Ordu
DOLAR13.2324
EURO15.0555
ALTIN760.18
Naim GÜNEY

Naim GÜNEY

Mail: [email protected]

1952 YILINDA 18 LİRA 75 KURUŞA YAPTIRILAN ORDU RIHTIMININ ÖYKÜSÜ

Şimdi, değerli okuyucularım; “ Canım, 18 lira 75 kuruşa da iskele yapılır mı ?” diye haklı olarak bir soru soracaklar. Doğrudur. Elbette bu parayla böyle, bir şey yapılması mümkün değil… Ama siz yine de, Sıtkı Çebi’den 18 lira75 kuruşla Ordu rıhtımının arasında ne gibi bir bağlantı olduğunu öğreneceksiniz.  1995 yılında Tribün Gazetesinde “Hatırladıkça “ adlı köşesinde anılarını kaleme alan rahmetli Sıtkı Çebi’nin yazdıklarını gelin birlikte okuyalım… İşte buyurun…

 

(Sıtkı Çebi) 

 

“ Yıl 1952. Ordu’ya bir liman yapılması isteğimiz, bazı politikacıların çengeline takılarak mendireği, rıhtımı ve her tesisleriyle birlikte komşu Giresun’a kaydırılmıştı… Boşuna nefes tüketmiş, gazete sütunlarını beyhude “Ordu Limanı” sözleriyle, doldurmuşuz. Kim okur, kim  dinler biz gariban Orduluların bu yerden göğe haklı talebini?... Giresun’un tuttuğunu koparan siyasetçileri varken... Eh bizi de boş bırakacak değiller ya... Ne de olsa 6 milletvekilinin 4’ünü Demokrat Parti almış, iktidarda da onlar… Bizlere liman değil bir iskele yeter diyerek; 1952 yılının yaz aylarında bir ekip gönderip, Ordu’da yeni bir iskele yerinin tespiti çalışmalarına başlanmıştı.

 

 

O yıllarda şehrin en canlı yerlerinden biri; Ziraat Bankası ile Yalı Cami arasındaki Cihan Gazinosu ve önündeki bahçe idi. Bu bahçe ufak masaları, temiz sandalyeleri ve bilhassa akasya ağaçlarının gölgeleriyle, örtülü üç tarafı açık bahçesiyle çok ilgi görmekteydi. Vapurları Ordu’ya sık sık uğradığı yıllarda, yolcular bu bahçenin yanından geçerek az ilerdeki yolcu iskelesinden acente motorlarına bindikleri ve karaya ayak bastıkları için, şehre kimin geldiği veya ayrıldığını öğrenmek mümkündü. Şehrin tanınmış kişileri de yine bu bahçede oturur, günün meselelerini tatlı tatlı müzakere ederlerdi. Bilhassa Cumartesi öğleden sonra ve pazar günleri bu bahçede yer bulmak çok güçtü. Çünkü Cumartesi günleri saat 13'den sonra daireler tatil olurdu.

İşte, böyle bir günde, Cihan Gazinosunun bahçesinde arkadaşlarla sohbet ediyor, daha doğrusu otelci Ali Aydin amcanın esprili konuşmalarını dinliyorduk.  Ali Bey, aslen Hopalı idi. Kızılay’ın başkanı olup, bugünkü Kızılay binası onun gayretleriyle inşa edilmişti. Kendisi, İş Bankasının bulunduğu yerdeki oteli de işletmekte idi ve bu otel şehrin en temiz otellerinden biriydi. Ali amcanın tek oğlu Cahit bizimle Trabzon Lisesinde okurken, hastalanmış ve mezun olduktan kısa bir süre sonra vefat etmişti. Bu Olay, Ali beyi çok sarsmıştı.  Onun masasına oturunca; Cahit'in arkadaşı olduğumuz için hemen ondan söz açar, bizlere hatıralarından bahsederdi.

Yukarda da “belirttiğim gibi, yine böyle bir sohbet sırasında iken, az ilerdeki yolcu iskelesinin tam uç kısmında birkaç kişinin ellerinde uzun bir sırıkla iskeleden 500-600 metre açıkta bir kayıkla işaretleştiklerini gördüm. O yıllarda bazı gazetelere de muhabirlik yapıyordum. İskeledeki bu sırıkla yapılan işaretlemenin bir haber konusu olabileceğini düşünerek iskeleye gittim. Oradaki mühendis olduğunu az sonra öğreneceğim bir beye yapılanın ne olduğunu sordum. Mühendis bey bu hususta hiç kimseye bilgi veremeyeceğini bildirdi. Fakat şivesinden Karadenizli olduğunu anlayınca benim amatör bir gazeteci olduğumu, şayet arzu etmezse bu çalışmalardan bahsetmeyeceğimi ısrarla ifade ettim. Mühendis Ahmet Bey, Ordu’da bakanlık tarafından bir iskele yapılmasının kararlaştırıldığını, bunun yerinin tespiti için su derinliğini ölçtüklerini, yine de bu çalışmanın basına intikal etmemesini anlattı. Su derinliği ölçülen yer aşağı yukarı Halk Eğitim Merkezi salonunun tam orta kısmına isabet ediyordu. Rıhtım yapmak için ölçtükleri bu koy Ordu şehrinin en sığ kumsal kıyılarıydı.

 

 

Ben mühendis Ahmet Beye sahilin buralarda birkaç metre derinlikte olduğunu, bu kıyılarda çok yüzdüğümüzü ve kayık yarışmaları yaptığımızı anlattım. Daha sonra, mevcut iki ahşap iskelenin en uç kısımlarındaki derinliğin de en fazla 1,5-2 metre olduğunu bu sebeplerle yapılacak yeni rıhtımın 5-10 sene sonra işe yaramaz hale geleceğini ifade etmeye çalıştım.

Ahmet Bey; beni dinledikten sonra aldığı talimat gereği yeni (rıhtım) iskelenin mutlaka bu kumsal koyda ve çarşıya yakın bir yerde yapılacağını söyleyerek, tekrar ölçümlerine devam etti. O gün, derhal Ticaret Oda Başkanı olan merhum Niyazi Yener'in mağazasına gittim, durumu anlattım. Niyazi Bey, benimle ayni görüşte olduğunu ölçümü yapılan kumsal bölgedeki yapılması düşünülen yeni iskelenin 700 -800 metre uzunluğunda olması gerektiğini, bunun da çok masraflı olacağını ifade ederek, bu durumdan Vali Beyi haberdar etmenin doğru olacağını söyledi. O gün birlikte Vali Edip Yavuz beyin makamına çıktık. Durumu anlattık, Vali Bey konu ile çok sıcak bir şekilde ilgilendi ve bize: Bu konuyu daha etraflıca görüşmek üzere, Mühendis Ahmet beyin de katılacağı bir Ticaret Odası Meclisi toplantısı yapılmasını bildirdi.

Bizler, derhal Ticaret Odası Meclisini toplantıya çağırdık ve ben Mühendisi davet etmek üzere Cihan Gazinosunun bahçesine gittim. Mühendis Ahmet Bey, orada Otelci Ali Bey amca ile tatlı tatlı sohbet ediyordu. Kendisiyle Ticaret Odası Meclis üyelerinin tanışmak istediklerini; Vali Beyin de biraz sonra Odaya gelerek toplantıya iştirak edeceklerini söylediğim vakit, Ahmet Bey ilk önce acele Samsun’a gideceğini, işinin çok olduğunu beyan etti ise de, araya otelci Ali bey girerek o tatlı ve esprili konuşmasıyla mühendis Ahmet Beyi yumuşattı ve ddaya gelmesini sağladı.

Mühendis Ahmet Beyle birlikte, Kocakişi Sokağındaki Ticaret ve Sanayi Odasına geldik. Ben o tarihlerde (1952) Ticaret Odasının umumi katip vekili idim. Vali Edip Yavuz Beyin de katıldığı  Meclis toplantısında Ahmet Bey o güne kadar yaptıkları hakkında bilgi verdi.

Meclis Başkanımız sayın Bilal Felek idi. Meclis üyeleri, Başkan Bilal Felek olmak üzere bu iskelenin mutlaka, şehrin su derinliği en fazla olan kayalık kısımda yani bugünkü rıhtımın olduğu yerde olması gerektiği üzerinde durdular. Mühendis Ahmet Bey, gerek Vali Beyin aynı doğrultudaki görüşlerini gerek Ticaret Odasının taleplerini yeni baştan Bakanlığa kabul ettirebilmek için, yeni projeler hazırlayacağını, bunun için de kendisine Ordu kıyılarına ait 5-6 fotoğraf verilmesini teklif etti.

Oda Meclisi, derhal istenen bu Ordu fotoğraflarının Foto temel Uzlu’dan satın alınıp Mühendis Ahmet Beye verilmesini karara bağladı. Temel Uzlu abimizden 18x24 ebadında, Ordu şehrini denizden ve karadan gösteren 6 adet fotoğraf satın aldım. Ve bu fotoğraflara meclis kararıyla tam 18 lira 75 kuruş tutmuştu. Evet, yazı ile tekrarlıyorum: on sekiz lira yetmiş beş kuruş ödedik. Bu fotoğrafları, Ordu İskelesi hakkında Ticaret Odasının görüş ve tekliflerini belirten bir rapora bağlayarak Mühendis Ahmet beye verdik. Proje, derhal isteğimize uygun olarak değiştirildi ve kısa bir süre sonra iskele(rıhtım) bugünkü yerinde yapılarak hizmete konuldu.

Gel zaman, git zaman… Yıl 1954 olmuştu… Odamız Ticaret Bakanlığı tarafından normal teftişlerinden birini görmeye başladı. Bir Müfettiş Bey, her nedense kafasını bu fotoğraflara verilen paraya taktı. Teftiş raporuna "Liman ve iskele gibi konular, Ticaret Odasını İlgilendirmediğinden; bu hususta sarfedilen 18 lira 75 kuruş masraf da fuzuli yere harcanmış olup... Bu paranın genel kâtip vekili (dairenin amiri olduğum için)  Sıtkı Çebi’den tahsil edilmelidir” ifadeli bir yazı yazmıştı…

Ticaret Odalarının ekonomik konularda ne derece geniş çapta ilgili birer kamu kuruluşu olduğunu bilmezlikten gelen bir müfettişin raporunu usul gereği cevaplandırmak üzere, Oda Meclisine sundum. Oda Meclisi başkanımız Muammer Çakmak idi. Bütün meclis üyeleri müfettişin bu talebine karşı çıktı. Zira meclis mevzuatı gereği her türlü masrafı yapmağa yetkiliyken  yine meclis kararı ile sarf edilen 18 lira 75 kuruşu umumi katip vekilinden talep etmenin hiçbir kanuni ve hukuki tarafı yoktu. Ordu Ticaret Odası Meclisi, o günkü toplantısında ittifakla şu kararı aldı;

1) İskele konusundaki tespit çalışmalarından dolayı başarılı hizmette bulunan Umumi Kâtip Sıkı Çebi'nin (terfiine esas olmak üzere) bir takdirname ile mükâfatlandırılmasına;

2) Başarılı bu çalışmasından dolayı da kendisine ayrıca bir maaş tutarında ikramiye verilmesine karar verilmiştir. İşte, bizim bugünkü Yük İskelesinin (Rıhtım) 18 Lira, 75 kuruşluk 6 fotoğraf masrafıyla nasıl inşa edildiğinin kısa hikâyesi budur…” Bu vesileyle Sıtkı Çebi’ye Ordu iline yaptığı böylesi kıymetli hizmetlerden dolayı şükranlarımızı sunuyor, Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun.

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar