Enflasyonla mı Yoksa Bütçe Açığıyla mı Mücadele Ediliyor?

Bir ülkedeki enflasyonun temel nedenleri arasında talep ve maliyet enflasyonu yer almaktadır. Talep enflasyonu, toplam mal ve hizmet talebinin toplam mal ve hizmet arzını aşmasından kaynaklanırken; maliyet enflasyonu, hammadde ve ücretler gibi üretim girdilerinin fiyatlarındaki artışlardan, vergiler ve döviz kurlarındaki yükselişlerden kaynaklanır. Bu iki nedenden yükselen enflasyon oranlarını, enflasyon olgusunun en can sıkıcı unsuru olan “enflasyon ataleti” takip eder. Enflasyon ataleti, enflasyonun kısa ve orta vadede devam edeceğine dair kanının piyasalarda oluşması nedeniyle, yeni fiyatlamaların mevcut enflasyon oranlarını dikkate alarak belirlenmesidir. Enflasyonun düşürülmesi önündeki en büyük engel de zaten budur. Türkiye’de son yıllarda yaşadığımız enflasyonu döviz kurlarındaki hızlı artışlar tetiklemiş olsa da, hâlihazırda devam eden enflasyonun temel nedenleri arasında, döviz kurlarında, vergi oranlarında ve enerji fiyatlarındaki artışlar ve enflasyon ataleti yer almaktadır.  

Enflasyonun nedenleri bunlar olduğuna göre, enflasyonu düşürmenin yolu da bu nedenleri kısmen de olsa ortadan kaldırmaktır. Ekonomi yönetimlerinin bu konudaki en büyük silahı ise Merkez Bankası tarafından belirlenen politika faizi oranıdır. Politika faizi, Merkez Bankası’nın bankalara ödünç verdiği bir hafta vadeli borcun yıllık faiz oranını ifade eder. Merkez Bankası tarafından yükseltilen politika faizi oranı, bir yandan piyasa faiz oranlarını (mevduat ve kredi faizleri gibi) artırarak toplam mal ve hizmet talebini kısar, diğer yandan da kur artışları önünde bir alternatif olur. Kısaca politika faizi, enflasyonu düşürmek için çok önemli bir para politikası aracıdır. Şu günlerde piyasa faizleri %35-50 aralığında seyrederken, Merkez Bankası’nın politika faiz oranının %17,5’te olması, Merkez Bankası’nın faiz silahını yeterince kullanmadığı izlenimini uyandırmaktadır.

Son dönemde karşılaştığımız diğer bir gelişme de Katma Değer Vergisi (KDV) oranlarında gerçekleştirilen artışlardır. Enflasyonun yüksek seyrettiği ve ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele etmeye çalıştığı bir dönemde bu artışların enflasyon rakamlarını yukarı çekeceği aşikârdır. Peki, o zaman bu vergi artışları neden yapılmıştır? Pek tabii ki bu artışlar enflasyon oranlarını düşürmek için değil, son dönemde artan kamu harcamalarını finanse etmek için gerçekleştirilmiştir.

Enflasyonla mücadeleye tezat teşkil edecek bir diğer gelişme de akaryakıt fiyatlarındaki artışlar olmuştur. Seçim öncesinde yaklaşık 19 TL olan akaryakıt fiyatları, o tarihten sonra neredeyse iki kat artarak bugünlerde 37 TL’ye kadar yükselmiştir. Akaryakıt fiyatlarındaki keskin yükselişin temelinde ise, Özel Tüketim Vergisi’nde (ÖTV) bir gecede gerçekleştirilen artışlar olmuştur. Bundan önceki yazımda da vurguladığım üzere, akaryakıt fiyatlarındaki yükselişler A’dan Z’ye bütün mal ve hizmet fiyatlarının artışına yol açmaktadır. Enflasyonla mücadele etmeye çalışan bir ülkede akaryakıt fiyatlarının çok kısa bir zaman içinde hızla artması (özellikle vergi kaynaklı), ekonomi yönetiminin enflasyondan daha çok bütçe açığıyla mücadele etmeye çalıştığını gösterir.

Ekonomik literatür, enflasyon ile bütçe açığı arasında çoğu zaman karşılıklı bir ilişkinin varlığına işaret eder. Başka bir ifadeyle, artan enflasyon oranları bütçe açığını, bütçe açığı da gerisin geriye enflasyon oranlarını besler. Türkiye ekonomisi, 1990’lı yıllarda bu iki değişken arasındaki kısır döngüye fazlasıyla şahit olmuştu. Belirtmek gerekir ki, 1990’lı yıllarda bütçe açığımız veya daha genel bir ifadeyle kamu tasarruf açığımız sürdürülemez boyutlara ulaşmış iken, bugünlerde böyle ciddi bir sorun görünmüyor. Ancak enflasyonda geldiğimiz nokta da 1990’lı yılları aratmıyor; hatta satın alma gücümüzdeki düşüş 1990’lı yılların ötesine bile geçmiş durumda. Dolayısıyla ekonomi yönetiminin bütçe açığından daha çok enflasyon oranlarına odaklanması rasyonel (akılcı) bir politika tercihi olacaktır.         

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Umut Çakmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.