VAKIF KATILIM
Ordu
DOLAR17.9331
EURO18.4099
ALTIN1039.3
Av. Cansın ÖZEL

Av. Cansın ÖZEL

Mail: [email protected]

reader

DÜŞÜNCE VE KANAAT HÜRRİYETİ

Bildiğiniz üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile teminat altına alınan hak ve özgürlüklerimizden biri de, “düşünce ve kanaat hürriyeti”dir. Keza, Anayasamızın 25. maddesinde:

“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” denmektedir.

Anayasamızın 26. maddesinde ise: “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. “ denmek suretiyle, vatandaşların düşüncelerini açıklama ve yayma haklarının da mevcut olduğu, ne var ki, bu hakların belirli şartlarda sınırlanabileceği belirtilmektedir.

Bu hafta biliyorsunuz, yılların tiyatro sanatçısı Genco Erkal, cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla hakkında başlatılan soruşturma sebebiyle ifadeye çağrıldı. Yukarıda, ilgili anayasa maddelerinin içeriklerini sizinle paylaştım. Düşünce hürriyetinin istisnalarına dikkat edildiğinde, bu hürriyetin ancak milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması amacıyla sınırlanabildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, bu olay özelinde de görülebileceği üzere, bazı kolluk ve savcılık makamlarınca, devleti yöneten kişilere yöneltilen eleştirilen her daim “hakaret” olarak algılanmasına ilişkin bir eğilimin mevcudiyeti de dikkatleri çekmektedir. Öyle ki, yönetici ve siyasilere yöneltilen her eleştiriye karşı anında harekete geçen yargı mekanizması, konu (yine aynı anayasamızda teminat altına alınan) laiklik ilkesinin uygulanmaması gerektiğini ileri süren din görevlileri olunca, adeta üç maymunu oynamaktadır.

Bilinmesi gerekir ki, demokrasiyi içselleştirmiş ülkelerde, yöneticilerin eleştirilmesi, hatta bunun bazen sert bir üslupla gerçekleştirilmesi bırakın tolere edilmeyi, demokrasi kültürünün gelişmesi için zaruri görülmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bir içtihadında (E. 2013/4-205, K. 2014/56, T. 05.02.2014):

“Kabul edilebilir eleştiri sınırları hususunda ise AİHM, sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında bu sınırların, halka mal olmuş bir kişi olarak hareket eden siyaset adamları için daha geniş olduğunu birçok kez kabul etmiştir. Siyasetçilerin fiil ve davranışları, kaçınılmaz olarak ve bilinçli bir şekilde, gazetecilerin olduğu kadar vatandaşların, hepsinden çok da siyasi rakibinin sıkı bir denetimine tabidir. Bir siyaset adamı, özellikle de kendisi eleştiriye yol açabilecek halka açık konuşmalar yaptığı zaman daha fazla hoşgörü göstermelidir. Elbette siyaset adamının namını koruma hakkı vardır, hatta özel yaşamının dışında bile, fakat ifade özgürlüğüne getirilen istisnalar dar bir yorumu zorunlu kıldığından, bu korumanın gerektirdikleri ile siyasi sorunların özgürce tartışılmasının getirdiği yararlar denge içinde olmalıdır. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme'nin 10/1. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme'nin 10/2. madde sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz.” demekle ve AHİM kararlarına yaptığı atıfla, siyasilerin “rahatsız edici” ve “sert” eleştirileri dahi tolere etmekle yükümlü olduğunun bir kez daha altını çizmektedir.

Diğer yandan, kendilerine yöneltilen eleştirileri dikkate almak ve bu eleştiriler doğrultusunda yanlışlarından dönmek siyasilerin de, içerisinde yer aldıkları grup ve oluşumların da her zaman faydasınadır. Keza, siyasetin ihtiyaç duyduğu malzeme esasında “goygoy” değil, çoğu zaman “sert, çarpıcı ve hatta rahatsız edici eleştiriler”dir.

Demokrasinin bu sarsılmaz kuralını içselleştirdiğimiz, Genco Erkal gibi yıllarını sanata adamış, çıktığı her oyunda adeta sahnede devleşen sanatçıları baş üstünde taşıdığımız günlerin gelmesi dileğiyle…

 

 

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar