FENERBAHÇE, YILMAZ ÖZDİL VS... VS...

"Başlığa Çete'yi koymadan yazayım bu makalemi de!" dedim kendime. Öyle de yaptım gördüğünüz gibi. Ancak, heyhat!.. Dünya ve özellikle Türkiye futbolunda olup bitenleri, "Çete" olgusunu dikkate almadan açıklayabilmek mümkün olabilir mi? Asla! Spor da; tıpkı particilik, mezhepçilik, kültür-sanat, eğitim-öğretim vs... gibi siyasi ve ekonomik boyutları olan, en geniş anlamıyla TOPLUMSAL bir olgudur. Böylesine geniş insan kitlelerini kapsayan bir alana, dünyayı arka planda yöneten güçlerin ve onların Türkiye'deki uzantılarının/ taşeronlarının; yani Üst ve Alt DerinÇete'nin ilgisiz kalmaları düşünülebilir mi? Asla!
*
Dikkat çekmek için, başlığa, "Fenerbahçe, Yılmaz Özdil vs..." yazdım; ancak, bu konu o kadar çetrefilli, o kadar çok boyutlu bir konu ki, meramımı başlıktaki isimlerle ilgili olarak yazacağım bir makalede anlatabilmem olanaksız. Böyle durumlarda en kolay çözüm, konunun geneliyle ilgili birkaç madde sıralamak ve okuyucunun zekasına güvenmek: Bu maddeler, (büyükçe) bir resmin tek tek parçaları/ puzzle'leri olarak sunulacak, bunları birleştirerek anlamlı bir bütüne ulaşmak ise, okuyucunun aklına bırakılacak. Öyle yapmaya çalışayım:
1. Romalılar (yani; Roma Derin Devleti), halkın spor ile afyonlanmasına (Marx'ın, "Din halkın afyonudur!" sözüne atıfla kullanıyorum) "Panem et Cincesses" (Ekmek ve Oyunlar) derlerdi. Barbarca Gladyatör kavgalarından; büyük iddialara ve mücadelelere sahne olan atlı araba yarışlarına; atlet koşularından, hayvan dalaştırılmalarına kadar... Roma diktatörlüğü, kendini, bir yandan sadaka olarak halka dağıtılan yiyeceklerle; diğer yandan, büyük spor karşılaşmalarının halkta yarattığı uyuşturucu etkiyle ayakta tutuyordu. Albati, russati, prasini, veneti: Beyazlar, kırmızılar, yeşiller ve maviler; bunlar, profesyonelce ve büyük para iddialarıyla düzenlenen atlı araba mücadelelerindeki büyük yarışmacıların forma renkleriydi. Circus Maximus adı verilen bu yarışmalar, ortalama 150.000 kadar seyircinin önünde yapılırdı... (Neyse, Romalılar konusunu burada keselim; başka söyleyeceklerimiz de var).
2. 1932'den 1968'e kadar Portekiz'i yöneten Salazar, (diktatörce) rejimini "Üç F"den yararlanarak başardığını söyler: "Futbol, fado, fátima"/ Spor, eğlence ve din. Tabii ki, DİNin/ tarikatların yanına etnik ve cins'sel sürtüşme ideolojileri de koyulmalıdır. Ancak, futbol'un kolayca yaratabildiği özdeşleşme, kendini bir takıma adama, tasada ve sevinçte/ korkuda ve umutta birleşelerin kitle psikolojisi, sonuçta bir çeşit DAVA ideolojisi/ bir çeşit (afyonlayıcı) "dünyevî DİN" etkisi ortaya çıkarabilmektedir. Hakim güçler, işte bu etkiyi toplumu cephelere bölmek, bu fanatik cepheleri birbirleriyle çatıştırarak bir "Divide et impera" (böl ve yönet) alanı daha açabilmektedirler.
3. Olay, ne Fenerbahçe, ne Galatasaray, ne de Trabzonspor vs. olayıdır. Belli ki, insanları mağduriyetler üreterek bölme, germe, kaos çıkarma ve birbirleriyle çatıştırma imkanına sahip olan, küresel ve yerel bazda (birlikte) hareket eden/ organize güç; medyanın, bürokrasinin, spor kulüplerinin, yöneticilerin, resmi makamların, hakemlerin, oyuncuların ve taraftarların arasına sızdırdığı "elemanlarıyla"/ ajanlarıyla büyük çaplı manipulasyonlar yapabilecek imkanlara sahiptir. Öyle ki, bu "organize işler", herhangi bir takımın FETÖ'ye yakın, diğerinin uzak; birinin şikeye daha yatkın, diğerinin daha az şikeci vs. olmasıyla açıklanamaz. Zaten FETÖ'nün asıl element'ini oluşturan iki faktör, para ve güçtür. Bunların hakim olduğu; kapitalizmin/ Üst ve Alt DerinÇete'nin spor alanlarında da büyük paralar kazandığı; insan kitlelerini sadece dînî, etnik ve cins'sel ideolojik yalanlarla değil, ideoloji haline getirdiği spor alanındaki manipulasyonlarla/ dalaverelerle de aldattığı; yani böldüğü, gerdiği ve birbirleriyle çatıştırdığı gerçeği, gizli ama (bence) açık bir durumdur.
4. Mesele, - tek tek - ne "Trabzon'daki Fenerbahçe düşmanlığı" (!); ne Suudi Arabistan gibi bir diktatörlükte oynatılmak istenen (ki hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan bile bunu anlayamadığını söylemiştir!) T. C. Cumhurbaşkanlığı Kupası ve orada gösterilmek istenen Atatürk resmidir. Mesele; bunu doğru bulanlarla buna karşı olanlar arasında yaratılmak istenen sürtüşmenin kendisidir. Mesele; örneğin Nihat Kahveci, Ümit Özat, Rasim Ozan Kütahyalı, Erman Toroğlu, Ertem Şener, Ahmet Çakar, Yılmaz Özdil... gibilerinin, biri bir tarafı, diğeri öbür tarafı TUTAN yorumlarıyla yaratılan genel davacılık/ taraftarlık ve kavga ortamıdır. MESELE; Çete'nin, insanları bölme, germe ve çatıştırma İRADEsidir/ isteğidir. Mesele; yukarıda sadece çok az bir bölümünün adını andığım yorumcuların, birinde "Tavşana kaç!", diğerinde "Tazıya tut" denen ahkam kesişlerinin TÜMÜdür!
Dolayısıyla, Trabzon taraftarlarının Fenerbahçeli futbolcularca kışkırtıldıklarını ima eden (örneğin) Nihat Kahveci ile, Fenerbahçe'yi ligden çekilmeye kışkırtan Yılmaz Özdil arasında özde bir fark yoktur: Hepsi, Üst ve Alt DerinÇete'nin ortaya çıkarmak istediği (bugünkü) bölünme, gerilme ve çatıştırılma manzaralı genel resmin kuklavari figüranlarıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Şekeroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.