Ekonominin Yapısal Sorunu ve Çözüm Yolu

Ekonomi ile ilgili bilgilerimizin esasında iki boyutu var: İlki; enflasyon ve işsizlik gibi hemen hemen herkesin yaşayarak şahit olduğu ve az çok da bilgi sahibi olduğumuz konular.  İkincisi ise; yazılı ve görsel basında ekonomi ile ilgili yorum yapan uzmanların ve hocaların derin analiz içeren ve de ekonomik terimlerle süslenmiş ifadeleri… Teknik analiz, cari işlemler açığı, Merkez Bankası’nın politika faiz oranı, dış güçler vb. kavramlar bu ikinci kısma dâhil edilebilir. Zaten bu ikinci kısım çoğu insanın pek de anlamadığı konulardır.

Peki, bu kadar derin analizlere, süslenmiş ekonomik terimlere, uygulanan Kalkınma Planlarına, sürekli değişen Merkez Bankası Başkanları ve ekonomik programlara rağmen Türkiye’nin makroekonomik sorunları neden halen devam etmektedir? Biraz daha detaya girerek konuyu genişleteyim:

Bir ülkenin orta ve uzun vadeli en önemli ekonomik programı Kalkınma Planlarıdır. Türkiye ekonomisinde Beş Yıllık Kalkınma Planı ilk olarak 1963 yılında yürürlüğe girmiş (1963-1967) ve 2023 yılına kadar da 11 Kalkınma Planı uygulanmıştır. Bu yıl da 12. Beş Yıllık Kalkınma Planının uygulanmasına başlanmıştır (2024-2028). Belirtmek gerekir ki, Kalkınma Planlarının ve ekonomik programların nihai hedefi ekonominin istikrarlı büyümesidir. Ancak ne var ki, uygulanan hiçbir Kalkınma Planında büyüme hedeflerine ulaşılamamıştır. Bunun en temel sebeplerinden biri de, 1950’li yıllardan itibaren başlayan ve hatta her on yılın sonunda da yeni bir istikrar programının hazırlanmasına yol açan döviz tasarruf açığı (döviz kıtlığı) sorunu olmuştur.

Türkiye ekonomisi, 2002-2008 döneminde makroekonomik istikrar adına önemli gelişmelere tanıklık etmiştir: 1980 ve 90’lı yıllarda yaşanan yüksek ve kronik enflasyon oranı 2004 yılında tek haneye inmiş, 2005 yılından itibaren bütçe açığı neredeyse sıfırlanmış ve Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinde hatırı sayılır yükselişler yaşanmıştır. Ayrıca, 2002-2008 döneminde ortalama %7 gibi yüksek oranda büyüyebilen Türkiye ekonomisi, kişi başına düşen milli gelirini de 3500 dolardan 10.000 dolarlara yükseltmiştir. Ekonomide gerçekleşen bu olumlu tablo da Hükümetin oy oranlarının artışıyla sonuçlanmıştır.

Peki, adı geçen bu dönemde ekonomik göstergeler arasında hiç mi kötüye giden gösterge olmamıştır? Bütün bu olumlu göstergelere rağmen, 1950 yılından sonra Türkiye’nin kronik yapısal sorunu haline gelen döviz tasarruf açığı maalesef artmaya devam etmiştir (2002-2010 dönemindeki dış ticaret açığı verisine bakılabilir). Ancak diğer makroekonomik göstergelerdeki iyileşmeler bu dönemde artan döviz açığı sorununu gölgelemiştir.

2010’lu yıllarda yaşanan politik, askeri ve darbe girişimine rağmen ekonomik göstergelerde ortaya çıkan bozulmalar nispeten ılımlı gerçekleşmiştir.  Ancak ne var ki, 2020 yılının başında ortaya çıkan pandemi, yine aynı tarihlerde Merkez Bankası’nın yaklaşık 130 milyar dolar rezervinin eridiğinin anlaşılması, Rusya-Ukrayna ve İsrail-Filistin Savaşı, deprem felaketi ve en önemlisi de ekonomi biliminin temellerine dayanmayan Bakan Nebati programının yürürlüğe girmesi, ekonomiyi raydan komple çıkarmıştır. Kıt olan dövizin fiyatının (dolar) Eylül-Aralık 2021 döneminde 8,5 TL’den 18’lere fırlaması ise ekonomik çöküntünün miladı olmuştur. Hızla artan döviz kurları, bir yandan enflasyon oranlarını 1990’lı yıllara taşımış, diğer yandan da zaten bozuk olan gelir dağılımının daha da bozulmasına yol açmıştır. Kısaca, 2000’li yılların başlarındaki ekonomik kazanımlar 2020’li yıllarda kaybedilmiştir.

Özetle; belirli dönemlerde ekonomide iyileşme sağlansa bile (örneğin 2002-2008), döviz tasarruf açığı sorunu devam ettiği sürece ekonomide kalıcı iyileşme sağlanması pek mümkün değildir. Bu yüzden de Türkiye ekonomisi 75 yıldır enflasyon, bütçe açığı ve istikrarsız büyüme gibi aynı sorunlarla farklı dönemlerde sürekli cebelleşmektedir. Döviz açığını kapatmanın temel yolu da teknoloji içeriği ve katma-değeri yüksek mallar üreterek ihracat yapmaktır. İleri teknoloji içeren bu ihraç ürünleri ise; temel eczacılık ürünleri, bilgisayarlar, elektronik ve optik ürünleri, hava taşıtları ve uzay araçları ile bunlarla ilgili makinelerin imalatı gibi yüksek Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) içeren mallardan oluşmaktadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Umut Çakmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.