Ordu
DOLAR13.598
EURO15.4932
ALTIN790.25
reader

ŞELALELER KENTİ ORDU

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
ŞELALELER KENTİ ORDU
Abone ol
ORDU’NUN İL OLUŞUNUN 100. YILI ONURUNA 4 NİSAN 2021’DE BAŞLAYAN “ŞELALELER KENTİ ORDU PROJESİ” KENTTEKİ 1940 DEREDE İRİLİ UFAKLI 300 DOLAYINDA ŞELALE, ÇAVLAN VE ÇAĞLAYANI GÖRÜNÜR KILIP ÇEVRESİNDEKİ DEĞERLERLE BİRLİKTE TANITARAK “ŞELALELER KENTİ ORDU” İMAJINI DALGA DALGA OLUŞTURUP MARKALAŞTIRARAK ÜLKE TURİZMİNE KAZANDIRMAYI HEDEFLİYOR. PROJENİN DİĞER AMACI DA KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE BAĞLI OLARAK ORTAYA ÇIKACAK KURAKLIĞIN, BİR ŞEKİLDE ŞELALELERİ DE ETKİLEME OLASILIĞINA DİKKAT ÇEKMEK VE “SU YOKSA ŞELALER DE YOK, SU YOKSA HAYAT YOK” DİYEREK ORDU’NUN DERELERİNİN KATMA DEĞERİNİN ŞELALELER OLDUĞUNU VURGULAMAK.

Yusuf Erkan (Atlas yazarı ve fotoğraf sanatçısı)

Türkiyenin günümüzde küresel ölçekte liderliklerinden birine; fındığa ev sahipliği yapan, adeta fındığın kalesi görünümündeki Orduya doğru İstanbuldan uçağımız havalandığında aklıma ister istemez “Altın Post” efsanesini düşüyor. Argonotlar seferinin kahramanı İasonu anımsıyorum. Pelias tarafından Kolkhisten (Gürcistan) zenginliği ve iktidarı simgeleyen Altın Postu” gidip alması buyurulan İason, bu güç görevini 50 Argonot arkadaşıyla başarıyla sonuçlandırıp geri dönerken Argo gemisi Yason Burnu’na demir atmıştı. Bizler ise Ordunun gizli hazinesini oluşturan şelalelerin ve etrafında gelişen insan ve kültür hareketliliğinin peşinde bir Karadeniz seferindeyiz. İason gibi Yason Burnunda karaya ayak basmıyoruz. Uçağımız yağmurlu bir günde Ordu Giresun Havalimanı’na iniyor. Karadenizin hırçın dalgalarının dövdüğü havalimanı Türkiyede deniz üzerine inşa edilen ilk ve tek havalimanı olurmuş. 

         Bizleri ŞELORDER (Şelaleler Şehri Ordu Derneği) Başkanı ve İpekyolu Şelaleleri Proje Koordinatörü Prof. Dr. Mehmet Yılmaz karşılıyor. Mehmet bey aynı zamanda Ordu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Böm Başkanı. Fakültedeki odasında acı kahvelerimizi yudumlarken ona ŞELORDERi kurma düşüncesinin nasıl oluştuğunu soruyorum. Ordunun il oluşunun 100. Yıl onuruna 4 Nisan 2021de başlattığımız bir proje “Şelaleler Kenti Ordu Projesi” diyor Yılmaz. Ordunun Yason Burnu, Çambaşı Kayak Merkezi, Kurul Kalesi, Gölköy Kalesi, Boztepe, Perşembe Yaylası menderesleri gibi tek tek değerleri var. Biz bu değerlere bir ana eksen bulma gereksinimi hissettik. Bir taşıyıcı konumuz ne bileyim bir temamız olmalı, saydığım değerleri bütünlüklü bir şekilde birleştirecek bir iskeletimiz olmalı dedik. Şelaleler ana eksen olarak böyle ortaya çıktı. Ordu 19 ilçesinde de şelale olan bir kent. 1940 derede irili ufaklı 300 civarında şelale var. Lisans öğrencilerimizle tasarladığımız projenin lokomotifi şelale oldu böylece. Kısa vadede şelalelerimizi tanıtmak, orta vadede şelalelerle markalaşıp turizmi canlandırmak, uzun vadede ulusal ve uluslararası medyada yer alan şelalelerimize yatırımcıları çekmek, çok uzun vadede bölgedeki göçü önleyip tersine çevirmek amacımız. Projenin diğer amacı da küresel iklim değişikliğine bağlı olarak ortaya çıkacak kuraklığın bir şekilde şelaleleri etkileme olasılığına dikkat çekmek. Su yoksa şelalelerde yok, su yoksa hayat yok çünkü.”

         Isırgan ve pancar çorbalı, fasulye dibleli, tirmit kavurmalı, sakarca mıhlamalı ve kayganalı, melocanlı adeta vejeteryanlar için cennet yemek faslından sonra İlküvez yollarına düşüyoruz. Mehmet hoca, “fakülte öğrencilerini medya profesyonelleriyle buluşturma” anlayışı gereği yanımıza belgeselci Selim Uyar’ı veriyor. Selim Ünyeli. Bize İpekyolu Şelaleleri rotasında rehberlik edecek. Selim “Fındık Balığı” adında bir belgesel çekiyormuş. Belgeseline neden bu adı verdiğini anlatıyor; “Bu yıl yangınlar ve yağışa bağlı sel baskınları bir şekilde Ordu’yu da etkiledi. Sel fındıkları Karadeniz’e sürükledi. Mevsimlik fındık işçileri Karadeniz’den hamsi avlar gibi fındık topladı. Belgeselde onu anlattım.” Bu yıl yağış fazla olunca fındığın kurutulmasında da zorluklar yaşanmış. Kimi Ordulular komşu illerde fındıklarını kurutmuşlar.

         Ordu sonbaharında doğanın insanı sarıp sarmalayan renk geçişlerini yakalıyoruz. Doğanın kendini renk paletine çevirdiği bu mevsimde Cemal Süreyanın Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim” sözünü anımsamamak mümkün mü? Halk açısından ise sonbahar kış hazırlıkları demek. Klasik tarım toplumunun özellikleri burada da karşımıza çıkıyor. Ordu dağlarının sert armutlarından ve elmalarından pekmez kaynatılıyor, şıpka alınan (budanan) fındıkların odunları kışın kuzinelerde yakılmak üzere kesiliyor, mısırlar özel küçük serenderlerinde kurutuluyor, sonra büyük serendere alınıyor, taş fırınlar (taş ocak) önce yakılıp sonra ısısında nemli taze fasulye ve mısırlar kurutulup daha lezzetli olmaları sağlanıyor, taze fasulye kapçıklarından iç ayıklanıyor, damlarda fındık, ceviz ve kuşburnu kurutanlar bizleri bir geçit töreni edasıyla karşılıyor. Dağınık yerleşimli Ordu köylerinde evler yılan gibi kıvrılıp rakım yükselten yollar etrafında kurulmuş. Arabadan inip direkt sonbahar ritüellerine ortak olabiliyorsunuz. Bir parantezde kaptanımız Ahmet Sarı için açmak gerekiyor. Ahmet virajı bitip tükenmek bilmeyen yollarda bizi adeta düz yolda gidiyormuşçasına süratle istediğimiz yere zamanında ulaştırıyor.

         Bizleri İlküvezde ŞELORDER Dernek Başkan Yardımcısı ve İpekyolu Şelaleleri Sorumlusu İsa Aydoğdu karşılıyor. İpek Yolu Şelaleleri, Ordunun lansman şelaleleri olarak dikkat çekiyor. Cuma Çayı’nın başlangıcındayız. İsa beyden çayın başlangıcından itibaren 4,5 kilometrelik bir hatta merdiven basamakları gibi 20 şelale olduğunu öğreniyoruz. Buraya İpek Yolu Şelaleleri dedik. İpekyolu’nun kuzey bölümünü oluşturan Niksar, Akkuş hattından Ünyeye inen bir kol üzerinde İlküvez ve Cuma Çayı’ndan geçen kestirme bir güzergah var. Keltepe dediğimiz yerde giriş ve çıkışı kontrol eden karakol bulunuyor. Olduğumuz yerde Saadet Değirmeni ve şelalesi var. Üzerinde Kapılı Kral Şelalesi, onun da üzerinde Boztepe Şelalesi var. Buradan aşağıya doğru Gücüh Ahmet Şelalesi, Saçlı Şelale, Gümbür Şelalesi, Harman Şelalesi, Kurtboğaz Şelalesi, Issız Şelale, Kızlar Şelalesi, Cıbıllı Şelalesi, Bek Şelalesi, Kibar Şelalesi ve nihayetinde Göegelin Şelalesiyle sonlanıyor. Cin Değirmeni Şelalesi ve Kazankaya Şelalesi, İkizce güzergahında.” Ordunun öykülü şelalelerinin hepsi bu hatta sıralanıyor. Bir tırtılın tarih yazdığı İpekyolu, burada söylencelere de yol açmış. Göegelin (Göğcegelin) Şelalesinin öyküsünü Çaybaşı’nda çay molası verdiğimiz Ali Varol anlatıyor. “Yaşlılarımız anlatırlardı belki bin, belki beşyüz yıl önce bir Rum değirmenci şelaleyi besleyen sudan değirmene su götürmek için taşları ateşle yakıp patlatarak bir kanal açmış. Suyu değirmenine taşımış. Kurtuluş Savaşı yıllarında yörede baskın karakterdeki Göğcegelin imece yoluyla değirmeni tekrar yaptırtmış. Değirmende kalan askerlerimize yemek verirmiş Göğcegelin. Savaş ortamında dağdaki bir çete baskın verip kocasını kaçırıp öldürmüşler. Göğcegelin inanamamış. Günlerce dizini dövmüş, yaradana yalvarmış, yakarmış. ‘Sevenler kavuşsun, birbirinden ayrılmasın’ diye. Her dua edişinde şelaleye bir kol eklenmiş. Yedinci günde şelale yedi koldan akmaya başlamış. Nihayetinde günler süren duaları kabul olunmuş ve ölmüş. Halk arasında şelalede dilek dileyenlerin dileğinin gerçekleşeceğine inanılır.”

         Ana yoldan ayrılıp fındık bahçeleri arasındaki patika yoldan yürüyerek ulaştığımız Gökçegelin şimdilerde ne yazık ki tekli akıyor. Bunu Mehmet Yılmaz hoca kaçakçılık olaylarına bağlıyor. “Şelale yakın zamana kadar üçlü akıyordu, sellerden sonra tekli akıyor. Arazi sahibinin definecilerle birtakım uzlaşıları var. Orada kazı yaptırmak istiyor. Şelalelerle ilgili en büyük sorun şu; halk arasında her şelalenin altında bir definenin yattığına dair bir inanç gelişmiş. İpekyolu kervanlarından olmasa da Rumlardan ve Ermenilerden kalma hazinelerin varlığına dair türlü anlatılar var. İşte şelale içinde taş, taşın ardında kaya, kayanın bilmem neresinde hazine. Öyle olunca patlatıp hazineye ulaşmak istiyor. Şelalenin kendisi bir hazine artık bunu görmemiz gerekiyor.” Bu konuda Yason Burnu’nda bir otel işleten Yavuz Şahin’in anlattıkları anti tez niteliğinde. “Yeni öğrendiğim bir bilgi” diyor Şahin. “Yason’da halen yaşayan yaşlı bir Ermeni söyledi bana. ‘Techir sırasında bizim her şeyimizi aradılar. Aramadıkları tek yer ibriğimizdi. Akşamdan herkes altınlarını eritir, ibriğe doldururdu. Üzerine de su eklerdik. Kontrol sırasında sudan başka bir şey gözükmezdi.’”

         Söylencelerin bitip tükenmek bilmediği Anadolu’da Kapılı Kral ve Kızlar Şelalesi hakkında da anlatılan öyküler var. İsa Aydoğdu “Kapılı, İpekyolu üzerinde bölgedeki tek giriştir, o nedenle bu ad verilmiş” diyor. “Kapılı Kral ise belki Pontus kralı Mihridates’ti bilemiyoruz. Kral işlerinin yoğunluğundan dolayı bir dönem mental yorgunluk yaşamış. Uykusuzluk çekmeye başlamış. Hekimleri türlü tedaviler denemişler ama onmamış bir türlü. Sonunda şelalenin yanında taştan bir taht oyup kralı oturtmuşlar. Kral şelalenin sesini günlerce dinleyerek terapi olasıymış. Kızlar Şelalesi ise ziyaretçilere geçit vermeyen, ıssız ve korunaklı bir yerde olmasından dolayı Rum kızlarının ve kadınlarının çamaşırlarını yıkayıp, göletinde özgürce yüzdükleri bir şelale olurmuş. Mübadeleden sonra bizim ağa eşraf takımının kadınları benzer ritüelleri yinelemişler.”

         Su ve insan ilişkileri bu kadarla sınırlı değil. Yörede su değirmenleri tek tük de olsa hâlâ varlığını sürdürüyor. Adem Aksu gibi 250 yıllık değirmenini bireysel çalıştıranlar yanında Saadet Değirmeni’nin farkı bir şelalenin yanında yer almasının yanı sıra bir işleteninin de olmaması. Köylüler değirmeni ortak kullanıyor, herkes kendi ununu kendi öğütme bilincine sahip. Anlatılanlara bakılırsa değirmenlerin geçmişte insanları sosyalleştiren mekanlardan biri olduğu söylenebilir. İnsanların pazarlar dışında bir araya geldikleri bir mekandır değirmenler. Yazar Hüseyin Naim GüneyOrdu’nun derelerinin katma değerinin şelaleler ve değirmenler olduğunu” görüşünde. “Şelaleler etrafındaki değirmenler Hollandadaki yeldeğirmenleri kadar turizm objesi olabilecek çaptadır. Değirmende hak vardır, adalet vardır. Hakkını alır değirmenci ama son grama kadar da ununu verir senin. Köylere yol olmadığı zamanlarda değirmenler önemliydi. Kimi değirmenlerin misafirhaneleri vardı, insanlar un öğütme sırasında beklerken, değirmenci onlara yemek verirdi. Saz çalıp eğlenirlerdi gelenler.”

         Ordu’ya gelme nedenlerimizden biri İpekyolu Şelaleleri. Ancak kıyıda köşede kalmış, çoğu Ordulunun bile bilmediği, özellikleri nedeniyle keşfedilmesi gereken şelaleleri de yerinde görmek istiyoruz. Antik dönemde akarsulardaki kumlarda bulunan altın taneciklerini koyun postlarıyla toplayıp sonra bir araya getirir gibi şelaleleri ziyaretlere devam ediyoruz. Rehberimiz Selim bizleri ertesi gün Aybastı, Perşembe Yaylası’na götürüyor. İnsanın doğaya dönüş özlemini karşılayan bir yayla burası. Halı gibi yemyeşil çimenleri, üzerinde otlayan koyunları, insanın burnunu zorlayan tertemiz havası ve menderesleriyle adından söz ettiriyor. Buradaki yaylacılık ritüelleri 1990’lı yıllara kadar devam ettikten sonra hayvan sayısının azalması ve internet ortamının tanınırlık etkisiyle günümüzde turistik bir sunuma dönüşmüş. İl Kültür ve Turizm Müdürü Uğur Toparlak “İnsanlar geleneksel olarak önceden hayvanlarını alır, kıyılardan yaylalara çıkarlardı” diyor. “Bütün yaz yaylada geçirilir, üretilen çökelek, peynir ve yağ, kavrulan et o zaman dolap olmadığı için külek denilen saklama kaplarında saklanırdı. Küleklere doldurulan hiçbir ürün bozulmaz. Yaylacılar hem kışlık gereksinimlerini karşılar hem de ürettiklerinin bir kısmını satarlardı. Şimdi aynı ürünler turistik ürünler olarak pazarlanıyor.” Perşembe Yaylası’na gelmişken güneybatı yönündeki Çiseli Şelalesini de görmek istiyoruz. Obadan (Orduda yaylaların her birine oba deniyor) turistik levhalarının yönlendirmesiyle Çiseli’ye ulaşıyoruz. Çiseli, Kümbet Deresi vadisini doldururcasına gümbürdüyor. 15 metrelik yüksekliği enine yakın şelale yayvan olarak vadiye dökülüyor. Çiselinin Orduda şelalelere verilen en yaygın isim olduğunu belirtmek gerekiyor. Suları yağmur gibi çiselediğinden olsa gerek bir çok şelaleye çiseli adı verilmiş. Karaoluk-Çiseli, Kozören-Çiseli, Gerce (Çişeli), Çiseli Göl Şelalesi ve Faroğlu Çiseli Şelalesi dahil olmak üzere farklı çiseliler var. Perşembe Yaylası’nın ünlü Camış Yoğurdunun hatırını da sorduğumuz bir öğle yemeğinden sonra Çamaş’a dümen kırıyoruz.

         Çamaş’ta Selim’in akrabaları Nazmi Uyar ve Şükrü Uyar yaşıyor. Kestane Yokuşu mahallesi Ayıkalesi yakınlarındaki Işıktepe bakir bir yerleşim. Horoztepe civarında Domşu Deresi ile Işıktepe Deresi birleşiyor. İki derenin birleştiği yerde İkizdere Şelalesi (Çifte Şelale) ve yukarılarda Kaşdere Şelalesi erişimi güç bir coğrafyada yer alıyor. Vietnam’ı gören Serkant’ın Vietnam’a benzettiği ortamda fındık bahçelerinin bitiminden itibaren başlayan gür çalılıklar ve ağaçlar arasından şelalelere inebilmek için Selim’in amcaları bizlere dalları kaldırıp indirerek adeta tünel açar gibi yol açıyorlar. Yağan yağmurun kayganlaştırdığı zeminde, ıslanan yapraklar ve ağaçlar arasında macera tadında bir şelaleye erişme serüveni yaşıyoruz. İkizdere Şelalesi ve Çamaş Şelalesi’nin aynı alt yatağa (gölet) dökülmesi görmeye değer. Biraz yukarıdaki Kaşdere Şelalesi ise dik olmayan eğimiyle Nazmi Uyar’a göre “100 metre süzülüyor ve aşağısındaki iki şelaleye dökülüyor.” Uyar yöredeki diğer şelaleleri de anlatıyor: “Kaşdere’den başlayarak yaklaşık 2 km mesafede yukarılara doğru 5 şelale ve gölcükler var. Bunların hiçbiri kayda girmedi. Kaşdere Şelalesi’nin 50 metre yukarısında Kaşdere 2 Şelalesi var, 50 metreden süzülüyor. Daha yukarıda 10 metreden süzülen bir şelale var ama adı yok. Çanakgöl Şelalesi var, Kısık Göl var ve nihayetinde Bayramca Değirmeni yanında Değirmen Şelalesi var.” Henüz kayda girmemiş bu şelaleleri keşfetmek ve kayıt düşmek Atlasa kısmet oluyor. Dönüş yolunda devasa kuturlu odun sterleri göze çarpıyor. Selim bize ne menem bir coğrafyada bulunduğumuzun ayırdına vardıran bir anlatımda bulunuyor: “Bu dağa Öldü Dağ denilir. Eskiden burası görkemli ağaçların bulunduğu çok geniş bir ormanlık alanmış. Çocukluğumda kesilen ağaçların köklerini görmüşlüğüm vardır. Öldü Dağ denmesine gelince… önceden bu dağa oduna gidenler ya ayıya ya kurtlara yem olurmuş. O yüzden Öldü Dağ denmiş. Zaten köyün adı bile Ayıkalesi’dir. Yöre insanı araziye çıktığında el silahı dediği orak’ı yanından ayırmaz. Her an karşısına bu vahşi coğrafyada bir vahşi hayvan çıkabilir çünkü.”

         Sabahtan akşama koşuşturmacanın ardından dönüş yolunda biraz kestiriyorum. Gözlerimi açınca benceğizi büyüleyen göz kamaştırıcı bir manzara ile karşılaşıyorum. Ordu merkezden itibaren dağınık yerleşimli dağ köyleriyle tekmil Ordu coğrafyası sanki her yer tek kentmiş gibi ışıl ışıl parlıyor.

         Ertesi sabah erkenden yollardayız. Uyku ile uyanıklık arasında Melet Çayı vadisinde bir süre adım başı karşımıza çıkan tünellerden geçtikten sonra ana yoldan ayrılıp rakım yükseltiyoruz. Çağlayan Şelalesi’ni görmek üzere yollardayız. Çağlayan 130 metre yüksekliği ile Postoğlu, Uzundere, Kurşunçal ve Kuşkayası Şelaleleri ile birlikte Ordu’nun en yüksek şelalelerinden. Her yerinden şelale fışkıran, adeta Poseidon’un tridentini (üç dişli yaba) derin sapladığı Ordu’da yüksek şelaleler de var. Çağlayan katmanlı bir şelale; üstte bazalt sütunlu alana dökülen at kuyruğu suları, ortada çifte şelale ve en altta suların toplanıp Çağlayan Deresi’ne karıştığı bölümleri var. Çağlayan görkemli duruşuyla kilometrelerce öteden bizleri selamlıyor. Yanına yaklaştıkça bütün vadiyi kaplayan homurtusunu duyuyoruz önce. Sonra vadiye verdiği serinlik bizleri sabah sabah üşütüyor. Gökkuşağı oluşumunun cazibesine kapılıp şelalenin en üst katmanına çıkıp dibinde çiseleyen sularında ıslanıyoruz. Ardından elimizi yüzümüzü çelik gibi suda yıkayıp kendimize geliyoruz. Karadenizin Niagarası” olarak tanınan Çağlayan bana öykü yazdırıyor. Bunda Şener Türkcan’ın anlattıkları kadar şelalenin hissettirdikleri de rol oynuyor. Şener bey bize “Çağlayan’ın yağmurlu günlerde görkemli bir çehreye büründüğünü, yaza doğru sularının azaldığını” söylüyor.

Sırada Ordu’nun en güzeli var; Ohtamış Şelalesi. Ohtamış deresinde bulunan şelalenin diğerlerinden farkı 900C dik açıyla sularının düşmesi. Fatih Bayram bize şelalede yaptıkları bir ölçümden söz ediyor; “Yukarıdan aşağıya ucunda taş bağlı bir ip saldım, arkadaşım aşağıda bekledi, taş suya değince söyledi, ölçtük net 30 metre geldi. Yaz kış suyu değişmez Ohtamış’ın. Seller zamanı biraz kabarır o kadar.” Suları düşerken donmuş bir buz kütlesini andıran Ohtamış, göletinde sularını tipi varmışcasına kar tozanlar gibi tozanlatan bir şelale. Önünde oluşturduğu dev kazanı, belli bir yükseklikten düşen suları, suyun miktarı, eğimi, genişliği ve boyutuyla şelale unvanını hak ediyor.

Mehmet Yılmaz hocamızın bu kez yanımıza verdiği rehber, eğitimci Bayram Akçay. Akçay “Gezegende Bir Gezgin” adıyla youtobe kanalında şelaleleri tanıtan kısa belgeseller çekiyor. Bayram bey “öğrencilerine ödev vererek yöredeki bir çok şelaleyi saptadıklarından” söz ediyor. “Ünyenin Yazkonağı beldesinde bir mağara içinde en az 20 metre yükseklikten suları süzülen bir şelaleyi böyle keşfettik. Dar bir mağara girişinden itibaren sürünerek ilerliyorsunuz. 150 metre sonra ortam açılıveriyor. Kubbe gibi bir yapısı var şelalenin, ortasından akıyor. Çok güzel çok ihtişamlı. Yeraltında çıkardığı ses mağaranın duvarlarında yankılanıyor.” Ordu’nun Giresun’a yakın dağlık kesimi daha arızalı, virajın biri bitip diğeri başlıyor. Kayakçıların yeni gözdesi Çambaşı Kayak Merkezi’de bu coğrafyada. Sonunda Yokuşdibi beldesine bağlı Gerce Obası’na ulaşıyoruz ama henüz Gerce Şelalesi’ne gelmedik. Turnasuyu Deresi’ne kadar sık ağaçlıklı bir orman yolunu izledikten sonra nihayetinde iki derenin birleştiği yerde arabamız duruyor. Yağmur çiseliyor, Turnasuyu’nu geçtikten sonra yukarılara patika yoldan yürüyoruz. Uğruna sarsıla sarsıla çetin bir arazi yolculuğunu göz aldığımız Gerce Şelalesi Giresun-Ordu sınırında 30 metreye yakın gümbürdeyerek bizleri karşılıyor. Ordu dağlarının bakir ortamında böylesine güzel bir şelale ile karşılaşmak çekilen zahmetin ödülü gibi. Yemyeşil doğada usta bir ressamın beyaz fırça darbesi gibi Gerce.

Gerce Şelalesi, vosvosçuların da gözdesi bir şelale olurmuş. Vosvos Şenliği’ni düzenleyen ve kendini bir Argonot olarak niteleyen Enis Ayar’la Argonot apartmanının bahçesinde söyleşirken bizlere “Vosvos Şenliği’nde yolumuz üzerindeki şelalelere özellikle Gerce Şelalesi’ne uğruyoruz” diyor. “Bizim Turnalıkta çok güzel bir dere kenarında kampımız vardı. Turnalık’tan Gatana’ya bir yol vardır. O yolun üzerinde çok sayıda şelale vardı, bazen günü birlik o şelalelere giderdik. Şelalelerin gölcüklerinde yüzen mi istersin ya da Ablak Taşı’nın oradan ırmağa giren mi istersin. Doğayla içiçe bir etkinlik düzenlerdik. Çok mücadele etmemize rağmen kampımız maalesef HES’lere kurban gitti.” Enis Ayargilin Vosvos Kampı HES’lere kurban gitse de onun öncülüğündeki Karadeniz Sahil Yolu destansı direnişi Ordu’dan bu yolun geçmesini önleyerek halkın Karadeniz kıyısıyla kavuşmasını sürdürmüştür. “Hiçbir siyasi ayrımın yapmadan bütün partilerle, sivil toplum örgütleriyle görüşüp Karadeniz Sahil Yolu’nun Ordu’dan geçmemesi için destek istedik. Valisi, belediye başkanı ve emniyet müdürü bize destek oldu. Onbinler destek verdi bu eyleme. Zeki Mesut Özel gibi gazeteci dostlarımız güzel yayınlar yaptılar. Sonuçta Ordu’dan, Karadeniz Sahil Yolu’nu geçirtmedik. Son yıllarda sel baskınları çevre illerde arttı ama Ordu’da eskisi gibi.”

Direniş sonucunda halkın Karadeniz’le olan iç içe yaşamı devam eder. O Ordulu ki Hıdırellez’i bile şelalelerin vuslat bulduğu Karadeniz’de kutlar. Hüseyin Naim Günay “Antik dönemlere, mitolojik dönemlere kadar giden bir ritüeldir bu” diyor. “O gün köylerden gelenlerle birlikte çarşı pazar insan kaynar. Peştamaller bele bağlanır, Karadeniz’e girilir, yedi dalgadan atlanır, suyun şifa dağıttığına inanılır. Kayıklara binilir, adacıklar etrafında suya girilir, yedi dalgadan atlanır dilek dilenirdi. Başta inekler olmak üzere hayvanlar denizde yıkanırdı.” Kendisi de bu ritüelleri yaşayan Hüseyin bey gün gelip Ordu’nun şelalelerinin tanınması dileğini tutmuştu belki denizin ortasında. Şelaleleri mahvetmeden, HES’lere kurban vermeden turizme kazandırılmasının dileğini. 

İason Altın Post”u Aeites’in kızı Medea’nın kendisine aşık olup yardım etmesiyle elde etmişti. Bizler de Ordu’lu dostların yardımıyla kentin tanıtımı açısından altın değerindeki şelaleleri derleyip toparlayarak uçağımıza atladık.

Anahtar Kelimeler:
  • 0
    SEVDİM
  • 1
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
HEDEFE VARACAĞIZ!Önceki Haber

HEDEFE VARACAĞIZ!

FİYAT FARKI DARALDI KÖY YUMURTASINA TALEP ARTTISonraki Haber

FİYAT FARKI DARALDI KÖY YUMURTASINA TALE...

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar