15-16 Haziran İşçi Direnişi

Cumhuriyetin ilk otuz yılında işçi sınıfı resmen “yok” sayılmıştır.

Tek partili demokrasi anlayışı içinde sosyal, siyasal ve ekonomik haklardan tamamen mahrum bırakılan emekçilerin payına her zaman olduğu gibi o zamanlar da baskı, sindirme ve sömürü düşmüştür.

Toplu iş sözleşmesi, grev ve sendikal haklar direkt “sistemi değiştirmeye teşebbüs” le bir görülmüştür. Çok çalış, çok kazandır; az kazan, açlıkla sınan... Kadim “Emek-Sermaye kapışması” gün olup “uzlaşmaz çelişki” olur, işte ondan sonra ayrılır “demirin tuncu” da “insanın puştu” da...

Puştluk esas olsa da diğer yandan, kuzey ve kuzeydoğu komşumuz Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde (SSCB) işçi sınıfı odaklı sosyalist rejim vardır, ta 1917’den bu yana ve şimdi de ikinci dünya savaşından sonra Avrupa’da sosyalist rüzgârlar esmektedir.  Türkiye işçi sınıfının sosyalizmin etkisinde kalacağı endişesiyle 1947’de Sendikalar Kanunu çıkartılsa da sözleşme ve grev hakkı yine dile gelmemiştir. Şekli önlemlerle “dağdaki kurt; komünizm” korkusu savuşturulmaya çalışılmıştır.

Demokrat Partili 1950’li yıllarda da işçi sınıfı lehine çok fazla yol alındığı söylenemez. Baskı, sömürü, çok çalış çok kazandır; az kazan şükret,  sürüp gitsin şu güzelim canııım düzen...

Nihayet 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ve akabinde %61 “evet” oyuyla kabul edilen 1961 Anayasası...

1960’lar kırdan kente göçün hızlandığı ve işçi sınıfının niceliksel olarak artıp, dünyada esen özgürlükçü rüzgârların da etkisiyle niteliksel değişimlerinin de söz konusu olduğu yıllardır. Bu arada Almanya’ya da işçi gönderdiğimiz yıllardır bu yıllar; Sirkeci Garı’ ndan, bir bavuldan kıymetsiz, trene doldurulup gurbet kahrına gömülen en sağlam gençlerimiz...

1961 anayasanın sözde ve nispi demokratik ortamında daha elle tutulur gelişmeler yaşanmaktadır artık. Özellikle 1968 ve sonrasında işin rengi değişmeye başlamıştır. Üniversite gençliğindeki o muhalif eğilim, sistemi hedef alan eylemlere dönüşmüştür. Artık geniş kitleler devrim istemekte, istemekle yetinmemekte eyleme geçmektedir. Antiemperyalist söylemler ideolojik bir temele oturmakta ve bu ideoloji, iktidarı hedeflemektedir. Bu iktidar yürüyüşünde de en etkili kesim, işçi sınıfı ilan edilmiştir; proletarya diktatörlüğü...

1970’te Süleyman Demirel başbakandır ve işler Arapsaçına dönmüştür artık. Eylemler, grevler, ekonomik kriz, sarsılan devlet otoritesi ve tehdit altındaki beka... Birçok ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Açıkçası yeni ve yeniden bir askeri darbenin ayak sesleri duyulmakta, şartları oluşmaktadır.

Hükümet eliyle ve devlet iradesiyle sendikaların, özellikle DİSK’in, etkinliğini kırabilmek adına 274 Sayılı Sendikalar Kanunu’nda çok önemli değişikliklere gidilmiştir. Değişiklikten kastı; hak kısıtlamalarıdır. Örneğin sendikaya üye olma şartları ağırlaştırılmış, grev kararı zorlaştırılmıştır.

Sendikalarla hükümet arasındaki tüm görüşmeler sonuçsuz kalıp da son umut tükenince DİSK, işçi sınıfı adına “direniş” kararı almıştır... DİSK’in başkanı Kemal Türker’dir… Tarih 14 Haziran 1970’tir…

Direniş kararı işçiler arasında hızla yayılmıştır. Dönem, eylem reaksiyonun çok hızlı hayat bulduğu bir dönemdir. İlk etapta Tuzla Tersane İşçileri başta olmak üzere 115 işyerinden 75 bin işçi direnişe başlar...

“İnsanca çalışma koşulları” talebiyle...

  İstanbul, İzmit ve Gebze’den 100 bin işçi, iş bırakıp direnişe geçerken, çalışan işyerleri işgal edilmiş; tren ve karayolu ulaşıma kapatılmış, engellenmiştir

İstanbul’da, Taksim’e yürümek isteyen işçileri engellemek için Haliç Köprüsü gündüz vakti açılmış, arabalı vapur seferleri iptal edilmiş; tam teçhizatlı asker ve polisler,  işçilerin karşısına dikilmiş, çatışmalar yaşanmış ve işçilerin üzerine ateş açılmıştır. İşçilerden ölenler olur...

15-16 Haziran 1970 tarihindeki işçi direnişi, bir araya gelinirse hakkın nasıl korunacağı ve hakkın nasıl söke söke alınacağı hususunda tarihi bir örnektir.

15-16 Haziran Direnişi’ nin ruhu ancak 12 Mart 1971 askeri darbesiyle öldürülebilmiştir.

Sonrası zaten malum… Beslemeyip asılanlar, ipten kurtulup kurşunlara gelenler… Yine zam, yine sömürü, yine zulüm…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Birol Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.