Ordu
DOLAR13.7186
EURO15.5393
ALTIN786.53
Mithat BAŞ

Mithat BAŞ

Mail: [email protected]

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VE BAHRİYE ÜÇOK

İnsan hakları temelinde kadınların maruz kaldığı zorbalıklar, haksızlıklar, ayrımcılıklar bazı özel günlerde daha yüksek sesle dillendirilip gündeme getiriliyor. Farkındalık yaratılıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü de bu özel günlerden birisi. Kadınların ne kadar değerli oldukları bir kez daha ortaya konacak, bu günde çeşitli aktiviteler, kutlamalar gerçekleştirilecek.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde fedakâr Türk kadınlarını anmanın ayrı bir önemi vardır. Onlar bizim kültürümüzün, toplumsal varoluşumuzun olmazsa olmazlarıdır.  Yüzlerce örnek versek de kadınlarımızın fedakârlıklarını anlatacak cümleler yeterli olmaz.

Onları hayatın her alanında hatırlamamız ve saygı duymamız gerekir. En çok da adları savaş yıllarında yaptıkları fedakârlıklarla adları tarihimize kazınmış bu fedakâr kadınlarımızdan bazılarını hatırlamamızda ve selamlamamızda fayda vardır: Onlara toplu bir selam gönderelim.

Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’ye;

Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’ye;

Mekkâre birliğinde görev alarak Mesudiye’den Sivas-Zara’ya kadar sırtlarında askere yardım kumanyası taşıyan, kocaları Sarıkamış’ta şehit düşmüş Mesudiyeli İpek ve on yedi gelin arkadaşına;

İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye saran, bebeğine sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’ya;

Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dâhil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’ya;

Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’ye;

Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’ye;

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’a;

İşgal protestolarında on binlere konuşan Şukufe Nihal’e; Sebahat’a ; Zeliha’ya; Darülfünunlu Saime’ye; 12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’e;

Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu17 yaşındaki Hatice’ye; Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’ye;

“Muhabere bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’e ve daha binlerce fedakâr Türk kadınına selam olsun.

    ***

Kurtuluş Savaşı kahramanı kadınlarımızı selamladıktan sonra karanlık odakların aramızdan aldığı bir akademisyen hemşerimizi anmadan geçmek olmaz; Bahriye Üçok

Bahriye Üçok, 1919'da Trabzon'da dünyaya geldi. Babası Gümüşhaneli Hamit Ataç olan Bahriye Üçok, ilk ve ortaokulu Ordu'da okudu. Bu nedenle çocukluğu ve gençliğinin önemli bir bölümü Ordu’da geçti. Ardından Kandilli Kız Lisesi'ni bitiren Bahriye Üçok, yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Ortaçağ Türk-İslam Tarihi Bölümü'nde tamamladı. Devlet Konservatuarı Opera Bölümü'nü de bitirdi.

Eğitiminin ardından on bir yıl boyunca Samsun ve Ankara'da on bir yıl lise öğretmenliği yaptı. 1953 yılında ise akademik hayata başladı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi olan Bahriye Üçok, bu fakültenin ilk kadın öğretim üyesi olmuştur.

1957 yılında doktor, 1964 yılında ise "İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar" adlı çalışmasıyla doçent oldu. Arapça ve Farsçayı iyi derecede bilen Üçok, Kur'an-ı Kerim'e bağlı kalarak İslam dinini çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı. Bu nedenle 1960'lı yıllardan itibaren tehditler almaya başladı ve kendini güvende hissetmediği için akademik çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.

1971 yılında senatör seçildi. Siyasi tercihini CHP olarak belirledi, 1977’de CHP’ne katıldı.  

Kasım 1988'da televizyonda yapılan bir açık oturumda, "İslam'da örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığı" iddialarına dayanan açıklamalarından sonra üzerine birçok tepki çekti ve tehditler almaya başladı.

Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun’dan sonra türbana karşı tavrı ve laikliği savunmasıyla tanınan SHP Parti Meclisi Üyesi Bahriye Üçok da suikast sonucu öldürüldü. İstanbul’dan Ankara Çankaya’daki evine özel bir kargo şirketiyle yollanan kitap paketini açan Üçok, içindeki bombanın patlaması sonucu ağır yaralandı. İki kolu ve bir bacağı kopan Üçok kaldırıldığı hastanede ameliyata alınamadan öldü. Cinayeti İslami Hareket adlı örgüt üstlendi. Cumhuriyet Gazetesini telefonla arayarak İslami Hareket Örgütü adına konuştuğunu bildiren bir kişi Üçok'u “tesettür konusundaki düşünceleri yüzünden” cezalandırdıklarını söyledi. Aynı kişi “İslam'a sınır koyanları öldürmeyi borç bildiklerini” belirtti.

Bombalı paketi kabul eden 'kargocu kız' olarak da tanınan Gülay Calap, uzun süre ortadan kayboldu. 16 Ocak 1994 tarihinde İzmir'de PKK'nın yan kuruluşu olarak sayılan DHP'nin İzmir sorumlusu olarak gözaltına alındı.

Doç. Dr. Bahriye Üçok, katledildiği sırada SHP için bir laiklik raporu hazırlamaktaydı. Üçok, katıldığı toplantılarda sık sık laiklik, kadın hakları ve irtica tehlikesi üzerinde durmuş ve "laikliğin savunucusu ilahiyatçı" olarak tanınmıştır.

Bahriye Üçok, "İslam'dan Dönenler", "Yalancı Peygamberler" ve "İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar" adlı üç kitap yayımlamıştır.

Karanlık odaklar Bahriye Üçok’tan sonra da boş durmadılar. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu’nu da katlettiler. Yukarıda bazılarının adlarını verdiğim aydınların, tek bir ortak özellikleri vardı. Bu özellik; Cumhuriyetin yılmaz savunucuları ve Atatürkçü olmalarıydı. Onlar, yaşamları boyunca aydınlanmayı, özgür düşünceyi ve Bağımsız Türkiye ideallerini savundular. Korkmadan ve yılmadan 12 Eylül Faşist cuntasının iç yüzünü ortaya döktüler. Karanlık ve bağnazlığa karşı hayatlarını ortaya koydular. Yürekliydiler. Kalemlerini satmadılar. Başkaları gibi yalakalık yaparak devletin kurumlarını soymadılar. Kalemleri onların namuslarıydı.

Peki, bu aydınlarımız neden öldürüldü? Niçin hedef seçildiler?

12 Eylül faşizmi, batının Sovyet tehdidine karşı “yeşil kuşak” oluşturulması amacıyla Türkiye’deki piyonları tarafından gerçekleştirilmiş bir projedir. Bu projenin amacı, bağımsızlığı savunan ve milliyetçi düşünen insanları tasfiye ederek ılımlı bir İslami rejim kurmak ve tıpkı Ortadoğu’daki kukla devletler gibi yönetilecek bir rejimle Türkiye’yi dönüştürmekti. Bunu büyük ölçüde gerçekleştirmek için de aydınlanmayı, bağımsızlığı ve milliyetçiliği savunan güçlü kalemlerin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Kendileri için en önemli düşman kimliklerini de savunmayı görev bilen Türk aydınlarıydı. Türkiye’deki kuklaları ve taşeron olarak kullandıkları örgütler marifetiyle bu aydınlarımızı katlettiler.

Bahriye Üçok da bunlardan birisiydi.

 

Kaynaklar:

Nedim Gürsoy, Kurtuluş Savaşı Derlemeleri

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bahriye Üçok

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar