap motifleriyle boyasanız, vapurlara satsanız... Belki vazo, lâmba altı ve saire olarak büyük şehirlere bile sürülebilir.. Herhalde belli başlı bir branşınız olur.. Hem bu kasabada bu işi yapabilecek heveskâr bir ressam bile tanıyorum... Size prezante edeyim...

Bay Hamza:

— Çok teşekkür ederim! - dedi. Bunu biz de düşündük. Ancak sır meselesi.

— Nasıl bir sır?...

— Görmüyor musunuz? Malumatımız, sırsızdır. Çünkü çömleklerin falan altına sürülen cilâ, herkese söylenmiyor. Fabrikacılar tarafından sır olarak muhafaza edildiği için, adına da öyle demişler. Biz, bunun hangi kimyevi tertibattan yapıldığını bilmiyoruz. İktisat vekâletine sorduk. Bunu bize bildirecek vaziyette olmadıklarını söylediler. Şimdi düşünüyoruz ki, acaba, başka bir fabrikaya tebdili kıyafetle casus gibi girerek bunu öğrensek mi?

Evvelce yalnız Almanlar tarafından yapılan “aspirin ”in tertibatını faşetmek bir muahedenin ahkâmı arasına girmişti. Devlet herhalde bu gibi vustai ve pertenkerani sırların memlekette tamim edilmesi için ön ayak olmalıdır. Çalıştığı için kız, çalışmak için sır bulamayan zavallı müteşebbis delikanlı!... Memleketin en muhtaç olduğu unsurların başında geliyorsun. Lâyık olduğun hürmeti ve kolaylığı behemehâl görmelisin! (Vâ-Nu)”


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
ALTINORDU’DA KAÇAK İÇKİ OPERASYONU            Önceki Haber

ALTINORDU’DA KAÇAK İÇKİ OPERASYONU      ...

ÜNYE M TİPİ KAPALI VE AÇIK CEZA İNFAZ KURUMU GIDA ÜRÜNLERİ SATIN ALINACAKTIRSonraki Haber

ÜNYE M TİPİ KAPALI VE AÇIK CEZA İNFAZ KU...

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar