Dede Korkut Hikâyeleri’nde Atlı Sporun İzleri

Türk Edebiyatı’nda destan, Türk milletinin tarih sahasına çıkışı ile başlar. Günümüze kadar gelişen edebiyatımızda ise, üzerinde sıkça söz edilen bir tür olarak görülür. Türk destanları, Türk tarihini hikâye eden söyleyişlerden meydana gelmiştir. Bu destanlar, çok kere tarihin bilinmeyen taraflarını aydınlatıcı bir doğruluk taşırlar. 

Türk destanlarının önemli bir halkasını meydana getiren Dede Korkut Hikâyeleri; Oğuz Türkleri arasında yaşanmış, işlenmiş ve yayılmış hikâyelerdir. Bu hikâyeler, Oğuz Türkleri’nin sosyal hayatını, kültürel zenginliklerini, renkli Türk folklorunun sayısız değerlerini, yüksek insani vasıflarını, fazilet ve meziyetlerini dile getirmektedir. 

Hikâyelerde, izlerine rastladığımız sporlar; eğlenme, eğitim ve yarışma gayesiyle yapılanlardır. Bu sporlar yapılırken Türk insanının mizaç ve karakter yapısındaki üstün değerler de geliştirilmiştir. Çocuk denecek yaşta kız, erkek farkı gözetilmeksizin yaptırılan bu tür sporlar, onları eğitmek ve sağlıklı olarak yetişmelerini sağlamak amacına hizmet eder. 

Türkler ve atlar başlangıçtan beri birbirini tamamlayan iki varlık idiler. Tarihte çeşitli medeniyetlerde at görülmüştür. Ancak yiyeceği, giyeceği ve bütün mal varlığı at sürülerine dayanan Türkler olmuşlardır. Atı Türkler ehlileştirmişlerdir. 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde at ile kahraman ayrılmaz arkadaştır ve beraber zikrolunurlar. Mesela : Efsanevi Hızır’a “Boz atlu Hızır” denir. Oğuz oğlu, kahramanlık göstermeden ad alamadığı gibi, kendine mahsus at sahibi de olamaz. Dirse Han oğlu Boğaç, azılı bir boğayı yendikten sonra Dede Korkut ona ad verir ve babasına, “... boynu uzun bideve at vergil binit olsun” der.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde bir kahraman öldüğü zaman atının kuyruğu kesilerek yas ve üzüntü ifade edilmektedir. Bu da hikâyede; “... ağ boz atının kuyruğunu kesdiler ...” şeklinde geçmektedir. 

Türklerin atçılık ve binicilikte en önde gelen milletlerden oldukları bilinen bir gerçektir. Uçsuz bucaksız engin bozkırları atlar üzerinde dolaşmışlardır. Giriştikleri akın ve fetihleri onların yardımlarıyla kazandıkları malumdur. Türkler, ata binmekteki ustalık ve maharetlerini yalnız savaş için kullanmamışlardır. At yarışları, at üzerinde oynanan atlı oyunlar onların en büyük zevk ve eğlencelerindendir. Eğlenceli at yarışlarına Dede Korkut Hikâyeleri’nde de  rastlanmaktadır. Bamsı Beyrek ile Banu Çiçek arasında yapılan at yarışı buna en güzel örnektir. “... Beyrek aydur : Hoş imdi atlanun dedi, ikisi atlandılar, meydana çıktılar, at deptiler; Beyrek atı kızın atını geçti ...”

Dede Korkut Hikâyeleri’nde işaret edilen ve bugün Orta Asya bozkırlarında olduğu kadar Anadolu’nun pek çok yerinde de yapılan bu atlı oyunlar (gökbörü, beyge, çöğen ve cirit), Türk spor tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. 

Bu atlı oyunları kısaca tanımlamak gerekir ise;

Gökbörü : Atlı bir oyundur. Kesilmiş ve içi temizlenmiş bir oğlağı, eğeri ve bacakları arasına sıkıştıran, dörtnala koşan bir atlının, sınırlandırılmış bir alan içinde diğer atlarla kovalayanlara yakalanmadan belirlenen hedefe koşmasıdır. 

Beyge : Atlı oyunlarının bir başka şeklidir. Evlenme törenlerinde yapılır. Damat ile gelinin, belirlenmiş bir mesafe üzerinde yaptıkları at yarışlarıdır. 

Çöğen : Atlı hokey oyununun ilk şeklidir. Orta Asya bozkırlarında ilk defa Türkler tarafından oynanmıştır. Çok üstün beceri isteyen bir binicilik oyunudur. Şimşirden yapılmış bir topun, adına çöğen denilen ve ucu kıvrık bir sopa ile sürülmesi şeklinde oynanan bir oyundur. 

Cirit : Bugün de Anadolu’nun bir çok yerinde oynanan bir binicilik oyunudur. Ülkemizde cirit oyunu, Bayburt ve Erzurum’da, özellikle köy düğünlerinde ve şenliklerde hala oynanmaktadır. Cirit; hızla koşan at üzerinde, rakibin fırlattığı ciritlerin isabetinden kurtulmak, onları havada yakalamak ve tekrar rakibe fırlatmak suretiyle yapılan bir oyundur. Temeli hücuma, mücadeleye, ata hakimiyet ve dengeye dayanmaktadır. 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, günümüze kadar yaşayan eski Türk oyunlarının ilk yapılış şekilleri hakkında önemli ipuçları bulunmakta ve bu tür kültürel değerlerimizin yaşatılması, toplumuzun hafızasının diri tutulması için elzemdir. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Peyman Hürmüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.