CİNCİ HOCA

Osmanlı tarihi ibretlik vakalarla doludur. Bu ibretlik vakaların hemen tamamı, kendi ulusunun tarihini merak eden insanlarımıza bile bir türlü anlatılmamıştır. Bu nedenle de birçok olayın nedenleri konusunda fikir sahibi değildir insanlarımız. Aslında garip bir tutuculuktur bu. Belki de anlamsız bir saklayıcılık. Olayların sebepleri anlatılsa, büyük olasılıkla aynı hatalar yine tekrarlanmayacak, tarih, tekrar tekerrür etmeyecek, insanoğlu bir şekilde çözüm üretmenin yollarını arayacaktır. Acaba demokratikleşmede batılı ülkelerden geri kalmamızı, bir türlü bilim toplumu olamayışımızı, bu gibi uygulamalarımıza mı bağlamalıyız? Belki de. İşte tarihimizden sadece iki küçük örnek:

                          ***

III. Sultan Mehmet, III. Murat’ın oğludur. III. Murat ise Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan doğma II. Selim’in oğluydu.

III. Sultan Mehmet babası Sultan Murat ölünce 1595 yılında tahta geçti. Sultan Murat’ın yüz iki çocuğundan yirmi yedi kız, yirmi oğlan, babalarının ölümünde hayatta idiler. III. Mehmet, kardeşlerini öldürmeye müsaade eden kanunu uygulayarak on dokuz kardeşini idam ettirdi. Bunlardan dördünün yaşları bir hayli ilerlemişti. Ayrıca hocaları Şair Nef’i tarafından da çok özenle yetiştirilmişlerdi. Bunlardan Şehzade Mustafa çok iyi yetişmiş bir edebiyatçı idi. Eğitilmiş bu gençlere yazık olmuştu.

Şehzadelerin erginlik çağını aşmış ikisinden gebe kalan yedi cariye, denize atıldı. Sultan Murat’ın kızları başka saraylara nakledildi.

Sultan III. Mehmet, bu kadar yakınını yok ettikten sonra tahta çıkışının üçüncü gününde askere her biri on bir dukalık yüz otuz altı kese altın dağıttırdı.  

                          ***

Kösem Sultan, tarihi süreç içinde Osmanlı sarayının önemli figürlerinden birisidir. Oğlu IV. Murat’ın genç yaşta ölümü üzerine diğer oğlu İbrahim padişah olunca sarayda dizginleri ele geçirmiş ve neredeyse devlet yönetiminde tek söz sahibi olmuştu.

Deli İbrahim, fala, efsuna ve özellikle de büyüye çok inanan bir kişilikti. Ruhsal sorunlarından dolayı kadınlara pek ilgi duymazdı. Padişah olduğunda erkek evladı olmadığı için de annesi Kösem Sultan tedirgin olmuş, erkek torunu olmadığı için hanedanın geleceğini tehlikede görmeye başlamıştı. Bu nedenle de oğlunun erkek çocuk sahibi olması için sarayda çeşitli girişimlerde bulunmuştu. Kösem Sultan da oğlu gibi fala ve büyüye inanan birisiydi.  Zamanının bu tür işlerle ünlenmiş kişiliklerini saraya davet ederdi. Bunlardan birisi de Safranbolulu Hoca Hüseyin Efendi’dir. Hoca Hüseyin Efendi’nin halk arasındaki adı “Cinci Hoca”dır.

Cinci Hoca, şeriat ilimlerinden çok büyü, fal ve efsun işleriyle uğraştığından bu konulara fazlasıyla meyyal olan padişaha yanaşma fırsatı bulmuş ve son derece de etkili olmayı başarmış birisidir. Valide Kösem Sultan, Cinci Hoca’nın efsunlarla hayret edilecek şifalar vermekte olduğunu ve iktidarsızlığa karşı doktorların yapamadıklarını sağlamaya gücü yettiğini öğrenince, onu oğlu Sultan İbrahim’e şifa getirmesi için lütuflara boğmuştur. Neyse ki Sultan İbrahim’in tahta çıkışından iki yıl sonra oğlu Şehzade Mehmet dünyaya gelmiştir.

Bu durum, tam da Cinci Hoca’ya yaramıştır. Cinci Hoca, zaman içinde altına gark olmuş, zenginleştikçe zenginleşmiştir. Bu arada ünü de epeyce artmış, müderrislerden bile fazla para alır duruma yükselmiştir. Tayinlerde de epeyce etkili olmaya başlamış, sarayda sözü geçen birisi haline gelmiştir. Aracılık ettiği kişilerden bolca rüşvet almış, keseler dolusu altını olmuştur. Bu arada devlet de boş durmamış, bu kadar “ilim irfan sahibi efsuncu ve büyücü” Cinci Hoca için, harcamaları hazineden verilmek üzere muhteşem bir saray yaptırılmıştır. Bu saraya iki milyon akçaya kadar para harcanmasına da izin verilmiştir.

Sultan İbrahim’le Edirne’ye seyahate de katılan Cinci Hoca, padişaha dalkavukluğu ile de ünlüdür. Sultan İbrahim’in ruh sağlığı zaafından defalarca yararlanmıştır. Padişahın, “Edirne odununun İstanbul odunu kadar iyi yanmadığını, bunun için de İstanbul’dan odun ısmarlamak gerektiğini” emretmesini bile uygun bulmuştur.

Cinci Hoca’nın, padişahtan çok fazla “dünyalık” elde etmesi, Deli İbrahim’in tahttan indirilmesiyle sona ermiştir.

18 Ağustos 1648’de Sultan İbrahim tahttan indirilerek boğduruldu. Yerine oğlu 6 yaşındaki Sultan IV. Mehmet tahta çıkarıldı. Bu arada Deli İbrahim’in sadrazamı Ahmet Paşa da boğduruldu. Bir yeniçerinin “Ahmet Paşa’nın etleri, sızıya gayet faydalı bir deva olur” demesi ve parçasını on kuruşa satılığa çıkarması halk arasında etkili olmuş, eline bıçak alan öfkeli halk, hem hıncını çıkarmak, hem de para kazanmak için sadrazamın ölüsünü parça parça etmişlerdir. Bu nedenle de tarihçiler Ahmet Paşa’ya “Hazerpare” lakabını takmışlardır.

Peki, Cinci Hoca’ya ne olmuştur? Ne olacak, yeni padişah, Cinci Hoca’nın bütün mallarını müsadere ettirmiştir. Cinci Hoca’nın cinleri, büyüleri ve efsunu, mallarını kurtarmaya yetmemiştir. Hocanın üç bin kese altını cülus bahşişi olarak dağıtılmıştır. Bu paralar bir süre “Cinci parası” olarak piyasada dolaşmıştır.

Üstelik Cinci Hoca’nın kellesi de gitmiştir. Önce Habeş eyaletine gönderilmiş, sonra da sürekli haksızlığa uğradığını dillendirmesi üzerine orada idam edilmiştir.

Saray entrikaları insan öğütmeye devam etmiş, Kösem Sultan’ı da, gelini Turhan Sultan boğdurmuştur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mithat Baş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.