Ordu
DOLAR9.4975
EURO11.062
ALTIN548.14
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

Döviz Kurlarında Oynaklığın Bir Analizi (1)

Yaklaşık bir ay önce yine bu köşede “Döviz Kurları Artar mı?” başlığıyla bir yazı kaleme almıştım. Makalenin son paragrafını da, “……Ekonomide köklü bir yapısal dönüşüm olmadığı sürece, uzun vadede Türkiye’de döviz kurlarında artışın sürmesi kuvvetle-muhtemeldir” biçiminde bitirmiştim. Uzun vadeye kalmadan kısa vadede kurlarda sert sayılabilecek bir hareket başladı. Döviz kurlarındaki bu yukarı yönlü hareketin temel nedenlerini ve kısa vadedeki çözüm önerilerini dilimin döndüğünce özetlemeye çalışayım:

Covid-19 Pandemisi, bir yandan neredeyse bütün ülkelerde önemli can kayıplarına yol açarken, diğer yandan da ülke ekonomilerinin işleyişine ciddi darbe vurarak büyük maliyetlere neden oldu. Türkiye ekonomisi için bu maliyetlerin başında da, 2019 yılında yaklaşık 34,5 milyar Dolar’ı bulan turizm gelirimizin 2020 yılında çok keskin bir düşüş yaşayacağının artık belli olması yer alıyor. Ülkemiz için önemli bir döviz kazancı olan turizm gelirimizin --tabiri caizse-- bıçak gibi kesilmesi, döviz açığı sorunuyla 1950’lerden beri uğraşan Türkiye’nin dış kaynak girişini olumsuz etkilemiş ve döviz kuru artışlarının tetiklenmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervi verileri incelendiğinde, özellikle son 3, 4 yıl içinde döviz rezervlerinin önemli ölçüde eridiği göze çarpmaktadır. 2016 yılı sonunda 100 milyar Dolar’ın üzerinde olan TCMB’nin brüt döviz rezervleri, bu tarihten sonra tedrici olarak düşerek 2019 yılı sonunda (ve de 2020 yılı başında) yaklaşık 80 milyar Dolar seviyesine gerilemiştir. Ancak, esas keskin düşüş 2020 yılı içinde olmuştur. Merkez Bankası’nın kendi internet sayfasındaki verilere göre, 31 Temmuz 2020 tarihi itibariyle TCMB’nin brüt döviz rezervleri 46,6 milyar Dolar gerçekleşerek, yılbaşına kıyasla 7 ay içinde neredeyse yarı yarıya azalmıştır.

Küresel bir salgının yol açtığı kriz ortamında, hele de terör belasıyla uğraşan, sınırlarında huzurun olmadığı, işsizliğin yüksek olduğu bir ülkeden sermaye çıkışlarının yaşanması olası bir gelişmedir. Nitekim 2020 yılının ilk 6 ayında 3,9 milyar Dolar hisse senedi, 7 milyar Dolar da tahvil olmak üzere yaklaşık 11 milyar Dolar yabancı sermaye çıkışı olmuştur. Yabancı sermaye çıkışı demek, dövize olan talebin artması ve TCMB’nin döviz rezervlerinin azalması demektir.  Böyle bir gelişme ise, pek tabii ki kurlar üzerinde yukarı yönlü bir harekete zemin hazırlar…

 Mevcut hükümetin faizlerin düşük tutulması üzerindeki hassasiyeti malumdur. Yüksek faizlerin, başta üretim ve yatırımları sekteye uğrattığı, bu yüzden de büyüme oranının göreli düşük kaldığı ve işsizliği artırdığı savı da doğrudur. Ancak, faizleri yüksek veya düşük olarak belirleyen sınır nedir?

Faizlerin temel belirleyicisi beklenen enflasyon oranıdır. Bir ekonomide faiz oranlarının enflasyon oranının altına inmesi pek olağan bir durum değildir. Eğer sizin ülkenizde enflasyon oranı %12’lerde iken, faizleri %8’lere düşürmüş iseniz (politika faizi), herhangi bir olumsuz ekonomik ve/veya politik gelişmede yatırımcıların paralarını yönlendireceği ilk adres Dolar, Euro gibi güçlü yabancı paralar olacaktır. Buna ekonomide “Para İkamesi” denir. Politika faizi ise, TCMB’nin bankalara bir hafta vadeli ödünç verdiği paranın faizidir…

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar