Ordu
DOLAR18.5039
EURO18.1433
ALTIN988.22
reader

OKUMUŞ KARDEŞLER TOPRAKLA BULUŞUNCA

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
OKUMUŞ KARDEŞLER TOPRAKLA BULUŞUNCA
Abone ol
Kariyer sahibi okumuş kardeşler makam koltuklarını bırakıp yıllar sonra baba ocağında buluşarak Sakin şehir Perşembe’nin Babalı Mahallesi’nin mağara mevkiinde 500 rakımlı bölgesinde 30 dönüm arazide modern tarım yapmaya başladılar. Tam bir ahenk içindeler.  Projeler Ufuk Keleş’ten, pazarlama Oktay Keleş’ten arazideki organizasyon da Ufuk Keleş’in eşi Güler Keleş’ten soruluyor. Bir de ablamız var. Ankara’da Ulaştırma Bakanlığı’nda Derya Keleş Bingöl o da dışardan manevi destek veriyor.

Erkek kardeşlerin en büyüğü olan Orman Endüstri Mühendisi Ufuk Keleş (56) kardeşlerin toprakla buluşma serüvenini şöyle anlattı; Ben 33 yıl özel sektörde mesleğimi yaptım ve emekli oldum. Rahmetli annem Taliye, babam emekli komutan İbrahim Keleş rahatsızlanınca buraya eşimle beraber yerleştik. Onların son dönemlerinde yanlarında olmak, onlara yardımcı olmak üzere yurt dışından Ukrayna’dan döndüm. Oraya şirketim adına yatırım yapmaya eşimle birlikte gitmiştim. O ülkeyi sevdik. Emekli olunca Ukrayna’ya kendi adıma tekrar gittim. Orada orman ürünlerinde eksikliğini hissettiğim alanda kereste kurutma konusunda orada bir açık görmüştüm. Yatırım yapmaya gittim. O ara annemle babam kısa süre arayla felç geçirdiler. O arada kardeşler arasında en müsait olan bendim. Sonuçta oradaki işlerimi tasfiye ettik döndük buraya geldik. 

 

Eşimle birlikte bağ bahçeyle ilgilenmeye başladık. Fındık var, kivi var hobi amaçlı da olsa meyveler var.  Örneğin üç ton elma oluyor, iki veya üç ton hurma oluyor. Ama bunların hiç birisi ticari amaçlı değil. Hobi olarak dikilmiş, hoşuna gitmiş  peşinden birkaç tane daha dikilmiş. Senin bahçende farklı bir meyve görülmüş fidan alınmış veya aşı yapılmış. Eriği, üzümü, inciri derken ticari amaç güdülmeden bir bahçe oluşturulmuş. Meyvelerin  bulunduğu bahçe altı dönümdür. Kiviler, fındıklar hariç toplamda otuz dönümün üstündedir. Yirmi dönüm civarında fındık,  geri kalan diğer meyveler.

 

Fındık ve kivi zamanı geldiğinde pazara iniyor ama diğer meyvelerle ilgili ‘şunu yapacağız’ diye buraya bilinçli gelmedik.  Yaşadığımız olaylar bizi oraya doğru sürükledi. Şimdi annem babam rahmetliler. Alma, armut, erik, kiraz dikmişler. Tonlarca ürün olmuş ama gün geldiğinde bir tanesini bile bitiremiyorlardı. Hep yere geçiyordu ve içlerinde çok güzeller olmasına rağmen hep ziyan oluyordu. Elmayı, eriği topladım. İçinden seçtiğim en albenileri olanı götürdük manavlara kimse ilgilenmiyor.  Arkasında etiket yok tornadan çıkmış gibi değiller. Pazara götürdük bende olan herkeste var. Perşembe’de yöreye has sivri elmanın ne anlamı var. İnsanlar kendi toplamadığı elmaya niçin para ödesin.

Şunu fark ettik dedik ki bunu bilip te bulamayan bölgelerde satabiliriz. Antalya’da, Ankara’da, İzmir’de satabiliriz ama burada Perşembe’de bunun bir değeri yok. Diğer bir konu da oralara götürsek de burada geriye kalan bir kısmı var. Şekli bozuk, küçük bunları da değerlendirelim deyince bunu sirke, turşu yapalım gibi fikirler oluştu. Biz farkında olmadan gittikçe konunun içine iyice çekilmişiz. Tabi bu bizim bildiğimiz bir alan değil. Hem gıda üretimi hem bunun pazarlanması bizim alanımız değildi. Yavaş yavaş işin içine girdikçe bunu da başardığımızı gördük. Hem ürün anlamında hem de pazar anlamında derken şuradan şuraya evirildik. Biz normal klasik bir çiftçilikten tarım ekonomisi yapabilecek kendi ürününü ister taze ister işlenmiş ürün olarak belli bir marka altında etiketleyip belli pazar noktalarında ya da kanallarında kendi markamızla düzenli olarak satabileceği bir alana doğru evirildik. Fikren de uygulama olarak da…

Bu ara yöremizi anlatmamız lazım. Terkedilmiş bahçeler radarın arazisiyle çevrilmiş. Yukarıda radarın dört yüz altmış dönüm arazisi var. Bizimle komşu ama tarım yapılmıyor, gübreleme ilaçlama dolayısıyla zehirleme olayı yok. Çevremizdeki bahçeler sahipleri tarafından terk edilmiş ve işlenmiyor. Bu bizim için büyük avantaj aslında. Biz milletin arayıp da bulamadığı bir hazineye sahip olduğumuzu anladık. Çevrede oto yollardan izoleyiz, hava akımımız çok güzel. Ünye, Fatsa tarafından esen rüzgar buradan geçiyor ve su kaynaklarımızda radarın arazisinden çıkıyor. Doğal olarak çok şanslıyız.

Dedik ki bulduğumuz bu hazine gibi araziyi değerlendirelim. Doğal tarım yapalım ve bunu da belgeleyelim. Ben, eşim, erkek kardeşim ve Ankara’daki kız kardeşim o bizim dış pazar temsilcimiz. Hepimiz bu konuda fikir birliğindeyiz. Aramızda zaman zaman uygulamada ufak tefek sorunlar olsa da genel felsefe anlamında sıkıntı yok. O kadar ki  bunu her şeye yansıttık. Tavuklarımız var mümkünse civcivleri gulktan almaya çalışıyoruz. Anne dayağı yemiş, onun korumasında büyümüş ve onun eğitimini almış tavuklar yetiştiriyoruz. Bunlara bu zamana kadar ne aşı ne ilaç hiçbir şey uygulamadık. Dört yıldır böyle bireylerden yetişen bir sürü ortaya çıktı. Bugün bile aşılama, ilaçlama yapmıyoruz. 

Bu kümesin hayvanlarının bu bahçedeki bu topraktaki bakterilere bağışıklı bir nesil yetiştiriyoruz. Bunu toraklarımızda da uyguladık. Dört yıldır buraya yanlışlıkla bile kimyasal gübre dökülmedi. Ot ilacı, küf ilacı ,mantar ilacı hiçbir şey kullanılmadı ve uygulanmadı. Tabi bunları yapmazken toprağı da aç bırakmadık ve soya yetiştirdik. Bakla yetiştiriyoruz. Bütün çürüyebilen atıklarımızı, tırpan artığı, fındık kavşağı, hayvan kemresi, meyvelerden ortaya çıkan poslar ve onların çürükleri, evin mutfak atıkları önce çürütüyoruz sonra da işleyeceğimiz bize lazım yerlere tekrar döküyoruz. Buradan belediyenin çöp konteynerine atılacak çöp çıkmaz çıksa çıksa hepsi bir poşet velhasıl çürütebildiğimiz her şeyi çürütüp onları tekrar toprakla buluşturuyoruz.

Bunların haricinde toprağın ihtiyacı olan toprağı besleyen türleri öğrendik. Kızıl ağaç bildiğimiz yaykın ağacı çok güzel bir azot üreticisi. Geçmişte fındık bahçelerinde hep olurdu. Büyüklerimiz dikerdi sonra bilmeden kestik. Onları kestikten sonra mayıs böcekleri bahçeleri sardı. Aslında biz dedelerimizin yıllar önce uyguladıklarını yeni yeni keşfediyoruz ve onları uygulamaya çalışıyoruz. Yeni bir şey yapmıyoruz. Unutulmuş kadim bilgileri tekrar öğreniyoruz. Biz kendi adımıza tarımda özümüze döndük diyoruz.

Aslında bizim yaptığımız bu uygulamalar yöre için bir şanstır. Birilerinin hoşlarına gider  sonuç verdiği görülürse alabilirler  taşıyabilirler uygulamaya geçebilirler, başarısız olurlarsa sonuç bizim, başarılı olurlarsa başarı onların olur.  Yaptıklarımızı kimseden saklamaya ihtiyaç  duymuyoruz. Öte yandan arazimizde kokulu üzüm, muhacir  üzümü  yani kara üzüm bağları oluşturduk. Kabuğunun içini emip kabuğunu dışarı attığımız kendine has özel aroması olan üzüm türünü yetiştireceğiz bu üzümü özellikle seçtik. Çünkü bu yöreye bu iklime en uygun yöreyi toprağı iyi bilen böcek ve mantarlara karşı doğal olarak dayanıklı  bir üzüm türüdür.

 

Bunun dışında başka bir üzüm türü çok sağlıklı olmayacağı düşüncesindeyim. Yani Kapadokya’daki en iyi üzümü buraya getir oradaki aromayı verimi alamazsınız. O yüzden biz yörenin kendi çocuğu olan üzümden bağ kurmaya karar verdik. Biz zaten üç yıl öncesinden bu bağla ilgili kendi çapımızda araştırmalar yamaya başlamıştık. Ama  geçtiğimiz yılda il tarım müdürlüğü bunu bir projeye dönüştürünce arkamızda daha planlı daha destekli projenin bir parçası oluverdik. Ordu’nun ilçelerinde  merkez ilçede dahil toplam 12 bağ kuruldu.  Perşembe ilçemizdeki tek bağda burasıdır.

Bu bizim bağda o mevcut bağların içindeki en büyük üzüm bağı. Diğerleri 1-1,5 dönüm arasında.  Bizim bağımız üç dönümlük bir bağ ve dört yüz dört kök üzüm var. Üç ila beş yıl arasında inşallah meyveye dönüşecek ve inşallah hep birlikte oluruz bağ bozumunu da gelirsiniz. Bu üzümlerin anaçları Manisa’ya Üzümcülük Araştırmaya gitti. Orada sanıyorum Amerikan asma kökleriyle aşılandı ve tekrar bizim üzümler sertifikalı olarak geri geldi. Şu an da bağda dikimlerimizi yaptık. Bizim yapmamız gereken çalışmaların son demlerindeyiz.

Arazide teraslama çalışmaları yaptık. İçinde bulunduğumuz araziye Gıran derler. Daha sonraki işletme kolaylığı sağlamak amaçlı teraslama yaptık.  Arazi hamken çalışma yapıldı. Bu çalışmanın gelecekte bize büyük artıları olacak ama arazi ham olduğu için şimdi organik yönden güçlendirmeye çalışıyoruz. Bütün terasların bir birileriyle bağlantılarını oluşturduk. Bahçenin her tarafına araç girebilecek hale getirdik. Bu gelecekte hasat yaparken bize işletme kolaylığı sağlayacak, hasat olduğunda buradan on ton üzüm bekliyoruz.

 

On ton kadar ürünün minimum yarısını pazara götüreceğiz, beş tonunu taze meyve olarak satışa sunacağız. Ordu pazarında da satılır Perşembe pazarında da satılır. Ama bizim bakışımız şu bu üzümü tanıyıp bilen ancak erişemeyen Ankara’da, İstanbul’da  ne kadar Karadenizli var gerisini siz hesap edin. Zaten beş ton üzümü bir manav tüketir. Geri kalan beş tonunu da içerisindeki keli kör olanı taneleri küçük seyrek olanları  lekeli olanlar illaki çıkacak. Çıkmasa bile biz o bir kısmını meyve suyu olarak üzüm suyu olarak konserve olarak, sirke olarak değerlendirmek istiyoruz ki şu anda da yaptık. Çok güzel aroması sirkeye geçti.  Zaten amacımız yarısını pazara götürmek yarısını da bu şekilde değerlendirmek.

 

Üzümlerimizi ikinci ürün üçüncü ürün olarak işlemek istiyoruz. Zaten il tarım müdürlüğü bu tesisleri yaparken bizim kara gözümüz için yapmadı. Yirmi yıl sonra iki yüz metre rakımın olduğu yerlerde fındığın olmayacağı söyleniyor.  Burada iki yüz elli metrede etkilenecek üç yüz metre de etkilenecek. Yüksek kesimler fındık için uygun olacak ama bu sahil kesimler ısı yükselmesi, su kaybı iklim değişikliklerinden etkilenecek.  Şayet bu başarılı olursa ki olacağına ben yüzde yüz inanıyorum zaten bu üzüm yörenin üzümü, bu üzüm bağlarına onlar kivi gibi fındığın ikinci  bir alternatif konusu olarak bakıyorlar.

Dolayısıyla on ton üzümün on tonunu da taze meyve olarak tüketmek mümkünken  ben şunu hayal ettim biz bir şey yetiştiriyoruz ne olduğunun çok önemi yok. Elma olur, kivi olabilir, fındık olabilir bunu katma değerli hale getirmek zorundayız.  Yani tüccara verdim dönüp aznif oynamaya devam ettim  dönemi  Karadeniz’i bitiriyor.  Nasıl kiviyi, fındığı işleyen tesisler var bunlar için de yan sanayiyi geliştirmek gerekiyor.  Çünkü daldan topladığımız her ürün pazara götürmeye müsait olmuyor .

Geçen sezon serada domates ve biber vardı. Ben pazara beş kasa domates götürüyorum yirmi dakikada hemen satıldı. Niye bir müşteri olarak benim alıp da kenara koymayacağım bir malı  o kasaya koymadım. Yani kendi yemeyeceğimi kimseye yedirmedim. Şekli bozukları ne yaptık kızarmışsa konserveye çevirdik, yeşilse turşuya çevirdik.  Hiç atık yok. Olanlar da kompoza dönüştü gübre oldu döndü seraya geldi.

Hemen seranın yanında açık alan oluşturduk.  Onun yan tarafına mahzeni kuruyoruz. Toprak altı mahzeni oluşturuyoruz. Bu mahzen gerek kivide gerekse bekletmemiz gereken meyvelerde  +5  derece ve % 90 nem ortamı sağlayarak meyveyi saklayabileceğiz. Bir çeşit soğuk hava deposu oluşturacağız. Hazırlıklarını yaptık, bulunduğumuz yer su kaynakları açısından kötü bir yer değil. Rahmetli babamız tarafından doğru yatırımlar yapılmış, yüz altmış ton  civarında depomuz var. İçme suyumuz ayrı depoda,  sulama suyumuz ayrı depoda.

Şimdi geleceğimiz yer şurası. Biz elimizdeki doğal olarak hazırda bulduğumuz fırsatları  değerlendirecek bir strateji oluşturduk. Dedik ki madem yöresel olarak böyle bir avantajımız var organik doğal ürün olarak bizi etkileyecek, organik olarak üretim yapıyorsun  komşudan yirmi metre uzaklıktaki ürünü ayrı topluyorsun o ürün komşudan gelen ilaçla etkilenmiştir  diyorsun. Ondan sonraki ürünü topladığında bu organik diyebiliyorsun. Bizim bahçelerimiz zaten sınırı sınırına yüzlerce metre terk edilmiş durumunda. Yan bahçelerimiz hiç etkisiz bir bahçe durumundalar.  Bütün bahçelerimiz izole.

Bir biz bu durumu değerlendirecek strateji oluşturmak istedik. İki hazırda bir potansiyelimiz var elimizi uzattığımızda yetişmiş bütün kış şartlarından geçmiş adam olmuş bir meyve potansiyelimiz var. Kivide böyle, fındıkta böyle, elmada, armutta, erikte her meyvede böyle. Dedik ki bizim misyonumuz şu olsun. Bizim büyüklerimiz bunları bize kadar getirmişler, gördüğünüz bu bahçeler hepsi böyle beton direkli ve telle çevrili. Bu gün bunu yapmaya kalksanız ciddi bir sermaye ister. Rahmetli anam babam bunları yapmışlar. Bahçelerimizi domuzdan koruyoruz ağacı dikmişler meyveye dönmüş . Olmadı yenilerini dikmişler.  Beklemeye gerek yok. Bu yılın sonunda on beş ton kivi, iki ton fındık, beş ton elma, bir ton hurma, beş yüz kilo erik var. Bu potansiyeli topluca tümden değerlendirmeye çalışıyoruz. Hiç bir atığı çöpe atmıyoruz.

Geçtiğimiz sezon on iki tok kadar kivimiz oldu on iki ton kivinin beş tonunu en güzel grubu tüccara verdik. Yaklaşık iki ton kadar kısmını geçen yıl test etmiştik. Bu yıl devam ettik Antalya pazarına taze meyve olarak tükettik. Geri kalan yaklaşık beş ton kadarını burada Babalı mahallesi Örümcek mevkiinde İl Tarım Müdürlüğü ile ABC deterjan firması sponsorluğunda kurulan tesiste işlemek niyetiyle ayırdık. Kividen toplamda on üç çeşit ürün elde ettik. Bunlar; Kivi ekşisi, Reçeli, Pekmezi, Marmeladı, Yaprak pestili, Fıstıklı sarması, Cevizli Muskası, Turşusu, Sirkesi, Lokumu.  Daha varda şu an hatırlayabildiğim bunlar.

Pazarlama işine gelince bazı ürünler koştu bazı ürünler sürünüyor. Aslında bütün bunları bizim tecrübesizliğimiz ve alt yapımızın olmamasından yaşadık. Ben orman endüstri mühendisiyim. Benim telefonumda çevremde  bir tane meyve alan satan kimse yok.  O yüzden bazı sıkıntılar yaşadık. Bazı ürünler çok yeni. Örneğin kivi ekşisi gibi nar ekşisinin muadili gibi onun başka bir versiyonu yeni bir üretim yeni bir tat.  Bu ürünü ne olur bana ver diyen yok. Bu ürünü biz tanıtmaya çalışıyoruz. Bunun reklamı olacak tanıtımla ilgili süreci geçecek. Kivi turşusu şu anda bir talep yok ama bir ürün. Kurutulmuş kivinin bir kısmı hemen satıldı. Reçeli, pestili talep gördü ilgi gördü.

Şimdilik biraz debeleniyoruz ama hepsini aşacağız. Bizde bu azim bu inanç var. Dünyada bu kadar tüketici bu kadar alıcı varken bizim bu gün bunları yaşamamız demek ki biz doğru kişilere ulaşamamışız. Bu konuda da zamana ihtiyacımız var.  Zaten bunu biz önümüze koyarak yola çıktık. Çokta dert etmiyoruz. 

 

Ailenin diğer üyesi Ufuk Keleş’in eşi Güler Hanım da (54) arazide yapılan tarıma bir başka yönden destek oluyor. Güler Keleş ise şunları kaydetti: Ufuk beyin eşiyim, Ankara’lıyım buranın geliniyim, iki oğlumuz var. Çeşitli şirketlerde idareci olarak çalıştım. Eşim buraya toprağına dönünce ben de onunla döndüm. Ben burada öncelikle atalarımızdan bu güne kadar gelen ata tohumlarımızı muhafaza etmeye çalışıyorum. Ona gayret ediyorum. İkinci olarak da sıfır kimyasalla tarım yapmaya çalışıyoruz. Bunun için de bazı araştırmalar yapıyorum. 

Bitkilerin yapraklarından, ısırgandan, kabaktan, kivinin yaprağından sıvı gübre yapıyorum. O sıvı gübreleri fidelere ilk can suyu olarak uyguluyorum. Daha sonra da sulamalarına katıyorum. Bu şekilde ürün almaya gayret ediyorum. Bu konularla ilgili bir bilgim yoktu. Deneme yanılma yoluyla, araştırarak bazı bilgiler edindim. Bazı bilgileri de tesadüfen öğrendim.  Onları uyguluyorum. Başarılı da oluyorum. Bu da ürünlere hasada yansıyor.  Bu da beni mutlu ediyor.

Oktay Keleş ise seracılık, fidecilik ve tavukçulukla ve de diğer işlerle ilgileniyor. Oktay Keleş (50) ise şunları anlattı: Ortadoğu Teknik Üniversitesi mezunuyum.  Uzun süre gurbette kalıp  hem devlet parasız yatılı hem de üniversite döneminde daha sonra Yapı Kredi bankasında o bir yıl bankacılık ve finans sektöründe yöneticilik yaptıktan  sonra başka sektöre geçtim. Yedi yıl kadar Arnavutluk’ta kaldım. En son Antalya’da çalışırken aynı ağabeyim gibi  annemin babamın hastalığı döneminde işi bırakıp köye geri döndüm.  Üç yıldan bu yana burada yaşama adapte olup bir şekilde emeklilikte hayal ettiğimiz şeyleri biraz öne çekmiş olduk.

Ama bizim yıllardır gurbette olmamız burayla bağımızı hiç koparmadı.  Başkaları tatil planları yaparken biz hep tatillerimizi fındığa göre yaptık. O yüzden ayağımız hep buradaydı. Hastalıklar vesile oldu ama keşke daha önce gelseydim diye  diyorum. Keşke Antalya’da beş yıl geçireceğime daha önce buraya gelseydim.

Burada  tarımcılıkla ilgili görünen  ne varsa hepsi ortak paylaşımla gerçekleşiyor.  Yani bu senin bu benim işim diye bir şey yok.  Herkes kendi gücünün yettiğince işin içinde. Tavuk civciv meraktan ve hevesten dolayı benim kendi başlattığım bir hobim burada. Yaklaşık 174 tane civciv var, 40 tavuk 8 horoz, 3 tane ördek var. Planlaması yapıldı kaz da olacak.  Ağabeyimin dediği gibi bu işlerin başlangıcı ticari amaçlı değil. Bu kadar tavuğumuz var  bu gün kaç yumurta olmuş diye bir kaygımız yok. Yumurta yemi vermediğimiz için kaç yumurta olduğu çok önemli değil. Bu hayvanlar bu etrafı tamamen telle çevrili arazide geziyorlar, ot yiyorlar. Çünkü onların asri görevi yumurta değil buranın  börtü böceğini temizlemek. Onu da zaten fazlasıyla yapıyorlar. Dolayısıyla bunun üzerine gelen her şey bizim için bir kazanç.

Onun dışında şu anda serada fide üretimimiz var. Tohumdan fide yetiştiriyoruz.  Neler  var? Kıl biber, demre biber, çarliston, kapya, dolmalık biber, köy biberi, üç çeşit patlıcan, üç çeşit salatalık, domatesler var. Aslında seraya ektiğimiz temel ürünlerin belirleyicisi pazar oldu. Yirmi sekiz andal var  hepsinde ayrı ayrı sebze var. Neye göre böyle? Fideleri Perşembe pazarına sunacağımız için Perşembe pazarının talebine göre. Yanlış bilmiyorsam Perşembe’de bu ölçekli fide yapan yalnız biz varız. Hedeflediğimiz gibi oldu mu hayır çünkü bu bizim ilk denememiz. Ürettiğimiz fidelerde benim öngördüğüm satışlarımızda  % 30-40 ‘da  anca kalacağız. Bu durum o işi ilk defa yapıyor olmaktan kaynaklanan bir durum. Bulunduğumuz yerden kaynaklı yani. 

Geçen yıl biz bu serada ağırlık biber olmak üzere  bir buçuk ton ürün sattık.  O işi başarıyla tamamladık. Bu sene ilk kez tohumdan fide ürettik. İşi ilk kez yaptığımız nedenlerden dolayı  üretimde hedeflediğimizden bayağı bir kaybımız var. Normaldir ama seneye daha farklı olacaktır. Amacımız şuydu biz Perşembe’de fide üretiyoruz.  İnsanların aklında ben bu fideleri Ziraattan  alırım, Termelilerden alırım Çarşambalılardan alırım yanında Perşembede de fide üreten bir yer var birileri orada da fide üretiyorun bilinmesi peşindeyiz. Pazardaki fiyat neyse ben fideleri onların bir lira altında vereceğim. Buradan duyurmuş olalım. Biz burada modern tarım adına üretim adına kendimize bir dünya kurduk. Bizler hepimiz okumuş marabalar olarak toprağın, tarımın hizmetindeyiz.

 

 ARİF KALAFAT ÖZEL HABER   


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
KİLOSU 200 LİRA Önceki Haber

KİLOSU 200 LİRA 

BİZİ EVLERİMİZİN İÇİNE TERK ETTİLER!Sonraki Haber

BİZİ EVLERİMİZİN İÇİNE TERK ETTİLER!

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar