Ah Ezo Vah Ezo!

“Ezogelin Çorbası” az ondan, az bundan, azıcık tuzum ağrısız başım; bir güzel, bir kadim Anadolu aşı. Ezogelin, yoksulluğa, kıtlığa, eldeki “az” ı “bol” yürekteki “acı” yı “bal” eylemeye dairdir.

Öğrencilik yıllarıma dair ölümsüz hatıralardandır Ezogelin… Kaldırımdan üç basamak aşağıda, şöyle on beş bilemedin yirmi metrekare bir esnaf lokantası… Kasada, başında baklava dilimi desenli kavuğuyla, göbeklice, kumaş pantolonu şalvar ferahlığında bir hacı… Bir kış öğleni, dostluk ve kardeşlik başköşede, menüde Ezogelin ve ekmek sınırsız… Çorbaya baharat ekleme konusunda elimin ayarı, gözümün kararı bir durum vardı ve işi bilenler o işi bana bırakırdı!

Ezogelin!

Ah Ezo!

Vah Ezo!

Antep’in Oğuzeli kazasının Uruş köyünde 1909 senesinde doğar Ezo… Esas adı “Zöhre” dir. Anadolu’da kadim, bir garip, töre gibi bir şeydi bu da; ismi ayrı, titri ayrı mevzular.

O Ezo ki; yanakları al elma, gözleri çağla, dudakları kiraz, teni kaymaksız süt, kokusu gülistan, saçları buğday tarlası, sözü dupduru dere, gülüşü güneş, dişleri okyanusun en derinindeki istiridye içindeki inci, nefesi amber… Ezo’nun güzelliğinin tarifi yok. Bir gören dönüp dönüp bir daha bakar, bir bakan ya yüreğinden vurulur ya da hasedinden kudurur…

Ezo, Emir’den olma Elif’ten doğma; yeryüzündeki huri olaraktan yaratılmıştır.

Komşu köy Beledin’de de Şitto dedikleri Hanefi adında, sazıyla, sözüyle ün yapıp nam salmış otuzunda bir delikanlı vardır. Nerde bir düğün dernek kurulsa Kamber’ den önce Şitto davet edilir de başköşeye oturtulur. Şitto, çalar söyler ve Şitto çalıp söyledikçe rüzgâr esmez, dereler akmaz, dünya dönmez, kader tecelli etmez; durup dinler, seyreder tekmil doğa.

Ah Ezo Vah Ezo!

Şitto otuzundadır ve yirmisindeki Ezo’dan da bihaberdir.

Uruşlu Hacı Mamuş’un düğününe davetlidir Şitto. Şitto bu, hiçbir daveti geri çevirmez, her bir davetin de hakkını verir hakkınca ve Hak rızası gözeterek.

Hacı Mamuş’un düğününe güzeller güzeli Ezo da dâhildir elbet, Uruşlu olması hasebiyle.

Düğün dernek kurulur… Davullar dövülüp de zurnalar üflenir… Halaylar kurulur, rakılar içilir, kavurmalar yenir… Şitto, Ezo’yu görür, Ezo Şitto’ yu; sevda olur zaman, aşk olur… Şitto Ezo’ya, dünyalar güzeli Ezo, Şitto’ya vurulur.

Aslı Hanefi namı Şitto, hiç vakit kaybetmeden Ezo’ ya “görücü” yollar ve “verdik gitti” yerine “az biraz düşünelim” cevabı alır, yıkılır dünyası. Şitto bu, babadan takkesiz, anadan şapkasız… Ne yer yurt, ne ev bark, uçkuruyla kuşağı… Dımdızlak bir âdemoğlu işte…

Anlayacağın “bu iş olmaz” kafasındadır Ezo’nun “verdim gitti” diyecek ehliyettekileri. Eş, dost, hatırlı kıymetli birileri girer araya; Anadolu burası “el âlem” diye bir karine vardır ve imkânsızı mümkün eyler. Bu “eş dost” da işte o minvaldedir.

“Berdel” şartıyla “olur” denir; yani, sizdeki kız bizim oğlana, bizdeki kız sizin oğlana… Bildiğin “takas” işte. İktisadi hayatın “değişim” icadının icat edildiği o ilk hâl yani…

Şitto’ nun halası Hazik, Ezo’nun abisi Zeyrul ‘a; buna mukabil Ezo da Şitto’ya verilir, töremiz böyledir diye… Çifte düğün kurulur; Uruş’ta ve Beledin’de… Hem kız verilir, hem de kız alınır, aynı anda ayrı köylerde. Yine davullar dövülür, yine zurnalar üflenir…

“El âlem ne der” diye bir karine vardır ve Şitto, bu karineye meyleder; Ezo hakkında alttan üstten konuşulanlara itibar eder. Neye inanmak istersen gerçek odur, Şitto da kendi gerçeğine inanır ve “sonsuz” a kadar süreceğine dair o hevesi bir yıl kadar sürer. Dillerdeki Ezo ve Şitto, resmiyette Zöhre ve Hanefi “boş ol” ur.

Ah Ezo Vah Ezo!

Yirmili yaşlar insanın giderek güzelleştiği, tatlanıp ballandığı yaşlardır. Güzeller güzeli Ezo’ya yirmili yaşların balı şerbeti de eklenir ki, taliplerin biri gider diğeri gelir. Zengini yoksulu, güzeli çirkini, yaşlısı genci Ezo’yla evlenmek ister ama o tam altı yıl tüm taliplerini geri çevirir.

Ezo’nun teyze oğlu Memey, ta çocukluğundan beri yanıktır Ezo’ya. Eş dost, akrabalar da araya girer ve Ezo, altı yıllık inzivasından çıkar, altı yıllık orucunu bozar ve Memey’ le evlenir. Memey, Cerablus’ta Türkiye sınırını gören Kozbaş köyünde yaşayan yoksul, gariban bir adamdır. Sakin huyludur Memey ve Ezo’ yu çok sever. Hiç kalbini kırmaz ve onu rahat ettirmek için çalışır çabalar. Ezo da Memey’ in bu çabasını, iyi niyetini, güzel yüreğini görür ona göre davranır. İki kız verir Memey’e. İlki çok yaşamaz ve genç yaşında evlat acısını da tadar Ezo. İkinci kızına Celile adını verir. “Ulu, büyük, yüce” demektir Celile. Ezo ve Memey’in “küçük” dünyasına inat kızlarına “büyük” manalı isim verirler.

Ezo, köyünü çok özlemektedir. İçine oturan sıla özlemiyle her gün Türkiye’yi gören Bozhöyük’ün en yüksek yerine çıkar ve iki gözü iki çeşme memleketini seyrederek geçirir günlerini.

“Bu gurbet elde ölüp gidersem beni Bozhöyük’ün zirvesine gömün” diye vasiyet eder.

Yokluk yoksulluk vardır öyle “ha” deyince Uruş’a gidilememektedir. Gittiği zamanlar da olur elbette ya bu gidişler hasretini gidereceği yerde iyice artırır. Gidişi ayrı dert, dönüşü ayrı derttir.

Ezo, evdeki, eldeki az mercimekten, az pirinçten, az bulgurdan mis kokulu bir aş yapar sık sık… Kurumuş bazlamaya katık edilir ve amber kokulu aş… Ezo’yu bilenler, tanıyanlar Ezo’ya has bu aşla birlikte hatırlar hâle gelir.  

Bir güz mevsiminde… Bir cuma gecesinde… İkindiden az sonra son nefesini de verir Ezo… Vasiyeti üzerine Bozhöyük’ ün Türkiye’yi gören en yüksek yerine gömülür. Sene 1956… 1999 senesinde Ezo’ nun mezarı Türkiye’ye, Dokuzyol’ a nakledilir. Memleket hasreti bitmiş sayılır mı, hiç bilmiyorum.

Sadece 47 yaşındadır öldüğünde. 1936 senesinde geldiği gurbet elde 20 sene memleket hasretiyle içi yanan Ezo’nun pişirdiği o aş “Ezogelin Çorba “ diye miras kalır Anadolu’ya…

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Birol Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.