ORDU’DA ESKİ RAMAZANLAR…

ORDU’DA ESKİ RAMAZANLAR…

1950 yılı öncesi Ordu il merkezi küçük bir kasabaydı. Ama buna rağmen Ordu’da yaşayan kent halkı birbirlerini iyi tanır, hürmet eder, sevgi beslerdi. O yıllarda Ordu’nun kıdemli gazetecisi, siyaset ve kültür adamı rahmetli Ali Rıza Gürsoy’un çıkardığı Gürses Gazetesinde sık sık eski ramazanları hakkında haberler, yazılar, nasihatler yayınlanırdı. Yıllar çabuk geçti. Ali Rıza Gürsoy’un vefatından sonra oğlu da aynı yolda ilerlemiş ve Ordu’da unutulmazlar arasına girmişti. Rahmetli Uğur Gürsoy, bir zamanlar Ordu’da gazeteciliğin yanında spor ve sanat ile ilgili birçok önemli hizmetlere imza atmıştı. 1990’lı yıllarda Tribün Gazetesinde bir gazeteci olarak zaman zaman Ordu’da yaşadıklarını ve anılarını da okurlarıyla paylaşan Uğur Gürsoy, “ Eski Ramazanlar” başlıklı bir yazısında o günleri özetle şöyle ifade ediyordu.

“… Ramazan ayında evimizde iftarlar olurdu. Ramazan ayında iftar saatinde bizim evin salonu, babam Ali Rıza Gürsoy’un arkadaşlarıyla dolup taşardı… Kimler, kimler bize gelmezdi ki? Sıtkı Savaşkan, Şevket Hattatoğlu, Arif Hikmet Onat, Hamdi Uzman, Mustafa ve Yusuf Uzman, Bilal Köyden, Namık Senih Mayda, Yekta Karamustafaoğlu, Lütfi Genç, hacı Katırcıoğlu, Kahraman Sağra, Galip Felek, Mehmet ve Emir Kovan, Kemal Dağlıoğlu, Dursun Gürsoy, Kamil Gülen, Muhittin Benal, Hikmet Ertekin, Şevki Türksoy, Hasan Çebi ve şimdi ismini hatırlayamadığım bir sürü büyüğüm…

… Babamın dini bilgisi hayli fazlaydı… Arapça ve Farsça bildiği için iftara yakın zamanlarda oturur, Kuranı okur, tefsirler yapardı… Hatta her ramazan ayında Kuranı bir kez hatmederdi… Kendi gazetesi “Gürses” de her Cuma günü dini konularda yazılar yazardı. Cuma namazını Orta camide kılardı… Müftü ve Hoca efendilerden daima saygı görürdü… Babamı “İftar” titizliği vardı. Nereye kaçıp sığınacağımızı şaşırırdık. Evde en emin yer, üst kattaki salonumuza çıkar, “top” sesini beklerdik. Top patlayınca da merdivenleri ikişer ikişer atlayarak mutfağımızdaki geniş masaya hep birlikte otururduk. Büyük annemin, annem Nermin hanımın, halam Hanife hanımın yaptıkları nefis yemeklere yumulurduk. Bir tek “Kuş sütü” eksik olan soframızda o hızla yiyince, birden şişer ve kenara çekilirdik… Ramazan ayında karnımız aç kalmazdı ama bir türlü gözlerimiz de doymazdı… İftar yemeğinden sonra dedem ve babam kahvelerini içerlerdi. Sonra dedem beni yanına alır, Teravih namazı için Yalı camine giderdik. Arka sıralarda saf tutardık. Ben yan gözle hep dedemi takip ederdim. O ne yaparsa onun aynısını yapmaya çalışırdım. İlk kez camiye gittiğimde teravih namazı sırasında caminin haşmetini yavaş yavaş anlamıştım. Allah’a yakarmak, o çocuk ruhumda bir aydınlık yaratmıştı… Kendimi büyükler arasında, daha da büyümüş gibi görüyordum…

***

Ordu’da 50-60 yıl önceleri bugünkü gibi dernekler ve kahveler bol değildi… Kahveler ve kıraathaneler vardı ama adam gibiydi… Bir de “Şehir Kulübü” vardı… Kumarcıların çoğu Ramazan aylarında evlerde kumar oynarlardı… Ama o yılların Ordu’luları sahura kadar süren eğlencelere daha çok rağbet ediyorlardı… Ali Gürsoy’un büyük kıraathanesinde Ramazan aylarında kukla ve karagöz oynatılırdı… İnce’nin Ali Dayının, Bekir Ağanın ve Hükümet caddesindeki Karayakaların Mesudiye’ler kahvesinde varyeteli tuluat tiyatroları vardı… İhsan Bey Sinemasında ise Ramazan ayı boyunca “Mim Baki Tiyatrosu” program yapardı… Ramazan kış değil de yaz aylarına rastlamışsa Millet düzüne Çadır Tiyatrosu gelir, halkı eğlendirirlerdi…

Ah, Millet düzü ah… Ordu’nun tüm yükünü çeken bir meydandı… Şimdi siz bakmayın Millet düzünün Çarşamba Pazarı haline gelişine… Bayramlar, törenler, maçlar hep orada yapılırdı… Çadır tiyatroları, Lunaparklar, Ordu’luları orada eğlendirilerdi… Cambazlar orada tellerini kurup, numaralarını icra ederlerdi… Tel üzerinde nefes kesen akrobatik hareketlerini yapan cambazların yanında, pişekarlar milleti kahkahadan kırıp geçirirlerdi. Sonra da bir şapka çıkartıp, bahşiş adı altında seyirciden para toplanırdı. Herkes içinden geldiği takdir duyguları nispetinde şapkaya para atardı…

1939 Depreminde, Millet düzüne kurulan çadırlarda Ordu’lular uzun süre yaşadılar… Elbette, Millet düzü ve İhsan Bey sineması Ordu’nun simgesi olarak eski kuşakların gözlerinin önünde, ruhunun içinde yaşamaktadırlar…

Dedem, Ramazan aylarında zaman zaman beni İhsan Bey sinemasındaki tiyatroya götürürdü. İhsan Bey sineması, Düz mahalledeki evimize çok yakındı. Mim Baki ile Büyük Muammer’in oynadıkları komedide her akşam oyun icabı evin uşağı Muammer’in yüzü gözü bir tas yoğurtla sıvanıyordu… Ve Büyük Muammer, bütün şapşallıklarına rağmen “Yüzümün akıyla hesabını verdim” diyerek alkış toplarlardı… Perde kapanıp, kapanıp açılırdı. “Yarın akşam daha iyi bir oyunumuz var… Hepinizi bekleriz” derdi… Eve giderken dedeme yalvarırdım: “Yarın akşam yine tiyatroya gidelim” diye… Dedemin yanıtı ise bir hayli ilginçti: “…Be oğlum… Bunlar hep böyle söylerler… Her akşam daha iyi oynayacağız, derler…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar H. Naim Güney - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.