SEL!

Hopa’da oldu, ses çıkarmadık, önlem almadık.

Giresun’da oldu, ses çıkarmadık, önlem almadık.

Kastamonu’da oldu, ses çıkarmadık, önlem almadık.

Samsun’da oldu, ses çıkarmadık, önlem almadık.

Şimdi de bizde oldu!

N’oldu şimdi!

Kim ses çıkaracak!

AFAD’ ın “dikkatli ol” uyarıları dışında ne gibi önlemler alındı?

Bir vatandaş olarak alacağım maksimum önlem, pencere kanatlarıyla, balkon kapısının dikkatle kapatmaktır.

Bu sonuç, yüz yıllık ihmaller silsilesinin zamane versiyonudur.

Bu sonuç, aynı yöntemle farklı neticelere ulaşılamayacağı bilimsel tezinin bir kere daha en acı biçimde ispatıdır.

“Doğal afet” diyoruz ya, aslında yaşananlar ne ilk ne de son, bilakis son derece doğal.

İnsanlık yerleşik hayata “Cilalı Taş Devri” nde geçer. Homosapiens, tarım için taban arazileri kullanırken barınmak için yamaçlardaki mağaraları tercih eder. Yamaçların tabanı güçlüdür ve görüş alanı geniştir. Deprem, sel, vahşi hayvan saldırısı gibi tamamen doğal doğa olayları karşısında basit ve etkili bir önemdir Homosapiens’ in tavrı.

Şu site site apartmanlar var ya, hani başı göğe değecek gibi… Bir zamanlar o arazilerde tarım yapılıyordu. Fındık, soya fasulyesi, daha da evvelinde çeltik… Hayvancılık da yapılıyordu “doğal”  olarak. Yani bu araziler Homosapiens’ in tarım yaptığı arazilerle aynı nitelikteydi. İşte o arazilere “imar durumu”  na kulak asmadan site site apartmanlar dikildi ve “imar afları” yla da her şey yasalara uygun bir meşruluğa oturdu.

Dere yatakları kurutulup imara açıldı… HES’lerle doğaya kalp krizi yaşatıldı, hem de kaç kere ve kaç yerde… Deniz dolduruldu, o dolgunun üzerine siteler, parklar, hatta ve hatta havaalanları yapıldı.

Doğa kendi rutinindeydi oysa…

Yağdı yağmur, çaktı şimşek, yarıldı yer, kükredi gök… Deprem oldu önce ve tam on bir il yok oldu toplasan iki dakika içinde. Ne ölenin ne de kalanın hesabını yapamadık… Sonra “sel” mevsimi geldi. Tepeleri aşan boz bulanık sel suları denize kavuşacak yatağını aradı, yoktu. “Yoktan yonga çıkmaz” dı ve artık her şey mümkündü. Yağışı bol memleketlerin dereleri üzerine ayaklı değil de “kemer köprü” yapmış Homosapiens’i emsal alanlar. Sel sularının alıp getirdiği ağaç, dal, telef olmuş hayvan gibi kargolar köprü ayaklarına takılıp da dere yatağı taşmasın diye kemer köprü tercih edilmiş. Tercih değil de neredeyse ilahi bir kuraldır aslında, aklı olana.

Evvel ahir “gargalak” taşır bu dereler, ırmaklar canhıraş. Gargalak dediğimiz de derelerin sürükleyip denize kustuğu ağaç, odun, dal parçalarıdır. Yukarıların bağrından kopan, canından can alan selin kıyıya kustuğu gargalak, garibanın, yoksulun kışlık yakacağıdır. Hayat ne garip!

Yollar uçar, kentin köyleriyle, kentin diğer kentlerle irtibatı kopar. Su akmaz, günlerce susuz, kokarsın.

Gayrısını da söyletme artık!

Ne diyordu Leonard Cohen!

 

Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken herkes biliyor, savaşın bittiğini herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini

Herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir hep böyle gider herkes biliyor

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Birol Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.