Ordu
DOLAR9.536
EURO11.1006
ALTIN549.71
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

Depremle Yaşamak/Yaşayamamak

Türkiye, Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu Fay Hatları arasına sıkışan ve büyük bir bölümü deprem riski altında olan bir ülkedir. Bunu bilmeyen hiç kimse kalmadı artık...

1996 yılında yürürlüğe giren Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası, AFAD  (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) tarafından yenilenerek 1 Ocak 2019 tarihinde yeniden yürürlüğe girmiş. Bu haritaya göre, Türkiye’deki iller deprem riski derecelerine göre 5 gruba ayrılmış. Haritaya göre, İç Anadolu’nun güneyinden Akdeniz’e doğru inen kesim hariç, Türkiye’nin neredeyse büyük bir kısmı yüksek deprem riski altında. Ordu ilinin büyük çoğunluğu ise, orta derecede deprem riskini ifade eden 3. derece deprem bölgesi içinde yer alıyor.

Peki, Ordu’nun 3. derece deprem bölgesinde yer almasına sevinelim mi?

Tarih 27 Aralık 1939; saat gece yarısı 02,00 suları. Kar dizde, sıcaklık eksi 15 derecede. Erzincan, 7,9 büyüklüğünde olan ve 52 saniye süren Cumhuriyet tarihinin en büyük depremiyle şiddetle sallanıyor. Deprem sonucunda Türkiye genelinde 32.962 kişi ölüyor ve yaklaşık 100.000 kişi de yaralanıyor. Sadece Erzincan’ın şehir nüfusu 20.000’lerden 12.000’lere düşüyor…

Erzincan depremi Ordu’da ise yaklaşık 7,0 büyüklüğünde hissediliyor. Bu büyüklük, tarih boyunca Ordu’da hissedilen depremlerin en büyüklerinden birisi olarak biliniyor. Deprem sonucunda, Ordu’da 417 kişi ölüyor, 460 kişi yaralanıyor, 3092 ev yıkılıyor ve yaklaşık 7000 ev de hasarlı olarak kayıtlara geçiyor…

O günün koşullarını ve zamanın bina stokunun yapısı dikkate alınırsa, bu denli büyük bir depremin günümüze kıyasla çok daha fazla hasar yaratması olağandır. Ancak, günümüzde bile 7,0 büyüklüğündeki bir deprem, Türkiye’nin mevcut şartlarında oldukça şiddetli ve yıkıcı bir etkiye yol açmaktadır. Dolayısıyla, Ordu’muzun 3. derece deprem bölgesinde yer alması, Ordu’da yaşanabilecek olası bir büyük deprem riskinin azaldığı anlamına gelmiyor. Merkez üstü Ordu olmasa bile, hemen altımızdan geçen Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fay hattına yakın olmak deprem riskini oldukça yükseltiyor…

Peki, bu deprem riskiyle nasıl yaşayacağız?

Her şeyden önce şunu söyleyeyim: İnsanlara, “çürük ve eski binalarda oturmasınlar o zaman” demek, en hafif tabiriyle, insan hayatıyla dalga geçmektir. Türkiye’de çoğu ailenin ekonomik durumu ortadadır ve kirasını bile zor ödeyen insanlara bu öneriyi sunmak hiç de akıl karı değildir.

İşte, bu noktada devletin “sosyal devlet” olma fonksiyonu devreye girmelidir. Belediyeler veya başka bir kurum eliyle bütün binalar denetime tabii tutulabilir. Depreme dayanıksız olan binaların bir an önce yenilenmesi için Türkiye genelinde seferberlik başlatılabilir. Gelir durumu iyi olan aileler olsa dahi, konutların yenilenmesi için kamu bankaları tarafından piyasa faizinin çok altında kredi imkanı sağlanabilir. Gelir durumu olmayan ailelere ise, gerekirse geri ödemesiz kredi imkanı veya yeni konutlar verilebilir. Mademki Türkiye deprem bölgesindedir ve sürekli canlar yitirilmektedir, hangi hükümet olursa olsun, bu işi artık ciddiye alıp bir an önce harekete geçmesi elzemdir. Türkiye’nin önceliği artık bu sorun olmalıdır…

Konut sektöründeki bu dönüşüm için, deprem vergileri ve DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) primleri kullanılabilir. Ayrıca, imar affı gibi uygulamalar kesinlikle yapılmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Suriyeli insanlara yaklaşık 40 milyar Dolar harcayabiliyor ise, kendi vatandaşlarına da bu dönüşüm için gerekli imkânı sağlayabilmelidir. Çünkü mevzubahis olan candır…

Son söz: Ülkesine ve vatanına bağlı olmak koşuluyla, bir sonraki genel seçimlerde hangi siyasi parti bahsettiğim kentsel dönüşüm üzerine daha çok çaba sarf edeceğini beyan edip bu işi ciddiye alırsa, oyum da o partinin olacaktır…

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar