Ordu
DOLAR18.8383
EURO20.3282
ALTIN1128.4

GAZETECİ VALA NURETTİN’İN KALEMİNDEN ORDU MEKTUPLARI… (6)

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
GAZETECİ VALA NURETTİN’İN KALEMİNDEN ORDU MEKTUPLARI… (6)
Abone ol

1937 DE KASABALARDA DOLAŞAN TİYATRO KUMPANYALARI ve TEMSİL HEYETLERİ VARDI.

7 Ocak 1937 tarihli Haber Gazetesinin 3. Sayfasında Vala Nurettin’in “Kasabalarda dolaşan temsil heyetleri” başlıklı bir yazısı neşredilmiştir. Mezkûr yazıda o dönemde hem geçimlerini temin etmek, hem halkı eğlendirmek maksadı olan ve Anadolu’yu karış karış dolaşan tiyatro kumpanyalarının hikâyelerini ve beraberinde yaşadıkları sorunlarını dile getirilmiştir. Vala Nurettin de Ünye’ye gelen temsil heyetleri ile bir otelde etraflıca yaptığı bu görüşmeden elde ettiği intibalarını Haber Gazetesindeki “Benim Görüşüm” adlı köşesinde şu şekilde dile getirmiştir:

“İnsan neler öğreniyor… Meğer Karadeniz sahilini dolaşan bazen de içlere doğru seyahat yapan mütemadi turne halinde olan beş tiyatro kumpanyası varmış. Tesadüf ya ikisi şu günlerde birbirlerinden habersiz, Ünye’ye gelmiş bulundu. Biri İbrahim Ruhi’nin yedi kişilik heyeti ki, zevcesi ve kızı olmak üzere iki kadını da ihtiva ediyor. Diğeri de Artist Kemal’in altısı kadın on dört kişilik gurubudur.

Bay İbrahim Ruhi, temsiller de verirmiş. Lâkin gelirin yegâne salaş tiyatrosunu zarar etmesinler diye ahbaplık namına, Bay Kemal’in heyetine terk etmiş, kendisi ve arkadaşları, kahvehanelerden birinde saz çalıyorlar. Aynı kahvehanenin sahibi binanın üzerinde bir otel de işlettiği için, kombinezonu kolaylıkla yapabilmiş: Yataklarını kırk kuruştan kiralıyor. Kahve alelade zamanlarda yüz parayken daha kalabalık bir müşteri kütlesine on iki buçuktan duhuliye bileti satılıyor.

Bunun üç buçuğu mal sahibine kalıyor. Belediyeye üç lira küşadiye resmi verildikten başka ayrıca bir takım vergiler daha alınmaktadır.  Tiyatro bahsine gelince Bay Kemal kahvecilerden iskemleler toplamış, dâhili mobilyayı bu suretle düzmüş. Şimdi halktan on beş ve yirmi kuruşa iki türlü bilet kesiyor. Heyetteki artistlerle ortak…

Otelin bir odasında, iki kumpanyanın artistleri toplanmışlardı. Ben de yanlarına gittim. İbrahim Ruhinin zevcesi (eşi) “evi olmayan bir ev kadını!” Yani mütemadiyen bir seyyar hayat yaşıyor, sekiz seneden beri İstanbul’a ayak basmamış; boyuna o kasaba senin, bu kasaba benim, otel odasından otel odasına; fakat ruhunda ev kadınlığı olduğu için, her yeri pırıl pırıl silmiş, temizlemiş, beyaz örtüler örtmüş, portatif eşyası mis gibi…

Zavallılar hep parasızlıktan şikâyet ediyorlar. Aktör Kemal diyor ki:

-- Çarşamba kasabasında otelciye otuz lira borcumuz kaldı. Sofu ve iyi bir insanmış. “Halinizi gördüm, paranız yok. Veremezseniz de helâl olsun, bir kâğıt imzalayıp gidin, eğer paranız olursa gönderirsiniz!” dedi, İşte hep böyle bizden kazanıyormuşuz gibi Kazanç Vergisi alınıyor. Zarardan kazanç vergisi alınır mı?

Ve esbabı mucibe serdederek, artistlerin istisna edilmeleri icap eden vergileri sayıyor. Fakat ben bu yazıda teknik tafsilata girişmek istemiyorum. Çünkü bu geniş okuyucu tabakasını alâkadar etmez. Yalnız, muhakkak olan bir şey varsa o da, bu insanların himaye görmesi lüzumudur.

—Hiçbir himayeye mazhar değil misiniz?

—Allah razı olsun. Büyük Millet Meclisinden ki, bizim hakkımızda bir kanun kabul etti.

On kişilik gruplar vapurla seyahat ederlerse yüzde kırk tenzilata mazhar oluyorlar, beş kişilik guruplarda tren seyahatlerinde yüzde elli tenzilata uğruyorlar...

Fakat meselâ, İbrahim Ruhinin yedi kişilik grubu, vapurla geldiği için, hiçbir şeyden istifade ifade etmemiş,

— Kaçıncı mevkiiyle geziyorsunuz?

—Güverte ile... Ambarda... Bu artistlere acımamağa imkân yoktur. İbrahim Ruhi anlatıyor;

— Manakyan kumpanyasıyla birlikte sahneye atıldım. Ermeni patırtısını müteakip; o zamanki zaptiye nazırı, bazı Türk gençlerinin de bu mesleğe heves etmelerini istemişti. Ben bunlar arasındaydım. Muhtelif kumpanyalara iştirak ettim. On bir seneden beri bu sahilde çalışıyorum.

Bay Kemale gelince, o idadi mezunuymuş. Kasabalardan birinde memurken İbrahim Ruhinin grubu gelmiş. Sahneye atılmasına, bu hâdise sebebiyet vermiş! Müşkül hayatın sarsıntıları yüzünde hayli yıprandılar husule getirmişse de, gözlerindeki artistik ifade bozulmamış. Biraz Edebiyatı cedide üslubu ile fakat heyecanlı konuşuyor:

— Memuriyetin rahat ve müemmen istikbalini (geleceğinden emin) bu mesleğin aşkıyla bıraktım... Neler çekmedim. Fakat pişman değilim. Emelim, artistliğin de lâyık olduğu şeref derecesine yükselmesidir. Hâlbuki kim oldukları belirsiz, bazı insanlar bizimle yan yana icrayı sanat etmeye kalkıyorlar. İşte ben buna dayanamıyorum. Şimdiye kadar bu sanata girenler haydi neyse, gene devam etsinler! Fakat bundan sonrası için, mutlaka adam akıllı bir mektep mezunu olmağı şart koşmalıdır. Ancak böylelerine bir meslek vesikası verilmelidir. Meslek vesikası alanlar da, artık her yerde kolayca icrayı sanata imkân bulmalıdırlar. Şimdi, bulamıyorlar. Her gittiğimiz yerde ayrı ayrı şart ve kayıtlarla karşılaşıyoruz. Bizi, tabur halinde karakoldan karakola sürüklüyorlar. Halkta arkamıza takılıyor. Hâlbuki bir kere o vesikalara sahip bulunmak, ayni nizamlar dâhilinde harekette hür kılmalıdır. Nereye gitsek kolaylık görmeliyiz.

Bu gibi grupların yanına yaklaşan ekser gazeteciler, onlarda bir mizah unsuru aramışlardır. Hâlbuki bende tamamıyla aksi bir his var. Bu heyetler, ölgün kasabalarda biraz hayat yarattıkları için herhalde himayeye muhtaçtırlar ve layıktırlar, Kanun ve nizamlarımızı onların lehine tadil etmeliyiz. (Vâ Nü)

1937 OCAK DA VALA NURETTİN ÜNYE’DE KIŞ ŞARTLARINI VE TABİATLA MÜCADELEYİ AKTARIYOR.

9 Ocak 1937 tarihli Haber Gazetesinin 3. Sayfasında Vala Nurettin tarafından “Benim Görüşüm” adlı köşesinde bir fıkra türü bir yazı yazmıştır. “Tabiatla mücadele kabiliyetimiz” başlıklı yazıda; Ünye’de meydana gelen kış mevsiminden dolayı karşılaştığı zor hayat koşullarını kaleme alan usta yazar duygularını ve yaşadıklarını şu şekilde ifade etmektedir:

“On iki saat müddetle kar yağdı. Buranın havası, umumiyet itibariyle İstanbul’unkinden mutedildir; don olmadı; yeri ancak üç parmak kaplayan beyaz kar, ertesi gün hemen çözülmek yolunu tuttu, Fırtına? Evimiz Karadeniz’in tam karşısındadır; dalgalar, beş on metre ilerimizdeki kumluğa yayılıp kayboluyor; buna rağmen öyle müthiş rüzgâr da hiç işitmedik. İstanbul’da kuytu yerde ve şimdikinden yüz kat daha sağlam bir binanın içinde otururduk; nice fırtınalar, temellerimizi sarsardı. Hülasa, gayet normal bir kışın ortasında yağan gayet normal bir kar var… Fakat ferdi hayattan içtimai ve resmi hayata kadar her şey allak bullak oluverdi.

Sabahleyin kalktık.

—  Kahvaltı?

—Süt gelmedi.

—Çay!

—Eğer limonata renginde akan çeşmenin suyu ile içerseniz yapalım.

—İyi de suya ne olmuş?

—Bitti.

—Bugün Pazartesidir. Pazar kurulur. Orada tenekesini on iki buçuktan satarlar. Haydi, git bak, başka ne var ne yoksa al…Hem belki kar uzun zaman yağar, daha pahalılaşmadan odun kömür ihtiyatımızı da çoğaltalım.

—Bugün pazartesi olmasına rağmen pazar yerinde tek adam yok. İlâç için arasanız suda bulunmuyor, kömürde, odun da.

—Öyleyse postaneye uğra…İstanbul’dan paketler gelecekti. Dün posta günüydü…

—Sordum, efendim. Vapur, uğramadan geçmiş. Paketler de Trabzon’a doğru yollanmış olacak. Avdette (geri dönüşte) bırakırlar.

— Bir telgrafım var. Çektir.

— Kardan teller bozulmuş. 

—Öğleyin yemekte yeşil salata bulunsun.

—Bahçıvan dükkânlara getirmemiş. Karın altında da gömülüymüş. Diğer sebzeler de yok… Hem şey... Yağ bitti..

—Sana para vermiştim ya, al.

Yok.

Nasıl Yok?

Köylüler, malum ya. Yağ yaptıkça yarımşar kilo filân getirip dükkânlara bırakırlar. Bunlar toplanır ve satılır. Halbuki, bugün pazartesi olmasına rağmen, karlı havadan dolayı gelmediler, dükkanlarda da yağ yok. İlerisi için tembih edersek bize göre ayırırlarmış.

—Balık al, zeytinyağıyla kızart.

—Bakkalların zeytinyağını bayanlar fena bulmuşlardı, yiyemediler, unuttunuz mu?

—Eczaneden kapalı şişeyle al.

—Sonuncu şişeyi siz evvelki gün almıştınız. Hem bulsak bile nafile. Çünkü bu havada balığa çıkan olmamış.

— Tavuk söğüşü yiyelim.

—Buranın tavuk fiyatı 20-25 kuruştur.  Havanın bozukluğu yüzünden o da bulunmuyor. Konu komşudan 49 kuruşa bir horoz bulunabilir. Fakat tavuk 45 kuruşa alayım mı?

Aşçım, beni fena halde kızdırdı. Bugün çalışmaya niyeti yok. Soğuktan uyuşukluğu tutmuş. Mutlaka suiniyetle (kötü niyetle) hareket ediyor!” dedim. Giyinerek dışarı çıktım. Söylediklerini birer birer tahkik ettim. Ayniyle hakikatti… Yahu insaf... Dünyanın bütün memleketlerinde kar kış olur! Hem, de nasıl… Başka diyarlardan vazgeçtik, meselâ Erzurum’da, kar telgraf direklerinin tepesine kadar yükselmektedir. Düz yol üzerindeki 1200 hanelik bir sahil kasabasında en tabii ve katiyen hiddetsiz, şiddetsiz bir hava hâdisesi yüzünden bütün hayatın inkıtaa uğramasını makul gösterecek hiçbir sebep yoktur.

Cemiyet, tabiatla pençeleşerek ve onu adım adım her gün biraz daha yenerek yükselir… Tabiat püf deyince bu derece mağlup olmak, cemiyetin reflekslerinden, hayatiyetinden çok mahrum olduğunu gösterir... Anman Yurttaşlar… Canım hemşeriler… Etmeyin, eylemeyin... Biraz gayret, biraz canlılık, biraz didişme kabiliyeti gösterin. Haydi, aslanlar, yazıktır. Ayıptır. Bu ne böyle.(Va-Nu)”


  • 1
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
AMATÖRDE 5’İNCİ HAFTA SONUÇLARIÖnceki Haber

AMATÖRDE 5’İNCİ HAFTA SONUÇLARI

SSK’DAN ÖNEMLİ AÇIKLAMA Sonraki Haber

SSK’DAN ÖNEMLİ AÇIKLAMA 

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar