Ordu
DOLAR13.6545
EURO15.4854
ALTIN783.01
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

Mail: [email protected]

80’İ 81’E BAĞLAYAN GECE

80’li yıllarda bizim köy… Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Millet ahırını bugün biraz daha erken görmüş. Malum yılbaşı akşamı. Baba çarşı ekmeği ile geliyor eve. Yılbaşında da çörek yenmez ya!  Hemen işe koyuluyor. Çatıda on, on beş metal çubuktan oluşan antenin üzerindeki karları itina ile temizliyor. Evin penceresinde aklı başında bir çocuk gözü televizyonda, kulağı babasında. Baba, anteni gıdım gıdım hareket ettirmeye başlıyor. Görüntünün ilk geldiği anda çocuk, “geldi” diye gücü yettiğince bağırmakla görevli. Gelecek olan devletimizin biricik kanalı TRT. O zaman TRT 1 değil ha. Sadece TRT.  Fakat bir türlü gelmiyor. Haliyle çocuktan da “tık” ses yok.

Baba iyice şişiyor. Kardan, buzdan zor çıktığı damda yayladan gelen ayazı yedikçe daha da sabırsızlanıyor. Bu aşamadan sonra işin rengi değişiyor. Baba çatık kaşlı sert bir sesle “Geldi miiii?” diye bağırıyor. Ses, uzay boşluğuna yeterince karışmadan pencerede nöbet tutan çocuk tarafından karşılanıyor: “Karıncalııııı”. Uydudan sinyal alamayan televizyon görüntüsüne bir hayvan adı takan tek milletin evlatlarının çabası devam ediyor. Görüntü gelince anında haber vermekle görevli çocuk, görüntü gelmediği için susarak, aslında görevini yapıyor. Fakat baba oyunbozan. İş olmadıkça olay çıkarmaya meyilli. Yeniden soruyor, bu sefer daha sert ve ağzını bozarak. “ Lan geldi miiii?” Çocuk daha da sinerek, titrek bir sesle anında cevap veriyor. “Karıncalıııııı” Babadan anında dönüt geliyor. “Senin karıncana…“ Çocuk küfrü üzerine alınıyor, ağlayarak görev yerini terk ediyor. Yerine tecrübesi olan başka bir çocuk geçiyor. Az da o paylandıktan sonra “ Geldiiii” sesleriyle ortamdaki gerilim yerini mutluluğa bırakıyor.

Evin hanımında hummalı bir çalışma. Pastalar, börekler, sütlaçlar havada uçuşuyor. Dedenin az önce boğazladığı, ninenin yolduğu horoz da ateşe kondu mu mutfaktaki işlerin çoğu gidiyor, azı kalıyor. Masayı kurmak evin kızlarına düşüyor.

Üzeri dantelli televizyonda çamaşır makinesi reklamı var.  Evin hanımının gönlü düşüyor. Cesaretini toplayıp konuşacak gibi oluyor ki kaynana önce davranıyor: “Bu makine olunca geline ne gerek var?”diyor. O yıllardaki kaynanaların gelin algısı da anlaşılmış oluyor.

Haberler izleniyor. Dedenin her habere bir yorumu oluyor.  Sonra televizyon kapanıyor. Köyden birinin cenazesi için kapanan televizyon,  bir de yemekte kapanıyor. Aksi günah olarak biliniyor.

Dedenin kaşık kımıldatmadan başlamayan sofrasındandan, o kalkmadan da kimse kalkamıyor. Tam yemeğe başlanıyor ki, televizyonu olmayan komşu kapı çalmadan içeri dalıyor.  Kapı çalmak, haber vermek eski köye yeni adet, sosyetik işler diye nitelendiriliyor.“ Selamün aleyküm, aleyküm selam.” Gelen misafirler karşısında sofrada dededen başka herkesin yeri oynuyor. Misafirlere de kaşık veriliyor. O zamanlar öyle herkese tabak yok tabi. Demir sağanlar ve biraz daha lüksü dışı beyaz kaplama taslarda yemekler yarışa yeniyor. Tasın sonu muhakkak birini tepesine diklemesi suretiyle sünnetleniyor.

Dedenin sofradan kalkmasıyla yavaş yavaş sofra dağılıyor. Evin kızı ıslak bir bez getiriyor. Protokol sırasına göre önce misafirlerin büyüğüne uzatılıyor. Oradan da tek tek herkes o bezle ellerini siliyor. O bezin sonuna düşmemek için ne hesaplar yapardım eskiden.  Allah ıslak mendili bulandan razı olsun.

Ve televizyon açılıyor. Ne kumanda derdi, ne zapping. Aç TRT, kapat TRT. Ekranlarda Zeki-Metin’li Devekuşu Kabare var. İkili, o geceye özel skeçleriyle yılbaşı programına renk katıyor. Sonra müzikli eğlence programı başlıyor. Yer yer Halit Kıvanç Evet-Hayır yarışması ile milleti heyecanlandırıyor. Ardından da o duru Türkçesiyle, gecenin onur konuğu olan Zeki Müren’i anons etmesi tüm ev halkını mest ediyor. Sadece yılbaşlarında televizyona çıkan Müren, şimdinin değme spikerlerine taş çıkartacak o canım üslubuyla, yılbaşı mesajını söyleyip ardından tüm yıl hasretle beklediğimiz o güzelim şarkılarını seslendiriyor. Kimler yoktu ki ekranda; Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Kayahan ve daha niceleri…

Müzikli program başlamadan uykuya çekilen dede ve nineden sonra misafirler de gitmiş oluyor. Evdeki çoluk çocuğa da verilen yat talimatından sonra evin babası pusuya yatmış aslan misali Nesrin Topkapı’nın sahneye çıkmasını bekliyor. Tüm Türkiye’nin beklediği dansöz Nesrin’den hemen önce ikramiye sonuçları açıklanıyor. O zamanlar hangi ile çıktığı ertesi güne, tam liste ise iki gün sonra gazetede yayımlanırdı.

Dansöz Nesrin’in her kalça hareketi yürekleri hop oturtup hop kaldırırken; cuntanın 80 olaylarıyla gerilen ülkeyi kıvrak(!) bir hareketle gevşetmesi amaçlandığı, o günlerde akıllara gelmezdi. Hükümetimizin milletine armağanı olan oryantal sahnesinden sonra dıt dıt sesi ve yayının bittiğini anons eden bir sesle ekranlara pijama gibi renkli uzun çubuklardan bir ekran çıkıyor. 1980’i 81’e bağlayan gece Aybastı’nın Havluiçi köyünde de Anadolu’nun herhangi bir köyünde de buna benzer geçiyor yılbaşı geceleri.

2019’un ilk dakikaları, önümde çekirdekten bir dağ olmuş sehpamdaki kumandayla zapping yaparken NTV’de bir haber dikkatimi çekiyor: Taksim’de yabancı bir bayrak, bayrağın etrafında çılgınlar gibi eğlenen kaslı vücutlu bir sürü genç, ağızlarında ise Suriya, Suriya sloganları...

Hoş geldin 2019.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar