İSABEL ALLENDE, ZÜLFÜ LİVANELİ, "ÜÇ CİSİM PROBLEMİ"

Bu yazıyı yazmaya, Yılmaz Özdil'in "Üç Cisim Problemi" adlı Netflix dizisiyle ilgili videosunu izledikten sonra; İsabel Allende'nin bir Alman gazetesine verdiği, yeni çıkan romanıyla ilgili röportajı da okuyunca karar verdim. İsabel Allende, Almancası 15 Nisan 2024'te yayımlanacak olan, "Rüzgar, Adımı Biliyor" ("Der Wind kennt meinen Namen") başlıklı romanında, GÖÇMENLİK konusunu işliyor. Roman, günümüzde ailesinden koparılarak kimliksiz göçtürülen çocukların durumuyla, Yahudi bir çocuğun 1939 pogrom'u sonrasında Avusturya'dan İngiltere'ye götürülmesini birbiriyle bağlantı içinde değerlendiriyor.

*
Konuya bodoslama daldım; bir soluklanıp, bu yazıyla siz değerli okuyucularıma ne iletmek istediğimi belirteyim:
Birbiriyle doğrudan hiç bir ilişkisi yokmuş gibi görünen üç olgu koydum başlığa. İsabel Allende, Zülfü Livaneli ve bir Netflix dizisi olan "Üç Cisim Problemi".
Bakınız: Sadece bilimsel çabaların değil, şu anda üzerinde çalıştığım bir makale'nin/ deneme'nin de yaptığı, yapması gereken şey; başlangıçta birbiriyle hiç bir ilgisi/ bağlantısı yokmuş gibi görünen olaylar/ olgular arasında bağlantı(lar) kurmaktır. Bunu bu yazımda denerken, her zamanki gibi, sizlerin, bağlantıları kendi aklınızla kurabileceğinizden eminim.
1. İSABEL ALLENDE
Gazeteci: "Sizin adınızı taşıyan vakıf aracılığıyla, zor duruma düşmüş kadın ve çocuklara - ki bunlar arasında birçok kaçkın ve göçmen de var - yardım ediyorsunuz."
İsabel Allende: "Evet, kızın adı Juliana, gözleri kör. Önce bir göçmen kampına geliyor, sonra bir bakım evinden diğerine gönderiliyor. Bu arada, annesinin izi, göç kurumunun bürokrasisi içinde kayboluyor."
Gazeteci: "Devamı nasıl?"


İsabel Allende: "Sekiz ay sonra, bir avukatın ve sosyal çalışma uzmanlarının yardımıyla, anneyle kızı bir araya getiriliyor. Sonunda bir hakimin karşısına çıkıyorlar ve ülkeden sürülüyorlar..." (Welt am Sonntag: 7.4.2024, s. 64).

2. ZÜLFÜ LİVANELİ
“Ona bir mendil uzatıyorum, köşesine siyah ve kırmızı iplikle Melek Tavus işlenmiş bir mendil. Alıp bakıyor, soru sorar gibi bakıyor bana. O mendilin bir Ezidi kadına ait olduğunu anlatıyorum, belki de kendi elleriyle işlemiştir Melek Tavus’u diyorum. Ezidilerin meleği bu, herkesin inandığı gibi şeytan değil. Ne olur beni dinleyin, bana inanın, şeytanın çocukları değil bu insanlar, güneşin çocukları, üç dağın çocukları, kelamın çocukları. Kutsal kitapları Mushafi Reş yani Kara Kitap kayıp olduğu için artık sadece sözler var ellerinde, soydan soya aktardıkları sözler. Bu sözler kutsal onlar için. Bu yüzden kelamın çocukları, sözün çocukları deniyor ya onlara. Zulüm gördüler, soyları kurumak üzere. Bu mendili işleyen kızın kör doğmuş bir bebeği var. Sizin çok merhametli olduğunuzu biliyoruz, bütün dünya biliyor, onca çocuğu evlat edindiniz. Bence bu kör çocuğu da alın, gözlerini açtırın, şimdi kayıp annesini de buluruz, ben de onu arıyorum zaten. Onun adı da Melek, sizinki de. Ne garip değil mi, Melek Tavus’un çocuklarını kurtarmak için bir başka melek geliyor, Angelina adlı melekçik çıkageliyor.
O zaman anlamadığım bir şey oluyor. Angelika Jolie’nin yüzü, Melek Tavus’a dönüşüyor, ben zaten annesiyim onun diyor, o bebeği zaten ben doğurdum.“ (Zülfu Livaneli: Huzursuzluk, S. 69-70).

3. "ÜÇ CİSİM PROBLEMİ"


Diziye, Çince orijinal senaryosunda olmamasına karşın, PKK üniforması içinde gösterilen, kendisine Prof. Leyla Arıç adı verilen bir figür ekleniyor. Kadın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda belirlenen, dünyayı kurtaracak üç kişiden biri olarak lanse ediliyor. Tabii ki amaç, IŞİD’e; USRAEL kontrolünde kurulan ve Yezidiler’e katliam uygulamasına müsade edildikten sonra PKK/ YKP tarafından yenilmesi sağlanan (en azından başka bölgelere götürülen) bu örgüte karşı savaşanları kahraman olarak göstermek. Netflix, Üst DerinÇete’nin bir ideolojik/ kültürel aygıtı olarak, PKK/ YPG’yi yücelten bir algı operasyonu peşinde, belli ki. Yani, Çete’nin kültür endüstrisi, Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk adlı romanında bahsettiği şu figürleri daha geniş çapta parlatıyor:
“Bütün gücümüzü kaybettiğimiz anda bir tepenin ardından silahlı insanlar çıktı. Üç kişilerdi, omuzlarında tüfekler vardı, bize doğru yaklaştıkça üçünün de kız olduğunu fark ettik. Esmer, sırım gibi kızlardı, taş çatlasın 17-18 yaşındalardı. Kim olduğumuzu sordular, Ezidi olduğumuzu öğrenince bize yardım ettiler, ekmek verdiler, sonra bizim geldiğimiz yola doğru yürüyüp gittiler. Size bu zulmü yapanları öldürmeye gidiyoruz, dediler. O taraftan silah sesleri duyuluyordu.” (Huzursuzluk: S. 108).

KÖR NOKTA KÖŞESİ
„Gizli“ benzerlikler „açık“ değil mi?
İsabel Allende nere, Zülfü Livaneli nere, “Gözleri kör bebek” nere, Netflix nere, PKK/ YPG nere, USRAEL nere… diyenler olabilir. Olsun… onlara naçizane şunu tavsiye ediyorum: Bana inanmıyorsanız, Donald Trumpf’a inanın:
https://www.instagram.com/reel/CyZXCiHt2gw/

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Şekeroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.