BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI

Milletler Cemiyeti'nin müzakere edildiği dönemde Türkiye'nin uluslararası ilişkilerde varlık gösterebilecek bir siyasi durumu yoktu. Cemiyet kurulduğunda Kurtuluş Savaşı devam ediyordu. 14 Kasım 1922'de İsmet Paşa Lozan Konferansı'nda bir açıklama yaparak barış antlaşması sonrasında Türkiye'nin Cemiyet'e üye olmaktan memnun olacağını ifade etmiştir. Ancak Musul sorununun devam etmesi nedeniyle Türkiye üye olmamış, bu sorunla ilgili olarak Cemiyet'in verdiği karar da Cemiyet'e karşı olumsuz düşüncelerin artmasına yol açmıştır. Ancak gene de Türkiye Milletler Cemiyeti'nin konferanslarına ve silahsızlanma komisyonuna katılmış, teknik ve insani etkinliklerine ilgi göstermiştir. Türkiye, bu cemiyete 18 Temmuz 1932'de dâhil olmuştur.

Batılı bir gazetecinin Mustafa Kemal Atatürk’e, “Bu cemiyetin kurulmasını olumlu buluyor musunuz?” sorusu üzerine büyük önderin verdiği cevap ilginçtir; “Başarılı olacağına pek ihtimal vermiyorum. Çünkü kuruluşunda yönetenler ve yönetilenler şeklinde bir ayırım var” demiştir. Nitekim Atatürk’ün bu sözleri doğru çıkmış, bu teşkilatlanma fazla bir varlık gösteremeden, II. Dünya Savaşı'nın ardından 1946 yılında dağılmıştır.

Günümüzdeki Birleşmiş Milletler, 24 Ekim 1945'te yeniden kurulmuştur.  Amacı dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslararasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmaktır. Birleşmiş Milletler kendini "adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş" olarak tanımlamaktadır. Uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanılmasını evrensel düzeyde yasaklayan ilk antlaşma 26 Haziran 1945'te 50 ülke tarafından imzalanan Birleşmiş Milletler Antlaşması'dır.

Siyasal alanda bir yürütme organıdır. Konseyin 5 daimi üyesi olan ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın veto hakkı bulunmaktadır. 10 geçici üye ise iki yıllık bir süreç için seçilirler ve geçici üyelerden 5'i her yıl yenilenir. Geçici üyelik 1 Ocak'ta başlar ve takip eden yılın 31 Aralığında sona erer. Seçimlerinde coğrafi denge esas alınır.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın amaçlarını tam olarak yerine getiremediği de bir gerçektir. Çünkü örgütlenmesindeki sakatlık devam etmektedir. Atatürk’ün belirttiği yönetenler ve yönetilenler ayırımı bu başarısızlığının temel nedenidir.

Kurulduğundan günümüze kadar dünyanın önemli hiçbir problemini çözemeyen Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın sorgulanması gerekmektedir. 

20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze sayısız çatışma ve savaş yaşanmıştır. Tüm bunlar BM’nin gözü önünde gerçekleşmiştir. BM’nin engelleyemediği savaş ve krizlerin bazıları şunlardır: (http://politikaakademisi.org/2019/08/30/bmnin-basarisizliklari-ve-liberal-kurumsalci-paradigma/)

* İsrail-Filistin Sorunu (1948’den günümüze): İsrail’in kurulduğu 1948 yılından günümüze, Filistin halkı İsrail Devleti’nin etnik temizlik hareketinin kurbanı olmaya devam etmektedir. Resmi rakamlara göre, 2000-2014 arası yaşanan çatışmalarda 7 .000’den fazla Filistinli ve 1.100 İsrailli hayatını kaybetmiştir.

* Keşmir Sorunu (1948’den günümüze): Keşmir bölgesinde devam eden çatışma tarihte yaşanmış en önemli insan hakları krizini teşkil etmektedir. 1989’dan günümüze en az 68 bin kişinin Hindistan güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü kayıtlara geçmiştir.

* Kamboçya Çatışması (1975-1979): ABD ve Vietnam arasında yaşanan savaşın ardından, ülkede rejim 1957-1979 yılları arasında soykırım politikaları uygulamıştır ve nüfusun 1/4’üne denk gelen yaklaşık 2 milyon kişiyi katletmiştir.

* Somali İç Savaşı (1991’den günümüze): Aralık 1992’de kurulan BM Barış Gücü UNOSOM sivil savaşta mağdur olan halka yardım etmekte başarılı olamamıştır ve savaş hala devam etmektedir.

* Ruanda Soykırımı (1994): Ruanda’daki iç savaş 1990’dan 1994’e dek devam etmiştir. 1994 yılında Hutu yönetimindeki rejim BM görevlilerini katletmiştir ve Hutular’ın yaklaşık 250 bin kadına tecavüz ettikleri o yıllarda büyük bir insani dram karşısında BM çaresiz kalmıştır.

* Srebrenitsa Katliamı (1995): Büyük bir insanlık trajedisi olan Srebrenitsa Katliamında 8.372 Boşnak sivilin Sırp askerlerce hunharca katledildiği bilinmektedir. Srebrenitsa Katliamı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki en büyük katliam olarak görülmektedir.

* Darfur Krizi (2003’den günümüze): Sudan’daki isyan hareketi 2.5 milyon insanın yurdundan sürülmesine sebep olmuştur.

* Irak işgali (2003-2011): ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra, 1 milyondan fazla Iraklının hayatını kaybettiği bilinmektedir.

* Suriye İç Savaşı (2011’den günümüze): Suriye’de yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği, milyonlarca kişinin mülteci konumuna düştüğü ve yerinden edildiği iç savaşta BM barışı tesis edememiştir ve bölgede savaş hala devam etmektedir.

* Yemen İç Savaşı (2014’den günümüze): Yemen’de yaklaşık 5 yıldır devam eden iç savaşı sona erdirmeyi amaçlayan Birleşmiş Milletler öncülüğündeki barış görüşmeleri başarıya ulaşamamıştır ve sivil halkın mağduriyeti de BM’nin insani yardım çabalarında da başarısız olması sonucunda artarak devam etmektedir.

* Arakan Krizi (2017’den günümüze): Myanmar’da 2017 sonrası artan çatışmalar, uluslararası alanda bir insan hakları sorunu olarak görülmektedir. Ancak devam eden çatışmaları durdurmada BM’nin başarılı olduğu söylenemez.

Temel problemler incelendiği zaman hakkaniyet temelli ve etkili bir reform yapılabilmesi için her şeyden önce Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin keyfi olarak kullanabildikleri veto yetkisinin kısıtlanması lazımdır. Yapılacak olan sınırlama temel hak ve özgürlüklerle ilgili olmalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin ağır ihlallerinin olduğunun tespiti Genel Kurul’a bırakılmalıdır. Genel Kurul’un örneğin üçte iki ya da dörtte üç çoğunlukla alacağı bir karar ile silahlı müdahale kararının akıbeti belirlenmelidir. Aksi takdirde Soğuk savaş döneminin bitimi ile başlayan devlet içi çatışma problemleri ve bu iç çatışmaların getirdiği ağır insan hakları ihlalleri Dünya tarihine yeni kara sayfalar eklemeye devam edecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mithat Baş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.