Ordu
DOLAR13.4064
EURO15.2338
ALTIN765.68
O.Rüştü BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Mail: [email protected]

ATATÜRK

Annemin anlatımıyla 1937 yılı Cumhuriyet Bayramı’ndan 20 gün sonra doğmuşum. Doğum günümü 18 Kasım olarak tarihledim. Bir yaşımı bitirmeme 8 gün kala Cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal Paşa ölmüştü. Paşamızın ölümünden 11 gün sonra Ordu’da “gıyabi” cenaze namazı kılınmış, Atasının ölüm törenine yediden yetmişe herkes katılmış, dualar okunmuş, manevi huzurunda saygı duruşunda bulunulmuştu.

Okula başlama yaşına gelmiş, siyah önlüklerimizi giymiş, evimizden 500 adım uzaklıktaki Cumhuriyet İlk Mektebi bahçesinde yukarı sınıf öğrencileri gibi tören alanında yerimizi almıştık.

Bir öğretmenin “Rahat, hazır ol” komutunun hemen ardından Ay/yıldızlı bayrağımız göndere çekilmiş, hep bir ağızdan İstiklâl Marşımızı okumuş, sonra sırayla Atamızın büstünün önünden geçerek sınıflarımıza girmiştik.

Okuma/yazma bilmiyor ama okulumuzun giriş holünde, sınıfımızın duvarında farklı cephelerde çekilmiş fotoğraflardaki ATATÜRK’ü tanıyordum. O, yurdu düşmanlardan korumuştu!

10 Kasım geldiğinde yine okulumuzun bahçesinde toplanmış,  saat 9’u 5 geçe ta uzaklardan kulaklarımızı tırmalayarak gelen siren sesleri süresince olduğumuz yerde kıpırdamadan durmuştuk.

O gün, kız ve erkek öğrenciler sıra ile ATAMIZIN büstünün iki yanında nöbete durmuşlardı.

Bir kız öğrencinin nöbet sırasında bayıldığı haberi üzerine, sınıflardan çıkıp ne olduğunu görmeye gittiğimizi anımsıyorum.

***

Okul bize, ATATÜRK sevgisini öğretti.

Türkiye ikinci dünya savaşına girmemişti, ama evlerimizde uçakların saldırılarına karşı karartma devam ediyordu.  ATATÜRK birinci cihan harbinden sonra: “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” demişti.

Gazeteci Bilal Köyden savaş gazisi idi. Savaşın ne büyük yıkım, ne büyük acılara sebep olduğunu iyi biliyordu.

Savaş yıllarında gazetesinde yazdıklarını “Güzel Ordu’nun 25 yılı” kitabında toplamıştı. Gazete bir sayısında şöyle bir başlıkla çıkmıştı:

 TBMM’nin gizli oturumunda gazetemizde çıkan bir haber okundu: “Halkımızda Milli Şuur tamdır!”

***

 Gazete, TBMM’nin gizli oturumunda Ordu’da ne konuşulduğunu ayrıntılarıyla anlatıyor:

“Ordu’da bir gurup esnaf Musabaşoğlu Ali Ağa’nın ticarethanesinde toplanmış, hararetli hararetli savaşı tartışıyordu:

Almanlar, bir günde Polanya’yı, Macaristan’ı geçti, Bulgaristan kapılarına dayandı. Türkiye’ye saldırı olursa ne yapacağız?”

Okur/yazar olmayan imzasını “ALİ” diye atan Musabaşoğlu Ali Ağa, bir ara söz alarak şöyle dedi:

“Ben babamdan miras kalan evin eşiğini keserle yonta yonta bir gün yıkıldığını gördüm.” Orada bulunanların bu sözlerden bir anlam çıkaramadıklarını görünce de Ali Ağa şöyle devam etti:

“Bu vatan, bir baba mirası değildir; kanı pahasına kurtarılmıştır, bir baba mirası gibi yok olup gitmesine asla müsaade edilmeyecektir!” 

***

Babam Ali Ağa’ya layık bir evlat olmaya çalıştım. Onun Cumhuriyet fikri üzerine söylediklerini her daim aklımda tuttum. 

Türkiye bir baba mirası değildir, ne kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal Atatürk unutulur, ne de onun eseri Türkiye Cumhuriyeti…

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Elbet; Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Rahat uyu Mustafa Kemal Paşa!

Emanetinin bekçileriyiz!

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar