Ordu
DOLAR18.8383
EURO20.3282
ALTIN1128.4

GAZETECİ VALA NURETTİN’İN KALEMİNDEN ORDU MEKTUPLARI… (9)

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
GAZETECİ VALA NURETTİN’İN KALEMİNDEN ORDU MEKTUPLARI… (9)
Abone ol

Dünden devam

1937 SENESİNDE ORDU’NUN TEKKİRAZ KÖYÜNDE KUTLANAN KÖY BAYRAMINDAN İZLENİMLER.

1923 yılında Cumhuriyetin kabul edilmesiyle birlikte kalkınmanın köyden başlaması için bir çok hamlenin yapıldığı görülmektedir. Bu meyanda Türkiye Büyük Millet Meclisinde köye ve köylüye yönelik kabul edilen bir çok yasanın olduğu görülmektedir. 18 Mart 1924 günü kabul edilen Köy Kanununun içeriğinde üretimden yaşama kadar her türlü yaptırım detaylı biçimde ve maddelerle belirtilmişti.  Vali Bekir Baran köyün ve köylünün kalkınmasına çok önem veren bir idareciydi. Kanunun çıkmasından 13 sene sonra Ordu Valisi olan Bekir Baran’ın önderliğinde ilk defa  18 Mart 1937 senesinde bir Köy Bayramı kutlanacaktır.  Bu çerçevede, Valiye bağlı olan Ordu Yol ve Bayındırlık Birliği Genel Kurulu’nda Köy Bayramı kutlamasının en coşkulu ve yüksek katılımlı yapılması için bir takım kararlar almıştır. Bu alınan kararlar dâhilinde öğretmen ve muhtar bölgesinde yaşayan bütün köyler organize edilerek, bayramı köy halkının en güzel biçimde kutlamaları sağlanacak,  yerel folklor gösterileri, müsabakalar, güreşler gibi şenlikler de tertip edilecektir.

18 Mart 1937 tarihinde icra edilen Köy Bayramı, Ordu Valisi Bekir Sami Baran’ın liderliğinde Fatsa, Ünye, Mesudiye, Gölköy gibi önemli ilçelerde ve buralara bağlı nahiyeler ile köylerde coşkuyla kutlandığı, çok etkin bir biçimde köy halkının da bu törenlere katıldıkları görülmektedir. 

“Ordu İlinde Birinci Köy Bayramı 18 Mart 1937” adlı kitapçıkta Köy Bayramı etraflıca anlatılmaktadır. Birçok ilçede yapılan köylü bayramına ait törenlerin tek tek detaylı biçimde anlatıldığı ve fotoğraflarının yer aldığı mezkûr kitapta;  giriş bölümünde özetle şunlar yazılmıştır:

“… Ordu Halkevinin Türk ve Parti bayrakları ve defne dalları ile süslenen binası önünde şehrin bütün otomobilleri harekete hazır bekliyor. Halkevinin denize bakan tarafında evin bandosu motorlara taşınıyor. Otomobillerin ve deniz motorlarının üzerinde uçuşan parti bayrakları insana fevkalade günlere mahsus bir heyecan veriyor. Orduda kilometre kareye 47,4 insan düşer. Nüfus kesafeti bakımından Ordu Türkiye’de 4 üncü sırada gelmektedir. Merkez ve kazalara bağlı köylerin sayısı tam 571 dir. Bugün 571 köy halkı Ordu’da bayram yapıyor…”

28 Mart 1937 tarihli Haber Gazetesinin 3. Sayfasında Vala Nurettin tarafından kaleme alınan “Benim Görüşüm “ adlı köşesinde bu seferde Ordu’da kutlanan Köy Bayramı konusu işlenmiştir. Vala Nurettin 18 Mart köy kanunun kabul yıl dönümünde Ünye’nin Tekkiraz köyüne bizzat giderek izlediği törenler hakkındaki görüşlerini “Ordu Vilâyetinde Köy Bayramı Nasıl Kutlandı?“ başlığı altında okuyucularına şu şekilde aktarmıştır.

“Köy kanununun Büyük Millet Meclisince onaylandığının yıldönümüne rastlayan günü, Ordu vilâyeti köyleri, Vali Bay Bekir Baran'ın rehberliyle, köylü bayramı saydılar. Her kazanın maruf ve en merkezdeki birkaç köyüne, diğer köylerin davul zurnaları, iyi oyun bilenleri geldi. Halkevi kolları da faaliyete geçerek, şehrin bütün faal ve neşeli münevverlerini seferber etti. Kimi yaya, kimi atla, kimi de uzak mesafelere otobüslerle yola çıktılar. Daha evvelden haber gönderilmişti:

— Bize hiç masraf etmeyin. Bir ayran verseniz gene çok teşekkürler azığımızı (yol yiyeceğimizi) beraber getireceğiz.

Fakat Türk köylüsü misafirperver olduğu için, her tebliğ ve tavsiyeyi dinlediği halde buna riayet etmedi. Şehirli misafirler köylere gittiği zaman, koyunların ve tavukların kesilmiş olduğunu gördüler. Her yer bayraklarla donatılmıştı. Yaşlılar bir tarafta, çocuklar öte tarafta asker gibi iki keçeli dizilmiş bekliyorlardı.

Şarkı söyleyerek gelen şehirlileri evvelâ hayli resmi karşıladılar. Fakat yarım saat sonra, bu resmiyetten eser kalmadı. Köylü ve şehirliler samimi surette kaynaştılar. İhtiyarlar, hatıralarını anlattı:

— Burası eskiden baştan başı ormandı. Şurada bir tek kiraz vardı. İlk ev onun yanına kurulduğu için köyünde adına Tekkiraz denildi. Lakin gel zaman git zaman, insanlar türedi, ağaçlar kalmadı. Hatta o tek kiraz bile bir kış günü kesildi, yakıldı.

Gelişi güzel soruyoruz: 

— Oğlun var mı, baba?

— Dört oğlum vardı, dördü Yemen de gitti. Fakat bereket versin ki, torunlar ve torunlarının torunları sağmış. Onlarla teselli buluyormuş...

— Her şeyiniz iyi. Yalnız bir şey fena: O da, bayramınıza bir köylü kadın bile iştirak etmiyor.

Şehirden gelen heyetin arasındaki bir bayanı köylü bayanlara murahhas (delege)  göndererek aramıza davet ediyoruz. Şu cevap geliyor:

— Yavaş yavaş alışacağız. Fakat bu sene henüz pek sıkılıyoruz. Gelecek bayramda bizi de tamamıyla açılmış ve aranıza karışmış görürsünüz. 

Köylerin muhtarları ve Halkevinin hatipleri, bu kutsal günün önemini anlatan nutuklar söylediler. Mini mini mektepliler de söz söyleyenlere katıldı. Yemekten sonra, davul zurnalı güreşler ve spor faaliyeti faslı başladı.  Bunların arasında en mühimimi halat çekmesi...

Halat çekmede köylüler, bir hamlede şehirlileri çekti. İkinci tecrübede, şehirliler, teknik bazı çarelere başvurdular. Onlar da pek kâr etmedi: Gene köylüler galip geldi... Evvelki sıkılgan halden hiç bir eser kalmamıştır. Bu zaferden memnun olan köylüler:

— Yaşasın mısır ekmeği. Yaşasın fasulye!..- diye kendi gıda şekillerinin şehrinkilere tefevvukunu ilân ettiler. Bu sene, her kazada takriben üçer köyde bayram kutlandı. Gelecek sene, daha geniş ölçüde ve daha zengin programla ayni tecrübe yapılacak.

Öyle umarız ki, köy bayramı âdeti yalnız Ordu vilâyetine münhasır kalmasın. Bu, her yerde, usul olsun! Birbirinden manen pek ayrı duran şehirlerimizle köylerimizi yaklaştırmak için hiç bir fırsatı fevt (elden kaçırmamalı) etmemelidir. Büyük Millet Meclisinin köy kanununu kabulü 18 Marta tesadüf etmekle beraber, ileriki yılları bayramları daha yaz zamanına doğru olsa da yağmur tehlikesi bertaraf edilse muvafık olur zannındayım. (Va - Nu)”

1937’DE VALİ BEKİR BARAN DÖNEMİNDE ORDU’DA HER YERDE YOL FAALİYETİ HIZ KAZANMIŞTI.

1930’lu yılların ünlü yazarlarından Vala Nurettin’in zaman zaman Ordu bölgesinde yapılan çalışmalar hakkında yaşadığı Ünye ilçesinden çıkıp geziler ve incelemeler yaptığı görülmektedir. Bununla beraber Bekir Baran ile görüşen Vala Nurettin Ordu Valisinden aldığı bilgilerden müteşekkil olan birçok yazıyı da bağlı olduğu Haber gazetesine geçmektedir. Mesela, 29 Mart 1937 Tarihli Haber Gazetesinin 11.sayfasında Vala Nurettin tarafından hazırlanan “Benim Görüşüm” adlı köşede; Ordu’da Vali Bekir Baran döneminde yapılan yol çalışmaları ve imar faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler verilmektedir.  “İstanbul Hopa’ya nasıl bağlanıyor? Demiryolu inşa faaliyetiyle muvazi (paralel) olarak şose ve köy yolları yapmak ceht ve gayreti de ilerliyor.” Başlığıyla neşredilen yazıda; Vala Nurettin görüşlerini şu şekilde kaleme almıştır:

“ Memleketimizde, demiryolu faaliyetiyle muvazi (paralel) olarak, şose ve köy yolları yapmak ceht ve gayreti uyanmış ve ilerlemiştir. Bu heves, bilhassa Ordu vilayeti hudutları dahilinde göze çarpıyor. Vali Baran, esasen, adını o kutsal bir “yolda” kazanmıştır: Atatürk’ün, bir teftiş seyahati esnasında kendi vilâyetine doğru gelmesi ihtimalini düşünerek, müthiş karlara rağmen, imdat tertibatıyla, yola çıkmış, yolu açtıra açtıra ilerlemiş ve büyük önderle maiyetini, dağ tepelerinde geçit aramakla meşgul bulmuştur.

Bu esnada, Atatürk’ün muhafızlarından olan bir Anadolulu;

— Şu baranları aşarsak belki selamete çıkarız! - demiş. Baran, o havalinin diliyle “Şahika” manasında imiş. Cumhurbaşkanımız, büyük bir uyanıklıkla kendisine karşı gelen Valiye “Baran” adını vermiş. Bu isim, sonradan, soyadı o olarak da tescil edilmiş. İşte, Baran, böyle bir yolda bulunan isimdir. Onun sahibi ise cidden ismiyle müsemma; Vilâyetini teftiş sırasında, bir nahiyeden telefon etmişler.

— Burada çok kar var gelemezsiniz demişler.

— Kendi vilâyetim içinde gelemeyeceğim hiçbir yer yoktur, diyerek, gene bir buçuk metre karı aşarak menzile ulaşmış. Yol... Daima yol...

Fakat böyle romantik gayretlerle katedilen yollar değil. Gayet mükemmel, rahat yollar... Kasabaları birbirine bağlayan şoseler... Sonra köy yolları... İşte yol aşığı olan bu Valinin her gezdiği yerde telkin ettiği fikirler bunlardır... Onun yol muhabbeti, civarında herkese de sirayet etmiş bulunuyor. Şehirli, kasabalı, köylü bütün halk, bu bir sene zarfında Ordu’daki yolların bir hale yola sokulacağından emin bulunuyor. Esasen, faaliyet başlamıştır.

Şimdi bir arabanın bile zorlukla işleyeceği, belki de hiç gidemeyeceği şoselerimizden,, altı ay sonra, vızır vızır mesafeler katetmek mümkün olacak... Kasabalar, birbirine, üçte bir, dörtte bir nispetinde yaklaştırılmış olacak... Ve bu yalnız ticarete değil, sıhhat ve nüfus işlerine de pek yarayacak.

Çünkü vasıtasızlık sebebiyle fena havalarda iptidai yerlerde mahsur kalıp nafile yere ölen hastaların, hamile kadınların haddi hesabi yoktur. Ordu’da şoselerin yapılması İstanbul-Hopa şosesinin (karayolu) başarılması için en ciddi bir adım sayılır. Çünkü diğer Vilâyetler de elbette, buradan geri kalmak istemeyeceklerdir. Esasen onlar daha zengindirler... Bu işi, Ordu başardıktan sonra, Zonguldak mı ondan aşağı kalmak isteyecek, Samsun mu, Giresun mu, Trabzon mu? Zincirin diğer halkaları da kendiliğinden takılacaktır. Böylelikle bütün Türk Karadeniz’ini belki de gelecek sene sonunda otomobille seyahat etmek kabil olacaktır.

Ordu vilâyetinde en geri köylü bile bunu kendine samimi bir ülkü sayıyor. Sebebi de var. Zira yolsuzluğun en büyük derdini o çekiyor! Bu yol faaliyetinin nasıl yapıldığını anlatmak için, salâhiyettar (yetkili) makamlardan aldığım şu izahatı nakledeyim:

 “Yol işleri, üç bakımdan incelenmiş ve çalışma programına alınmıştır:

1 — Büyük köprüler: Bu hususta Nafıa Vekâleti nezdinde teşebbüslere girişilmiş, devletçe yapılması icap eden tedbirlere başvurulmuştur. Bu meyanda, Vona’dan itibaren sahil yoluyla Koçboynuzu kısmının fenni güzergâhını tayin için vekâletin yardım istenmiş ve alınan cevapta heyeti fenniyenin Ordu’ya inceleme yapmak üzere gönderilmek üzere olduğu bildirilmiştir. Vilayet fen heyetleri müştereken ana hatların harita ve projesini çizeceklerdir.                                                                                      2 — Hususi idare bakımından: Yapılan hazırlıkların birinci adımı muvaffakiyete atılmış, Fatsa ile Ünye arasında (18 menfez, 3 köprü 7,5 kilometre şose inşası)  Trabzon’dan gelen müteahhit Hamdi Seyhan'a 45570 liraya ihale edilmiştir. Şimdi ikinci kısmın projeleri hazırlanmaktadır. 1937 Mayıs sonuna kadar ihalesi bitmiş olacaktır. u suretle 1937 ye mürettep yol faaliyetinin müteahhitlerle yapılması icap eden kısmı bir esasa bağlanmış olacaktır. Mükellef amelenin çalışmasıyla hususi idarece yapılması istenen yol kısınma ait faaliyet de 1 Mayıstan itibaren başlayacak ve Haziran sonuna kadar devam edecektir. Bu kısımda, 14400 lira kıymetinde 2400 mükellef amele çalıştırılmak suretiyle mesai sona erdirecektir.                                             

 3 — Köy yolları:  Vilâyetin en esaslı yol mesai programına dâhil olan işlerinden biri de köy yollarıdır. Münferiden yapılmasına imkân görülmeyen, bazen de muvaffakiyet teminine engel olan ferdi hareketlerin başarılı bir neticeye vardırılması için, köy kanununun 47 inci ve 48 inci maddelerinden istifade edilmek suretiyle köy birlikleri teşkiline teşebbüs edilmiş ve ilk faaliyet Ebülhayır mıntıkasında 1937 Mart ayının on ikisinde bilfiil başlamıştır. Gene 1937 Mart ayının on dördünde Melet mıntıkası birliği faaliyete geçecektir. Bu birlikler de 3 senelik mesai programına ve münhasıran köylü “imeci” yardımına dayanmaktadır.

 Vali Bekir Baran'ın anlattığı şudur: “Memleket işine bu kadar candan bağlılık gösteren vatandaşlar az bulunur. Onların bu temiz ve yaratıcı hisleri karşısında nasıl mukabele edeceğimi, nasıl çalışacağımı tahminde zorluk çekiyorum. Güzel hislere iyi eserlerle cevap vermek fırsat ve imkânını bulabilirsem o zaman kendimi bahtiyar addedeceğim”

Bütün bunlardan sonra şu anlaşılıyor: Türkiye’nin demiryolları faaliyeti kolaylandıktan sonra, şose ve köy yolu birinci plâna geçiyor. Bu sahada ilk ciddi adımı atan Ordulular her yerde imtisale (örnek alınmaya) layıktırlar. (Va-Nu)

 

KÖYLÜNÜN ÜÇ TEDAVİ USULÜ

 

2 Nisan 1937 tarihli Haber Gazetesinin 3.sayfasında Vala Nurettin “Benim Görüşüm” adlı köşesinde Ünye ve çevresinde edindiği izlenimleri yazmaya devam ediyor.  Ünye civarında hasta olan bazı köylülerin iyileşmek için üç çeşit tedavi usulü olduğunu tespit eden Vala Nurettin gazetesinde ki köşesinde konu hakkında şunları aktarıyordu:

 

“Köylünün üç tedavi usulü olduğunu gördüm. Onlar da şöyleydi:  Birincisi, sıtmaya karşıdır. Malum ya, bu mel'un hastalığa yakalanıp da tedavi edilmeyenin dalağı şişer; karnı davul gibi olur. Köylüler, kendilerince bunun şöyle bir tedavisini bulmuşlardır: Sabit bir mihver vazifesini gören bir kazığın üstüne, tahterevalli gibi bir kalas koyuyorlar. Lâkin bu kalasın iki ucu, aşağı yukarı kalkacak yerde, bostan dolabı misali, fır-fır dönüyor. Uçlara sıtmadan dalağı şişenler yüzükoyun yatıyor. İtikat şudur: böylelikle, karın ezilirmiş; büyüyen uzuv küçülürmüş... Haydi, diyelim ki, bu, bir nevi masajdır ve esasen şehirliler de, zayıflamak mevzubahis olunca, bu gibi şeylere müracaat ediyorlar... 

İkinci tedavi de “havalanmak” illetine karşıdır... “Havalanmak,, İstanbul’daki gibi baştan çıkmak manasına değil ha... Zira bunun tedavisi, köyde ya sopa, ya Silâhtır. Bu kelime, “soğuğa maruz kalmak” demektir ki, gripten zatürreeye, zatülcenbe kadar sekiz on hastalık ayni isim altında toplanmıştır. “Havalanan” adam için, toprakta bir çukur kazılır, içinde gayet lüzucetli (yapışkan)  bir çamur yapılır. Hasta, buna sokulur. Her yeri gömülü, yalnız gözleri ve burnu meydanda bırakılır. Saatlerce öyle durduktan sonra, illeti iyileşirmiş,..

Haydi, bu da neyse... Diyelim ki terliyor. Esasen çamur banyosu asri tababette de yok değildir. ... Fakat en aklımın ermediği; vücudun bir tarafından kan akınca başvurulan durdurma çaresidir. Yaranın üstüne gübre bastırılacakmış... Bu, bire birmiş.  Düşünün: gübre... Hâlbuki bizim bildiğimiz, tetanos bundan olmaz mı? Ve en ziyade yaranın esirgenmesi icap eden şey gübre değil midir?

Köylüye soruyorum: yarasına gübre konulanlar hastalanmıyor mu? Etleri, sinirleri gerilerek acılar içinde ölmüyorlar mı?

— Aaah! Cevabını veriyorlar…

–Hiç öyle ölen yok!  Öyleyse tetanos?... İlim?.. Fen?.. Bir dostum alay etti; bize sordu:

— Yarası gübreye sürüldü diye tetanos aşısı yaptırdıkları için ölen şehirliler tanımıyor musun?

Hepimiz bir ağızdan:

 —   Çooook…-dedik ve isimler saymaya başladık. Acaba onlarınki mi doğru, bizim ki? Fakat her halde şu tetanos aşısı tekrar gözden geçirilecek mevzudur. İki günlük ilim, gübrenin haysiyetini, köylünün bunca asırlık tecrübesini daha mı fazla biliyor? Diyeceği geliyor insanın…(Va-Nu)

devam edecek


  • 0
    SEVDİM
  • 2
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
GÖZÜMÜZ KELKİT’TE KULAĞIMIZ İZMİR’DE OLACAKÖnceki Haber

GÖZÜMÜZ KELKİT’TE KULAĞIMIZ İZMİR’DE OLA...

GÜRCİSTAN FINDIK ÜRETİMİNİ 100 BİN TONA ÇIKARMAYI HEDEFLİYOR BU 200 BİN TON OLAN ORDU’NUN REKOLTESİNİN YARISI KADAR YAPIYORSonraki Haber

GÜRCİSTAN FINDIK ÜRETİMİNİ 100 BİN TONA...

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar