Tırpan dayağı

Bundan 60 yıl öncesiydi; daha çiçeği burnunda genç bir doktordu, Dikran Toraman. Bahçesini portakal ve mandalina ağaçlarının süslediği, o tarihi evde oturuyordu. Mahallenin kabına sığmayan gençlerinin ağzını sulandırıyordu, onun bahçesindeki portakal ve mandalinalar. Daha çok Temel Çebi, Cengiz, Zühtü ve efe Hasan’dan oluşan dörtlü çete musallat oluyordu onun bahçesine.

Kendi bahçelerinde portakal ve mandalanın hası olsa da, daha çok gözleri Dr. Toraman’ın bahçesindeydi, onların. Ne de olsa onlara da kaz görünüyordu kumşunun tavuğu. Daha 13-14 yaşlarındaydılar oysa…

O akşam Dikran Toroman, wosvosuna atlayıp sinemanın yolunu tutunca, “tırpanın tam sırası” diye düşünmüş, soluğu onun bahçesinde almışlardı. Cengiz, Zühtü ve Hasan, duvarı aşıp bahçeye dalmış, Temel de gözcülüğe soyunmuştu duvarın dibine sinip.

Annelerinin ördüğü esnek yün kazakları, pantolonlarına sokuşturup, hızla toplamaya başlamışlardı portakal ve mandalinaları. Ancak hışırtıyı duyar duymaz havlamaya başlamıştı Dr. Dikkan’ın o minik köpeği. Üstelik susmak bilmiyordu bir türlü. Temel huylanmış, duvarı aşıp, bahçeye dalmış, cebinden çıkardığı mendille bir güzel bağlamıştı köpeğin ağzını.

Artık, “h” harfi bile çıkmyordu hav hav diye ortalığı ayağı kaldıran köpeğin ağzından… Tırpan başarılı geçmiş, koyunlarına doldurdukları mandalina ve portakalları, elektrik direğinin ışığı altına gülüp oynayarak, bir güzel mideye indirmişti dörtlü çete. Diğerleri neyse de başına geleceklerin farkında bile değildi Temel Çebi…

Temiz giydirmekle kalmıyor, karışmasın diye mendil ve iç çamaşırlarının üzerine çocuklarının adı ve soyadını da işliyordu Vicdan hanım. Oysa Temel, faarkında bile değildi, köpeğin ağzını bağladığı mendilin üzerinde F.Ç. harflerinin işlenmiş olduğundan.

Bir hafta sonra üşütüp öksürmeye başlayınca, dedesi Yakup Çebi’nin takıldığı Tüccarlar Klübü’ne gitmiş, ardından üst kattaki Dikran Toroman’ın muayenehanesine çıkmışlardı birlikte. “Şu torunuma bir bakar mısın doktor,” dediğinde, onu çok şaşırtmıştı aldığı yanıt. “Ben ona bakmam,” demiş, ardından üzerinde F.Ç. yazan mendili gösterip, olan biteni anlatmıştı Yakup Çebi’ye.

Bir yandan Toroman’a, “Benim torunum öyle şey yapmaz,” derken bir yandan da Temel’i süzmeye başlamıştı Yakup Çebi. Dedesinin soran bakışlarını, “Valla ben yapmadım dede. Mendilde benim adım yazmıyor. Abim yapmıştır,” diyerek yanıtlamıştı Temel. Rahatlamış, “Ben size söyledim, öyle şeyler yapmaz benim bu torunum,” diyerek rahat bir nefes almıştı Yakup Çebi.

Faruk Çebi’nin başında patlamıştı kabak. Mendili gösterip, nasihat edip azarlayarak Faruk Çebi’yi dövmekten beter etmişti dedesi. Oysa neler olduğunu anlamıştı Faruk Çebi. Haksız yere yediği azar çok gücüne gitmiş, eline geçirir geçirmez bir güzel pataklamıştı Temel’i.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yalçın Şimşek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.