Ordu
DOLAR15.5457
EURO16.2226
ALTIN907.91
reader

Yakın tarihimize ışık tutan kitap

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Yakın tarihimize ışık tutan kitap
Abone ol
Duayen gazeteci Oktay Ekşi’nin, Suat Hayri Ürgüplü’nün günlüklerinden yola çıkarak yazdığı “Beyefendi” adlı kitabı, 1939’dan 1972’ye tek Türkiye’nin 33 yıllık yakın tarihine ışık tutuyor. Kitap, okuması yazması olan ve yakın tarihimize ilgi duyan herkesin okuması gereken bir eser özelliği taşıyor. Çünkü öğrenilecek ve ders alınacak çok şey barındırıyor sayfalarında.

Fazla okuyup araştırmasak da en fazla ahkâm kestiğimiz konuların başında gelir yakın tarihimiz.  Herkesin söyleyecek bir değil, bin sözü vardır bu konuda. Ne de olsa okuyup araştırmak yerine konuşmayı tercih ederiz daha çok. Eğer olan bitene at gözlüğü ile bakmamıza neden olan ideoloji gözlüğümüzü de takmışsak, kim tutar ki bizi!.. Oysa çoğu resmi tarihin zihnimize nakşettiği, diğer kısmı ise kulaktan dolma efsanelerden ibarettir yakın tarihle ilgili algımız.

Selanikli yakışıklı bir subayın fotoğrafını, sanki Mustafa Kemal’in babası Ali Rıza Efendiymiş gibi tarih kitaplarına bile koyup yanıltmaktan çekinmedik genç dimağları!.. Hep kazandığımız savaşlardan dem vururuz, ama o zaferleri kimi yenilgilerimizden ders çıkararak kazandığımızı yazmaktan bile çekiniriz nedense!

Bu yüzdendir konu yakın tarihimiz olduğunda, çoğumuz keskin duygusal önyargılarıyla atıp tutması. Birden heyecanlanır, övgüler düzer, “Helal olsun! Ne yaptı etti, bu ülkeyi savaşa bulaştırmadı,” diye büyük bir hayranlıkla anarız İsmet Paşa’yı. Ama aklımızın ucuna bile gelmez, ya kaybettiklerimiz, diye sormak. Ya da göklere çıkarırız genç Türkiye cumhuriyetinin ekonomik atılımlar yapmasına engel olan katı devletçiliğini. Ama o katı devletçiliğin ülkeye çıkardığı faturayı sorgulamayız bile.

Yapılan kimi hataları ise, “o zamanın koşullarında ancak o kadarı yapılabilirdi,” diyerek hemen örtmeye çalışırız; ama haberimiz bile yoktur,  aynı koşullarda kimi insanların farklı seçenekler ve akılcı alternatifler sunduğundan…

Aynı pencereden bakar, aynı şeyleri düşünür, benzer şeyleri haykırırız genellikle. Hiç şüphe duymadan olduğu gibi kabulleniriz resmi tarihin bize sunduklarını. Oysa gerçeğe açılan ilk kapıdır şüphe. Ancak şüphelendiğimizde izini sürmeye başlarız gerçeklerin. Çünkü resmi tarih anlatıcılarıyla aramıza mesafe koymayı başardığımızda anlayabiliriz yakın tarihimizde asıl olan biteni. Taraf olanlardan ziyade, tarafsız bakmayı başarabilenlerin anlatıları gerçek olana daha fazla yaklaştırır bizi…

En sevdiğim alışkanlığımdır, kitap okurken elimde kurşun kalemin düşmemesi. Nedense roman okurken bile vazgeçmiyorum bu huyumdan. Önemli bulduğum yerlere işaretler koyup, notlar düşüyorum. Üstelik çok faydasını görüyorum bunun; o kitabı tekrar elime aldığımda, kılavuzum oluyor koyduğum işaretler. Bu yüzden çok daha kısa sürüyor ikinci okumalarım.

 

Duayen gazeteci Oktay Ekşi’nin, Suat Hayri Ürgüplü’nün anılarını kaleme aldığı “Beyefendi” adlı kitabını okurken de elimdeydi kurşun kalem. Notlar aldım, işaretler koydum, bir solukta okuduğum 321 sayfalık kitaba. Yüreğimde hüznünü hissettim, yaşamadığım yakın tarihimizin. Şaşırdığım da oldu, üzüldüğüm de, tebessüm ettiğim de. Dile kolay 1939 yılından 1972’nin 22 Ekim’ine dek Türkiye’nin 33 yıllık yakın tarihine ışık tutuyor Oktay Ekşi’nin kitabı.

Kitabın tümü, Şeyhülislam Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi’nin oğlu Suat Hayri Ürgüplü’nün anılarından oluşuyor. Zaten kitabın girişinde, “Bu kitabı ben yazmadım ama yayıma ben hazırladım,” diyor Oktay Ekşi. O, söz verdiği üzere Ürgüplü’nün günlüklerinden yola çıkarak hazırlamış kitabı. Okuru bilgilendirmek amacıyla bir iki yere açıklık getirmiş o kadar.

Tabii Suat Hayri Ürgüplü deyip geçmemek lazım. O, tıpkı bugün olduğu gibi tarafsız olmanın neredeyse suç sayıldığı süreçlerde tüketmiş ömrünü. O zor zamanlarda bile kişisel çıkar peşinde koşanların aksine, ömür boyu çabalayıp durmuş ülkesinin menfaati için.

Üstelik o, en kritik zaman dilimlerinde üstlenmiş en kritik görevleri. Yargıçlık da yapmış milletvekilliği de. Bakan da olmuş başbakan da. Büyükelçilik de yapmış senatörlük de. Siyasiler arasında arabuluculuk da yapmış, ülkesinin geleceği için.

Son sayfasını çevirip kitabı kapattığınızda, buruk bir tat kaplıyor içinizi. Neler yaşanmış neler, diye mırıldanırken buluyorsunuz kendinizi. Üzerinden asırlık süre geçse de, bazı alışkanlıkların hâlâ değişmediğini hissetmenin üzüntüsünü de yaşıyorsunuz ister istemez.

Bana göre Ekşi’nin kitabını önemli kılan en büyük özelliği,  parti menfaati yerine ülke menfaatini önceleyen bir ismin anılarından oluşması. Okuması yazması olan ve yakın tarihimizle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gereken bir eser Oktay Ekşi’nin  “Beyefendi” adlı kitabı. Çünkü öğrenilecek ve ders alınacak çok şey barındırıyor bu kitap.

Gümrük ve Tekel Bakanı iken, yolsuzluğa karıştı şeklinde hakkında dedikodular çıkınca, “Adımın da karıştığı kahve yolsuzluğuyla ilgili, bakanlığımda bir komisyon kurulmuştur. Bu teftiş heyetinin selametle çalışabilmesi için, benim bu bakanlık koltuğundan ayrılmam gerekir; aksi halde, komisyonu etkilerim, sağlıklı bir karar oluşmaz. O nedenle, siyasi ahlak gereği, bakanlıktan istifa ediyorum,” deme cesaretini gösteren dürüst bir politikacı Ürgüplü. Bu olay nedeniyle Yüce Divan’da yargılanıp beraat etti, ancak onun gösterdiği bu örnek davranış, hâlen idare hukuku derslerinde okutuluyor bazı okullarda.

Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nın ardından en kritik yıllarda en kritik görevlerde bulunan bir isim Suat Hayri Ürgüplü. O, 1952’de Bonn Büyükelçisi…  İngiltere ile ilişkilerin geliştirilmesi sürecinde Londra Büyükelçisi...  ABD’yle ilişkilerin en hassas olduğu dönemde de Washington Büyükelçisi görevini üstleniyor. Sonraki yıllarda da boş durmuyor Ürgüplü. Ölümüne dek hizmet etmeye çalışıyor sevdiği ülkesi için.

 

KİTAPTA NELER VAR?

Kitapta nelerin olduğunu merak ediyorsanız eğer, belli başlı olanlarını şöyle sıralayabilirim:

-Son ana dek 2. Dünya Savaşı’na girmemeyi başardık, ama ya kaybettiklerimiz?

-Zamdan bir gün önce şeker stoklayan bir bakanın adını verdiği için bir daha milletvekili seçilemeyenler…

-Üyelerinin parlamenterler, üst dereceli bürokratlar, hariciyeciler ve yabancı ülke elçilerinden oluşan Anadolu Kulübü’nde yaşananlar. Atatürk zamanında poker oynanması yasaklanan, ancak onun ölümünün ardından bir meyhaneye dönüşen Kulüp’ün bedavacıları kimlerdi? Neden onların taktığı borçlar örtülü ödenekten karşılandı?

-Çapkın başbakan Şükrü Saracoğlu’ndan çapkınlık dersleri…

-New York’ta yapılan yarışmada çok beğenilen ve Rusları bile geride bırakarak birinci gelen Türk Votkası, büyük siparişler alınmasına rağmen neden ABD’ye ihraç edilemedi?

-Ürgüplü’ye, “O kanaate vardım ki, tek şefin liderlik devrinde yaşayan milletlerin başları; ekonomik ve mali bilgi ve organizasyon yapmaktan aciz, yetersiz olursa, muazzam mali ve ekonomik fırsatlar heder olup gidiyor. Eğer Atatürk ve İnönü bu sıfatlara haiz olsalardı, eminim ki hizmetleri çok daha büyük olur ve vatanı zengin ederlerdi,” dedirten gelişmeler nelerdi?

-İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi ile bir senatörü 1944 yılında Ürgüplü’ye, “Harbin sonu göründü. Ama bütün Avrupa, Rusya, Balkanlar, Asya açtır. Harp biter bitmez yemek için ekmek, giyinmek için pamuk, ısınmak için kömür isteyecekler. Bunları Avrupa’da bulmak imkânsız,” diyerek “Siz şanslısınız. Buğday, arpa, mısır, pamuk, yün, kömür üretimini artırır stok yaparsanız muazzam para kazanırsınız. Bu konuda İsviçre finans firmalarından da yardım alabilirsiniz,” diyerek yaptığı teklifi, neden İnönü ve Başbakan Saracoğlu ciddiye almadı?

 

-Ürgüplü neden, “Tarımsal üretimi teşvik, bol stokla savaş sonu için geniş satışlar yapmak ve bütçe yaramızı sarmak mümkün iken, bu da asla bir gün bile düşünülmedi. Halbuki Roosevelt, Kahire’de İnönü’ye harbin yakında biteceğini ve ona göre tertiplenip kararlarımızı almamızı açıkça ve babaca söylemiştir. Kimse buna önem vermedi. Manasız bir gurur. Budalaca ‘her şeyi biz biliriz’ zihniyeti ve ahmakça kendimizi dünyanın en zeki, açıkgöz inanları saymamız bunlara mal oldu. Çok şey kazanacakken çok kaybettik ve harp sonrası daha karanlık!” diye yakınmak zorunda kaldı.

-Ürgüplü’ye, “… Adana ve Kahire konuşmalarında biz İngiliz milletini kazanamadık. Kahire’de çok kolaylıkla Roosevelt’i ve Amerika’yı kazanmak imkânı varken onu da beceremedik. Evvela Almanya ve Japonya ile münasebetlerimizi kesmek, sonra da bunlara harp ilan etmek kararlarını hem müttefiklerin istemedikleri zamanda hem de çok gecikerek, değersiz bir hale düşürüp verdik… Dış siyasette bugüne göre çok daha kuvvetli, itibarlı ve muhakkak dört büyüklerden sonra gelen bir memleket olabilirdik. Olmadı!” dedirten nedenler neydi?

-Tekel Bakanlığı döneminde bira, şarap gibi hafif alkollü içkilerin fiyatını düşürüp, üretimini artırarak dört yılda rakı tüketimini yüzde 50 azaltarak 8.5 milyon litreden 4.5 milyon litreye düşürmesine rağmen, Ürgüplü’nün bu politikası neden terkedildi?

-Ankara gümrüğüne gelen ve üzerinde Cumhurbaşkanına ait olduğu yazılan valizden hangi başbakanın eşi ve dönemin kimi tanınmış isimlerine ait eşyalar çıktı? İnönü neden, “Benim ismimle gümrük kaçakçılığı yapıyorlar,” dedi.

-Menderes neden ABD ziyaretinde düş kırıklığı yaşadı?

-Menderes’in idamına kimler karşı çıktı?

-İnönü, suikasttan korktuğu için mi Atatürk’ü ziyaret etmekten vazgeçti?

 

SUAT HAYRİ ÜRGÜPLÜ KİMDİR?

Suat Hayri Ürgüplü, Osmanlı Devleti’nin son döneminde şeyhülislamlık yapan Ürgüplü Hayri Efendi’nin oğlu olarak 1903 yılında Şam’da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sora, 1926 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Ürgüplü, 1932 yılına dek çeşitli hukuk mahkemelerde hâkimlik yaptı.

1939 ve 1943 yıllarında CHP’den Kayseri Milletvekili seçildi. 2. Şükrü Saraçoğlu kabinesinde Gümrük ve Tekel Bakanı oldu.

1950 yılında tekrar TBMM'ye döndü. 1952 yılına kadar Demokrat Parti (DP) Kayseri Milletvekilliği yaptı. Avrupa İstişari Meclisi'nde başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 1952 yılında TBMM'den ayrılarak Bonn Büyükelçiliğine getirildi. 1955’te Londra, 1959’da Washington, 1960 yılında da Madrid Büyükelçiliğine atandı.

1961 seçimlerinde Adalet Partisi’nden (AP) Kayseri Senatörü seçildi. Cumhuriyet Senatosu'nun ilk başkanı oldu. İsmet İnönü'nün başbakanlıktan istifa ettiği 5 Şubat’tan 10 Ekim 1965 genel seçimleri sonrasına dek AP öncülüğündeki koalisyon hükûmetinin başkanlığını yaptı. 1966 yılında kontenjan senatörü seçildi ve 1972 yılına kadar bu görevde kaldı.

Nihat Erim hükûmetinin 17 Nisan 1972’de istifasının ardından, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay yeni hükûmeti kurma görevini Suat Hayri Ürgüplü'ye verdi. Ancak, 12 Mart darbesini yapan komutanlar, eski DP ve AP geçmişi nedeniyle Ürgüplü’yü uygun bulmayınca, kabinesi onaylanmadı.

Ürgüplü 13 yıldır muzdarip olduğu kalp hastalığı nedeniyle 26 Aralık 1981’de hayatını kaybetti.

 


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
İKİ KEZ VURULAN GAZİ KOMUTANIN ANNESİNE ANLAMLI ZİYARETÖnceki Haber

İKİ KEZ VURULAN GAZİ KOMUTANIN ANNESİNE...

FATSA’DA MADEN ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR!  Sonraki Haber

FATSA’DA MADEN ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR!  

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar