Ordu
DOLAR12.369
EURO14.0093
ALTIN713.05
O.Rüştü BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Mail: [email protected]

30 Yıl 

Okurlarımız Ordu Olay’ın 30 yaşına -eskilerin yeni yıl, ya da gündönümü dediği günde- bastığını biliyor muydu? 

Artık, uzun geceler bitti!  Yeni günde bizleri ne bekliyor?

Geç de olsa sormanın, sorgulamanın zamanı geldi. 

*** 

Bir fikir vermesi için 1950’li yılından başlamamız lazım. 

Bilâl Köyden “Güzelordu Gazetesi’nin 25 Yılı” kitabına yazdığı önsözde ‘Artan maliyetlerden daha çok artan baskılardan dolayı gazetenin yayın hayatına son verdiğini,' yazar.

Bugün -baskıcı hükümetlerin varlığından çok- iletişimdeki teknolojik gelişmeye dikkatinizi çekmek istiyorum.  

*** 

Mustafa Arslantunalı’nın “Teknopolis, Akıllı Makineler, Dağınık Zihinler” (İletişim Yayınları, 1. baskı 2019) kitabından iki alıntı yaparak başlayacak, önümüzdeki günlerde veya yıllarda kâğıt baskılı gazeteleri nelerin beklediğini yorumlamaya çalışacağım. 

1-“İnternet hayatlarımızın içine öyle sızmış ki etkisini görmek imkânsızlaşıyor. Günümüzü internet olmadan tahayyül etmek, 1840’ların Londra’sını buhar gücü olmaksızın, 1930’ların New York’unu asansörsüz ya da 1970’lerin Los Angeles’ını otomobilsiz düşünmek kadar anlamsız bir fikir jimnastiğidir. Çardak sarmaşığı öyle biçimlendirir ki bir süre sonra ikisini birbirinden ayıramazsınız.” 

 2- “Cebinizdeki akıllı telefona bir bakın: Telefon, bilgisayar, hesap makinesi, telefon rehberi, adres defteri, takvim, fotoğraf makinesi, video kamera, muzikçalar, radyo, televizyon, pusula, el feneri, altimetre, navigatör, metronom, daktilo, not defteri, ses kaydedici, saat, uzaktan kumanda, tarayıcı, sözlük, oyun konsolu, harita, cetvel, su terazisi, ayna, ses ölçer, kitap, atlas, dergi, ansiklopedi, sözlük… Cep telefonu dediğimiz cihaz, eskiden neredeyse her biri ayrı birer aygıt olan pek çok şeyi bir araya getirmiyor mu? Hem de cebimizde? Üstelik bir araya getirirken, eskiden her biri ayrı üretilen, dağıtılıp satılan ve kullanılan bu cihazları soyutlaştırmış, maddesel niteliklerden soyundurmuş oluyor.” 

*** 

Yukarıda alıntıladığım bu iki paragrafı tekrar tekrar okuyun; önümüzdeki 10 yılda iletişim teknolojisinde nerelere geleceğimizi düşünün! 

Bendeniz, ileri değil geriye giderek bir hatırlatmada bulunacağım.

1950’li yıllarda, kurşun her harf (hurufat) kumpaslara elle diziliyor, sayfalara yerleştiriliyor, ya el pedallarında ya da kollu makinelerde basılıyordu.

Türkiye genelinde dağıtım yapan (vapurla haftada iki defa Ordu’ya gelen) İstanbul gazeteleri 1960’li yıllarda, entertip dediğimiz dizgi makinelerinde hazırlanıyor,  saatte 100 bin baskı yapabilen rotatiflerde basılıyordu. 

Yerelde de bir takım değişiklikler olsa da, renkli baskı hâlâ bir sorun… 

*** 

Toparlarsak, iletişimdeki hız -anında telefonunuza düşen bir haber-, yazılı medyada 10’la 15 saat sonra haber oluyor. 

Satış için özel haberler, ya da köşe yazıları, daha ne kadar gazetelerin albenisini artırır; bayii raflarından alınıp işyerinize ya da evlerimize girer?

Bir başka gözlemimiz ise, 1960’lı yıllarda üç-üç buçuk milyon olan satış, bugün dibe vurmuş durumda… 

Bir zamanların “besleme,” bugünlerin “yandaş” gazetelerinin bayii satış rakamlarına bakın, ürkütücü… 

Bağımsız, basın etiğini her şeyin üstünde tutan gazetelerin durumu, baskılara karşı dirençleri, ya da ayakta nasıl durabildikleri çok tartışılır?

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar