Atatürk ve Barış Politikası

Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşları, bize millet olarak savaşın ne kadar yıkıcı, zor ve acılarla dolu olduğu gerçeğini, dolayısıyla barışın önemini bir defa daha anlamamızı sağlamıştır. 

Büyük asker ve devlet adamı Atatürk, tecrübelerinin bir sonucu olarak 1931’de şunları söylemekten kendini alamaz : “İnsanları mes’ut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mes’ut edecek yegâne vasıta, onları birbirine yaklaştırarak, onları birbirine sevdirerek karşılıklı maddi ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasıyla mümkün olacaktır.”

Görüyoruz ki O, yalnız bizim değil bütün insanlığın mutluluğu için birbirlerine kin değil saygı duymak, sevmek gerektiğini; kurulacak dostluklarla sağlanacak olan gelişmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışmaktadır. 

Burada, Balkan Antantı (1934) ve Sadabat Paktı’nı (1937) belirtmekte yarar vardır. Bu birliklerin kurulması, karşılıklı siyasi bağımsızlığın varlığına saygı göstererek ekonomi, kültür ve medeniyet alanında işbirliği yapılırsa, böyle bir eserin insanlık alemince takdirle karşılanacağı inancına dayanmaktadır. 

İçte ve dışta barışa giden en emin ve sağlam yollardan birisi “milli siyaset” anlayışıdır. Milletin refah ve huzuru için bu gereklidir. Ancak, bu siyaset bizim şartlarımıza, değerlerimize, kültürümüze, yapımıza ve kurumlarımıza ters düşmeyen, kendi imkânlarımızla uygulanması gereken bir siyaset olmalıdır. Böylece iç barışı sağlamış ve sağlanan barışın gücüyle dış barışı sağlamada önemli adımlar atmış oluruz. Bunun için de uzak hayalleri hedef almamak; gerçekçi olmak yeterlidir. Dünya barışında söz sahibi olmak, dostluklar kurmak için ilk şart içte barışı korumaktır. Atatürk onun için “Yurtta Barış, Dünyada Barış”  demiştir. Yani önce yurtta barış elzemdir. 

Ülkemizin güvenliğini esas alan, hiç bir milletin aleyhinde olmayan bir barış siyaseti onun esas prensibi olmuştur. Yurtta ve dünyada barış isteyen düşünceleri, insanlığın ve medeniyetin refah ve ilerlemesinde en esaslı etken olmuştur. Dünya barışı için nerede ve ne zaman bir adım atıldıysa Atatürk, bu teşebbüsü gönülden karşıladı ve yardımcı olmaktan geri kalmadı. Atatürk’ün dünya görüşünün dürüst ve açık bir siyasete dayanmasının tek sebebi dünya barışına olan inancıdır. Mükemmel bir asker olmasına rağmen savaş taraftarı değildir. Şu sözleri bunu çok güzel ifade eder : “Harbçi olamam, çünkü harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim.”

Atatürk, bütün milletin dünya barışını kurma fikrinde samimi olmalarını isterdi. Dünya barışı için yapılacak her teşebbüsün realitelere dayandırılmasının zorunlu olduğunu ve her milletin coğrafi ve siyasi durumları göz önüne alınarak barış yolunda sağlam, geçerli ve kalıcı adımlar atmanın gerekliliğine yürekten inanırdı. 

Bilinmeli ki sürekli bir dünya barışı için de bütün insanlığın refahı sağlanmalıdır. İnsanlar çıkarlarından uzak, birbirlerini seven, sayan bir anlayışla yetiştirilmelidirler. Bunun da nasıl sağlanacağını 1935 ve 1937 yıllarında yaptığı konuşmalarında şöyle açıklar : “Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla alâkadar olmalıyız. Hadise ne kadar uzakta olursa olsun bu esastan şaşmamak lazımdır... Şuna da inanıyorum ki eğer devamlı barış isteniyorsa, kitlelerin vaziyetlerini iyileştirecek beynelmilel tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya insanları kıskançlık, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir.”

Barışçı lider Atatürk’ün görüşleri ışığında Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin toprağında gözü olmadığını, kimsenin de toprağımızda gözü olmaması gerektiğini her fırsatta vurgulayarak, gerek komşularımızla, gerek diğer devletlerle barışçı ilişkilerini karşılıklı saygı ve anlayış içinde sürdürmelidir. Son günlerde bu yolda atılan olumlu adımlar da bunun güzel bir örneğidir : Yunanistan ve Mısır görüşmeleri gibi ...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Peyman Hürmüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Hasan Gül - Sayın makale yazarı Peyman Hürmüz beye çok teşekkür ederim. Konusu güzel, anlamı derin bir makale yazmış. M. Kemal Atatürk'ün "Barış ve İnsanlık" konusundaki düşünceleri çağları aşan, insanlık ideallerinin ütopyasını oluşturmaktadır. Atatürk döneminde yaşamış olan liderler, tarihin tozlu raflarında dururken, aradan geçen 100 yıla rağmen, halen Atatürk'ün düşüncelerinin geçerli olması, bu ileri görüşün kanıtıdır. Atatürk'ün düşünceleri yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Atatürk bize "Fen ve Bilimi" rehber olarak göstermiştir. Tüm insanlık ailesini eşit/şerefli saymıştır.?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Şubat 21:29