Orta Vadeli Programın Hedefleri Ne Kadar Gerçekçi?

Ekonominin üç yıllık yol haritasını sunan Orta Vadeli Program (OVP) birkaç önce açıklandı. Yeni açıklanan OVP enflasyon oranları açısından bir önceki programa kıyasla daha gerçekçi rakamları içerse de, temel makroekonomik hedefler bakımından bazı tutarsızlıkları da içinde barındırıyor. Şimdi, bu tutarsızlıkları objektif bir dille özetlemeye çalışayım:

Büyüme oranı, bir ülkede üretilen mal ve hizmet miktarının bir önceki yılın aynı dönemine göre artış oranını ifade etmektedir. Eğer bu üretim miktarı azalıyor ise, buna da ekonomik küçülme (eksi büyüme) denir. Yeni açıklanan OVP’ye göre, Türkiye ekonomisinin bu yıl %4,4, 2024’te %4, 2025’te %4,5 ve 2026’da da %5 büyümesi hedefleniyor. Öte yandan, enflasyon oranının bu yıl %65, 2024’te %33, 2025’te %15,2 ve 2026’da da %8,5 gerçekleşmesi bekleniyor. Kısaca, gelecek üç yıl içinde enflasyon oranı düşerken büyüme oranının da artması hedeflenmiş. Enflasyon oranının düşürülmesi için toplam talebi kısacak sıkı para ve sıkı maliye politikasının uygulanması gerekir; bu politika hâlihazırda uygulanıyor da. Ancak toplam talebi kısacak olan bu politikanın üretim miktarını, başka bir ifadeyle büyüme oranını frenlemesi ise beklenen bir sonuçtur.

Aklınıza şu soru gelebilir: Enflasyon oranı düşerken büyüme oranı artırılamaz mı? Evet, artırılabilir. En yakın örneği ise Türkiye’nin 2002-2008 dönemidir. Bu dönemde enflasyon oranları üç yıl gibi kısa bir süre içinde %70’lerden tek haneli rakamlara indirilirken, ortalama büyüme oranı da %7 gibi çok yüksek bir oranda gerçekleşmişti. Ancak hemen belirteyim, o dönemin makroekonomik koşullarıyla bu dönem arasında çok önemli farklılıklar vardı. 2001 yılında yürürlüğe konan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’na sıkı bağlılık ve 3 Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması Türkiye’ye yoğun miktarlarda yapancı sermaye ( döviz) çekmişti. Bu ise, 2002 yılının ortalarında 1,65 olan dolar kurunun 2008’in başlarında 1,15’lere kadar düşmesine neden olmuştu. Ayrıca, yine aynı dönemde ekonomide önemli bir verimlilik artışı yaşanmıştı. Bu iki olumlu gelişme sonucunda üretim maliyetlerinin azalması ise enflasyon oranlarının tek haneye düşürülmesinde önemli bir rol oynamıştı.

Peki, yeni OVP döneminde enflasyon oranlarının düşmesine yardımcı olacak bir şekilde döviz kurlarında herhangi bir azalma bekleniyor mu? Cevap, hayır; aksine döviz kurlarında artış olacağı program metninde bile yazıyor: 2024 yılında ortalama dolar kurunun 36,8 TL’den, 2025’te 43,9 TL’ye ve 2026’da da 47,8 TL’ye yükseleceği öngörülüyor. Bugün dolar kurunun ortalama 27 TL olduğu dikkate alınırsa, üç yılda kur artışı yaklaşık %80 gerçekleşecek. Dolayısıyla, bir yandan büyüme oranı ve döviz kuru artarken diğer yandan da enflasyon oranı tek hanelere düşürülecek!

Şimdi gelelim programın ikinci çelişkili ayağına: Yeni açıklanan OVP’ye göre, yine bu üç yıl içinde cari işlemler açığının milli gelire oranında düşüş hedefleniyor. Dış ticaret dengesi, mal ihracatı ve mal ithalatı arasındaki net döviz giriş-çıkış farkını ifade ederken; cari işlemler dengesi, mal ve hizmet ihracatı ve ithalatının yanı sıra, ülkeler arasındaki karşılıksız para transferleri (hibeler gibi) ile yurt dışında kazanılan faiz ve kar transferlerini içeriyor. Kısaca, cari işlemler dengesi dış ticaret dengesini de kapsayan daha geniş bir döviz gelir-gider dengesini ifade ediyor. Bu bağlamda, yeni ekonomik programa göre cari işlemler açığının milli gelire (GSYH) oranı 2023’te %-4’ten 2024’te %-3,1’e, 2025’te %-2,6’ya ve 2026’da da %-2,3’e düşürülmesi hedeflenmiş. Bana sorarsanız, bu programın en tutarsız hedeflerinden biri de bu veriler. Çünkü Türkiye ekonomisinin son kırk yılı incelendiğinde, büyüme oranı artarken --başta enerji ithalatı olmak üzere-- ara ve yatırım malı ithalatımızın da hızla arttığı görülüyor. Bu da cari işlemler açığımızın büyümesiyle sonuçlanıyor. Bu sürecin tersi de benzer şekilde işliyor. Örneğin, yine son kırk yılda cari işlemler dengemizin en yüksek fazla verdiği iki yılın 1994 ve 2001 kriz yılları olduğu görülüyor. Dikkat edin, cari işlemler açığımızın değil, fazlamızın olduğu yıllar! Çünkü derin kriz yıllarında Türkiye ekonomisi ortalama %-6 oranında küçülüyor ve bu da ithalatımızın bıçak gibi kesilmesine ve cari işlemler dengemizin fazla vermesine yol açıyor. Özetle; büyüme oranı artarken cari işlemler açığını azaltmak Türkiye’nin bu şartlarında pek mümkün görünmüyor.

Öteden beri vurguladığım üzere, toplam ihracatımız içindeki yüksek katma-değerli ve ileri teknoloji içeren ürünlerin payını artıramadığımız sürece, Türkiye’nin makroekonomik göstergelerinde kalıcı iyileşme sağlamak bu tür programlarla oldukça zordur. Çünkü Türkiye ekonomisinin temel sorunu, kronik döviz tasarruf açığı sorunudur.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Umut Çakmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.