İNSANLIK NEREYE GİDİYOR

Porf Dr. Servet Başol’un “Geleceğini Karartan Tek Canlı” adlı önemli bir makalesi var. O kadar önemli tespitlerde bulunmuş ki insan hayranlık duyuyor.

Hocanın bu tespitlerinden bazıları şöyle:

“Modern davranışlarına 50.000 yıl önce kavuşan insan; beyin ve zekâ olarak genetik değişimine uygun hızla evrilebilseydi şu anda galaksiler arasında seyahat ediyor olurduk.

-.Mısır İmparatorluğu dönemi fizikçi ve gök bilimci Kamose-Menes, anıt mezarların ve piramitlerin ölümden sonra kimseyi canlandırmayacağını söylediği için öldürüldü. Soyu devam etmedi.

-Antik Mısır'ın diğer bir filozofu Amentebat, ''insanları mumyalayarak öbür dünyaya gönderemezsiniz'' dediği için ailesi ile birlikte yok edildi. Soyu devam etmedi.

-Romalı Flavus Lucretius Claudius, matematikçi, gökbilimci ve filozof; Roma Tanrı’larının masal olduğunu söylediği için katledildi. Soyu devam etmedi.

-Antik Yunanlı’lar, devrin en büyük filozofu Sokrates 2500 yıl önce Yunan tanrılarına inanmadığı için öldürdüler. Soyu devam etmedi.

-Giardano Bruno, italyan filozof. Kapalı evren görüşünü ilk reddedenler arasında. Dünya güneş etrafında` dönüyor dediği için Kilise tarafindan Roma'da diri diri yakıldı. Soyu devam etmedi.

-Sadece Avrupa engizisyon mahkemelerinde 50.000 aydın, düşünür, filozof, sanatçı yakıldı. Soyları devam etmedi.

-Paleolitik çağ'dan itibaren son 40.000 yılda istatistiksel olarak sayıları 143 milyon olarak hesaplanan üstün zekâlı insan “Dinlere, Tanrı’lara, dogmalara, tabulara, masallara” inanmadığı için öldürüldü ve hiç birisinin soyu devam etmedi.

Soyları devam etseydi bugün dünya insan popülâsyonunun %5’i değil %35'i üstün zekâlı olacaktı.

Endülüs ve İskenderiye kütüphaneleri yanmamış, bilim, sanat, felsefe üreten değerli insanlarla birlikte fosil yakıt yakmadan, daha temiz bir dünyada yaşıyor olacaktık. Bizim de zekâ seviyemiz bugünkü aptal halimizle kıyaslanmayacak kadar yüksek olacaktı.

Akşam sokağa çıkınca birbirinize bakın ve bilin ki hepimiz geride kalan düşük zekâlı insanların torunlarıyız. Akıllı, üstün zekâlı nesil tarih boyunca yobazlar tarafından öldürüldü. Akıllı ve zeki insanların genleri bize yeterince aktarılamadı...”

Prof Dr. Servet Başol’un tespitlerine bizim de ekleyeceklerimiz var;

Gücü ve iktidarı eline geçirenler, her dönemde inançları istismar etmeye devam ettiler. Haçlı Seferlerini salt dini duygularla yapılan seferler olarak görmek saflıktır. Avrupalı Kral ve derebeylerin düzenledikleri ve Papalığın da desteklediği bu seferlerin amacı kutsal toprakları Müslümanlardan kurtarmak değil, bu toprakların zenginliklerine el atmak ve var olduğu söylenilen mistik hazineleri ele geçirme arzusuydu. Ama yüz binleri oralara kadar götürmek için haçın gücüne ihtiyaçları vardı ve o yüzden de öne haçı koydular. Tıpkı günümüzde Ortadoğu’ya gelmek için “demokrasiyi” koydukları gibi.

Olayı anlayabilmek için Antik Yunan’a dayanarak 15. Yüzyıldan itibaren Rönesans’ı, Rönesans’a yaslanarak “Aydınlanma Hareketini” yaratan, ardından 1776 Amerikan Devrimi ve 1789 Fransız İhtilalını yapan Avrupalılar ve onların Amerika’ya göçenleri karşısında aynı zaman diliminde yaşayan İslam ülkelerinde neler oluyordu, ona bakmak gerekir.

İslam ülkelerinde de gücü ve iktidarı elinde tutanlar, dini kendi çıkarlarına alet ederek düşmanlar yarattılar. “Asr-ı Saadet” den sonra iktidar savaşları kızıştı. Peygamberin vefatını müteakip dört halife devrinde bile halifelerden üçü suikasta uğrayarak öldürüldü.

İktidara sahip olanlar, kendi doğrultularında fetva vermiyor diye hem Emeviler hem de Abbasiler döneminde din bilgilerine işkenceler yaptılar. Onları zindanlarda çürüttüler. Hatta zehirleyerek öldürdüler. İmam-ı Azam Ebu Hanife bunlardan sadece birisiydi.

Seyyid Âşık Nesimi’nin başına gelenler de ilginçtir. Nesimi’nin “Tanrı’nın insan yüzünde tecelli etmesi” ve “vücudun bütün organlarını harflerle izah” gibi fikirleri Sünnî çevrelerde tepkiyle karşılandı. Halep uleması onun ulûhiyet iddia ettiğini, görüşlerinin İslâm’a aykırı olduğunu ileri sürerek öldürülmesi için fetva verdi. Bu fetva, Memluk Sultanının onayını alan saltanat naibi Emir Yeşbek tarafından boynu vurulup derisi yüzülmek suretiyle uygulandı. Ölüm tarihi konusunda tam bir uyuşma yoktur. Ancak 1408 ile 1427 yılları arasında katledildiğini belirten görüşler vardır.

İslâm tasavvufunun Vahdet-i Vücud okuluna mensup Osmanlı mutasavvıfı, filozofu ve kazaskeri Şeyh Bedreddin de düşünceleri yüzünden 1420 yılında öldürülmüştür.  Onun doktrinini özgürlük ve eşitlik gibi liberal ilkelere dayandıran kimileri, onu Osmanlı liberallerinin öncüsü sayarken, kimi tasavvuf ve fıkıh (İslâm hukuku) bilginlerince de düşünceleri eleştirilir. Buna karşılık, özel mülkiyeti reddetmesi, her türlü mülkün halkın ortak malı olması gerektiğini savunması nedeniyle sosyalist çevrelerce bir öncü olarak sayılıp beğenilir. Çağdaş sosyalizm uygulamalarını çağrıştıran yönetim önerileri ve yöntem anlayışı ile önemsenir. Güç ve iktidar sahipleri onun yaşamasını da doğru bulmamışlardır.

Osmanlı Hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’ın döneminde birçok fetvayla Alevilerin katledilmesi ve mallarının helal sayılmasını sağlayan Şeyhülislam Ebussuud Efendi de gücü ve iktidarı elinde tutanların kılıcı olmuştur. Onun fetvalarının etkisi yüzlerce yıl sürmüş ve Anadolu’da yüz binlerce Türkmen’in kanına girilmiştir. Ebussud Efendi daha da ileri gitmiş, Yunus Emre’nin şiirlerini okuyanları kâfir ilan etmiştir.

Bu nedenle de bu topraklarda beş yüz yıldan beri Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre gibi mutasavvıflar görülememiştir. 

Resim ve heykel sanatında Avrupa’da Leonardo Vinci, Rafaella, Michelangelo gibi dâhiler yetişirken Osmanlı’da resim yapmak günah, heykeller ise put olarak kabul ediliyordu.

Bilim dünyasında Kopernik dünya merkezli evren kuramını çürütüp, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü açıklamasıyla oluşturduğu bilimsel devrimden otuz yıl sonra Takiyüddin Efendi’nin Tophane sırtlarına kurduğu zamanın en büyük rasathanelerinden biri, III. Murat’ın emri, Şeyhülislamın fetvası ile “Tanrı’nın işine karışmak” gerekçesiyle kıyıdan top ateşine tutuluyordu.

Velhasıl bu toprakların bahtsızlığı çok öncelerden yazılmaya başlanmıştır.

Mustafa Kemal 1923 aydınlanması ile bunu kırmak istemiş, okuma yazma bilmeyen, cahil bıraktırılmış bir toplumda aydınlanma olamayacağını anlamış ve önce okuma yazma seferberlikleri oluşturulmuştu.

Köy enstitüleri bu aydınlanma kavgasının başlangıcıydı, toprak ağaları izin vermediler. Mustafa Kemal, Türk gençliğinin ne batılılar gibi ikiyüzlü ve çıkarcı olmasını istiyor, ne de doğulular gibi beynini hapsetmesini istiyordu. Onun amacı gençliğin “Fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür” olmasıydı.

Seksen senedir yeniden karanlık bir çukura çekilmekte bu ülke.

Günümüzde insanlar haksızlıklar karşısındaki tepkilerinde bile bölünmüşler. Herkes işine gelene itiraz ediyor.

Bugün haklı olarak İsrail’in alçakça kıyımına karşı çıkanlar, birkaç yıl önce Irak’ta yüz binlerce kadının ırzına geçilirken, milyona yakın insan kayıpları olurken sokağa çıkıp ses çıkarmadılar. Hatta Amerikan askerlerinin başarısı için duacı olduklarını söyleyenler bile oldu.

Aynı şekilde farklı mezhepten oldukları için Yemen’de 370 binden fazla insanın kaybını, Afganistan’da nüfusun yarısının yok sayıldığını ve bu ülkede kadınların çektikleri çileleri görmezden geldiler, geliyorlar.  

“İnsanlık nereye gidiyor?” diye sorgulamada haksız mıyım?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mithat Baş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.