ÇOK MU ZOR?

Klavyenin başına oturduğumda; nereden nasıl başlayacağımı bilemedim.

Yazmak istediklerime bakıp da hangisini yazacağıma da karar veremedim. Ama sonrasında bir hayat çizmek istedim. Bir hayat ki hepimizin hak ettiğine inandığı bir hayat. Bunu başarmış toplumların olduğunu anlatmak istedim. Çünkü insan olarak hak ettiğimize inandığım bu hayatı; tarihi başarılarla dolu, sanatla dolu, özgürlük hikayeleri ile dolu bir millet olarak çok daha fazlasını hak ediyoruz.

Geldiğimiz noktada; pahalılıktan her geçen gün eridiğimiz; güzel bir hayat ve gelecek hayalleri kurmayı bırakın ; ay başını ve maaşı alacağımız günü hayal ettiğimiz günlere geldik. Oysa Atatürk’ ün bize bıraktığı bu Cumhuriyet ‘ in insanları bu halde olmamalıydı. Atatürk ‘ ün bize bıraktığı bu Cumhuriyet’ in yüzüncü yılı bu şekilde kutlanmamalıydı.  

Fakirleştik; fakirleşmeye devam ediyoruz. Geçen yıl ekmek 1TL iken 1 kilogram fındıkla 20 ekmek alabiliyorduk. Tam 1 sene sonra fındık 5 katına çıkmış gibi gözükse de maalesef 10 ekmek alabiliyoruz fırından. Yani fındığın bize sağladığı hayat kalitemiz yarı yarıya düştü.

Adalete inancımız kalmadı. Kendi kendimize soralım; komşumuzla, akrabamızla veya ticaret yaptığımız biriyle hukuksal bir problemimiz olduğunda; mahkemeler de çözebileceğinizi ve hakkınızı alabileceğinizi düşünüyor musunuz? Düşünmeyen insanların sayısı gün geçtikçe arttığı için; her gün haberlerde kendi adaletini sağlamak için silahla birilerini vuranların haberlerini duyuyoruz.

Bu liste uzun… Ekonomi, eğitim, adalet, işsizlik, beyin göçü, bulunamayan ilaçlar, randevu alamadığımız doktorlar falan diye gidiyor.

Bense başka bir hayattan bahsediyorum.

Sabah uyandığında karı-koca emekli bir çiftin yürüyüşe çıktığı, yürürken yolda gördüklerine selam verdiği ; günaydın dediği bir hayattan. Torunları gelecek diye marketten rahatça alış veriş yapabildiği bir hayattan.

Sabah uyandığında çocuklarını doyurasıya bir kahvaltı hazırlayabilen bir anneden bahsediyorum. Tarım ve hayvancılığın ; ana geçim kaynağı olduğu bir ülkede sabah kahvaltısında çocuğuna sucuk pişirebilen bir anneden. Beslenmesine rahatça beyaz peynir, kaşar peynir koyabilen bir anneden. Ve çocuğunun gittiği okulda; 45 kişilik sınıfları olmayacağını bilen bir anneden. Koridorlarının, tuvaletlerinin temiz olduğunu bildiği bir anneden bahsediyorum.

Bir babadan bahsediyorum, iş yerindeki haklarından emin bir babadan. Sendikalı bir babadan. Maaş artışlarının enflasyona uygun şekilde olacağını bilen ve çocuklarını alıp rahatça markete gidebilecek bir babadan. İşini kaybetmek korkusu ile değil; iş arkadaşları ile zevkle işini yapmaya giden bir babadan.

Okula giderken kendi ülkesinin en iyi noktalarına gelmek için hayal kuran bir gençten bahsediyorum. “Torpil olmadan bir yere gelemem zaten” diyerek yurt dışına gitmek isteyen bir gençten değil. Kendi ülkesinin mirası olan fabrikalarda yeniliklere imza atacak bir gençten. Torpile değil, sadece aklına ve bileğine güvenen bir gençten söz ediyorum.

Ve bir toplumdan söz ediyorum; olana gerçekten bu oluyor ve doğru değil diyebilen.

Ve bunlar olduğunda; bir birine günaydın diyen, trafikte bir birine yol  veren, çimenlerde oturup sohbet eden, çöplerini arabadan dışarı atmayan, yaşlı amcayı karşıya geçiren…

Çok mu zor bilmiyorum!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Irmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.