Ordu
DOLAR9.513
EURO11.0967
ALTIN546.66
Birol ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

Mail: [email protected]

DEVRİMCİ BOĞA

Dağlar, yaylalar ve obalar Hemşinlilerin, deniz ve ovalar Lazlarındı; Hopa’da, Kemalpaşa’da ve dahi Lazlarla Hemşinlilerin hem birlikte hem de ayrı yaşadığı yerlerde.

Biri Hemşince, diğeri Lazca konuşup da anlaşıyorlar ya, biz de buna şaşırmıyoruz ya, işte Karadenizli olmak biraz da böyle bir şeydir; Yeter ki anlaşmak iste, yeter ki bölüşmek iste; dinmiş, dilmiş, ırkmış hepsi fasarya.

 

Hemşinliler o dağlarda, yaylalarda ve obalarda hayvancılık yaparlar; gemi gibi boğalar yetiştirirler mesela… O boğaları seyrederken kırk kere “maşallah” dersin hiç farkında olmadan.

 

Oy Hemşin dağlaruni

Kara bulutlar sarsun

Benden sana hatıra

Bir avuç toprak kalsun

 

Lazlar karanlık sulara sererler ağlarını ve dipten sıyırıp alırlar kurşun sırtlı hamsileri. Ağda hamsi kıpır kıpır, takada Laz horonda kıpır kıpır!

 

Uy aha!

 

Mevsim bahar dedi miydi Hemşinlilerde de horon gibi bir kıpırdanma başlar. Yorganlar, döşekler denk edilip katırlara, atlara sarılır, sert ve güçlü kendir urganla. Kaşıklar, tavalar ve de içi kalaylı, dışı isten kararmış koca koca tencereler ve de kadınlar, illaki çocuklar… O gemi gibi boğalar, memeleri bereketli inekler, düveler, koyunlar… Tulum çalan erkekler… Tüm Hemşinliler düşer yollara yollara… Birkaç hafta ağır ağır tam yüz elli kilometre yürüyerek varılacaktır yörenin en büyük yaylası Bilbilan’a.

 

Bir Kazım Koyuncu şarkısı gibi akıp gider bu kalabalık ve uzun yolculuk.

 

 

Ella Ella metsz Ella

Entu kağe viyella

Entu kağin ağhçkenin yar

A’sti kağsiyuz yalla

Lusnika erand kişer

Hayde ertag a’skişer

Hedev çağh tsemer ge’lli yar

Viyel ertag a’skişer

 

Bilbilan’ ın suyu çelik, havası şifa, göğü mavi, yeri yeşil… Bilbilan’da rakım neredeyse üç bin… Birbirine uzak yakın obalarda, toprak tabanlı yayla evleri ve hayvanlar için kömler…

 

Baharı da yazı da tam tekmil Bilbilan’da geçiren Hemşinliler, güzün son demine kadar kalacaktır bu sonsuz güzellikle ve kar düşüp de yollar kapanmadan dönülecektir ceniğe, köye, obaya… Yaşamın kuralıdır bu.

 

12 Eylül 1980 askeri darbesi Hemşinliler Bilbilan’ dayken olur ya da eli kulağında bir zamandır. Bir şeyler duyar Hemşinliler ama çok da durmazlar üstünde. Göç zamanı yaklaşmıştır ve yaylanın tüm bereketini yükleyip yine düşülecektir yollara yollara. Gündüz yürünüp geceleri uygun yerlerde konaklanarak süren kadim bir gidiş dönüştür bu.

 

Duman dağdan yukarı

Çıkmam deyebilur mi

Bir kız bir bekarundur

Almam deyebulur mi

 

Dedik ya askeri darbe olmuştur ya da olmak üzeredir diye… Hopa, Şavşat, Borçka ve civarında devrimciler örgütlü ve güçlüdür o zamanlar. Bir kalp krizi gibi gelen askeri darbe karşısında sessiz kalmak kanlarına dokunur belli ki; bir grup genç ellerine alırlar içinde kırmızı yağlı boya bulunan teneke kutuları ve de birer fırçayı; çıkarlar köylere, kırsala. Yazılama yapılıp her yere kızıl kızıl sloganlar yazılacaktır, Artvin tarafına doğru.

 

“Kahrolsun Faşizm” gibi…

“Tek Yol Devrim” gibi…

“Oligarşi Mezara Halk İktidara” gibi…

 

Samanlık duvarlarına, yerli kayaların üzerine, ceviz ağaçlarının böğrüne, bir hayratın yalağına… Akla gelen gelmeyen her yere kızıl kızıl sloganlar yazarak cuntacılara “korkmuyoruz, yılmıyoruz, tükenmedik, buradayız” mesajı vermek istemektedirler. O zamanlar bu işler böyleymiş işte. Sosyal medya ve onun “klavye külhanbeyleri” yoktur; hesabı olan, hesap soran, hesap veren, hesap kesen herkes elindekiyle, avucundakiyle ve yüreğince meydandadır. Sağcılık solculuk işin başka yanı…

 

Böyle yazılama yapa yapa Borçka yakınlarında konaklayan Hemşinlilerin konak yerine kadar gelir gençler. Gecedir. Boya kutularının içinde çok az boya kalmıştır ve bu az boyayı da değerlendirmek isterler. Slogan yazacak yer ararken birinin gözüne koca bir boğa ilişir.

 

“Arkadaşlar buldum” der.

 

“Bu boğanın üzerine yazarsak buradan Hopa’ya kadar yazılama yapmaya gerek kalmaz” der ve gülüşürler.

 

Boğanın üzerine “Tek Yol Devrim” yazarlar ve çekip giderler.

 

Sabah göç yola çıkar. Bir müddet ilerleyince jandarma keser önlerini. Keza ihbar vardır ve anarşik bir şeyler aranmaktadır. Hayvan sahibi Hemşinliler ne olduğunu anlayamazlar tabi.

 

Hayvanların arasına dolanan bir asker tekmil verir gibi gürler!

 

“Tek Yol Devrim var komutanım!”

 

Hayvanın olduğu yere gider komutan. Boydan boya “Tek Yol Devrim” yazmaktadır boğanın böğründe.

 

“Kimin bu hayvan?” diye kurşun sıkar gibi sorar komutan.

 

Boğanın diğer tarafından biri;

 

“Benimdir komutan!” der, kendinden emin. Keza hayvan sahibi sloganı ne görmekte ne de yazıldığını bilmektedir.

 

“Ne bu? Kim yazdı bunu?” diye gürler komutan.

 

Boğanın üzerindeki yazıyı gören Hemşinli şaşırır.

 

“Valla bilmiyorum komutan” der.

 

Öfkelenir komutan!

 

“Ulan dalga mı geçiyorsun! Az evvel benim demedin mi?”

 

Hemşinli kendinden emindir.

 

Hayvan benimdir dedim, yazıyı demedim” der ve ekler;

 

“ Hem yayla yerinde boyayı falan nerden bulalım komutan!”

 

Bir müddet böyle dilleşip dururlar. Yalvar yakar olurlar. Komutanı ikna etmeye çalışırlar.

 

“Pekâlâ” der komutan;

 

“Tek şartla yola devam etmenize izin veririm. Boğanın üzerindeki yazıyı silin

Şimdi boğanın üzerindeki yağlı boyadır ve de kurumuştur. Öyle sek suyla, yaprakla toprakla ovarak çıkacak şey değildir yani. Boğanın başına üşüşürler, kimi sürter, kimi çekiştirir, kimi yıkar siler… Eh bu da kedi yavrusu değil boğadır sonuçta ve boğada şartel düşer; öfkeyle başlar zıplayıp koşmaya. Sırtında “Tek Yol Devrim” yazısıyla Hopa’nın tüm sokaklarında slogan atar gibi dolanır boğa.

 

Gel zaman git zaman; 12 Eylül tarihte kalsa da bir zombi misali ruhu dolanır her çağda ve dün “Tek Yol Devrim” diye slogan atan boğanın torunları bu çağlarda “Madene Hayır” diye slogan atarak sürdürür geleneği, aynı topraklarda.

 

Zamanlardan geçiyorum azizim, her türlüsüne şahit oluyorum acıların, hüzünlerin, umutların ve umutsuzlukların. Zaman, yüzümdeki gül dikeni çizikler.

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar