Ordu
DOLAR13.41
EURO15.2309
ALTIN794.28
Birol ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

Mail: [email protected]

reader

EKMEK, ŞARAP, SEN VE BEN…

1995 senesiydi…

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı üzerinden sadece iki sene geçmiş; faşizme karşı, gericiliğe karşı öfkemizse hiç geçmemişti… Tüm şiddetiyle “kahrolsun faşizm” diyorduk ama kazanan yine faşizmdi…

Sivas’ta ateşe verilenlerden biri de Nesimi Çimen’di… İşte o Nesimi’nin oğlu Mazlum Çimen, öyle bir bağlama çalıp da türküler, şarkılar söylüyor ki; bal, bal…

1995 senesiydi, Nesimi ve diğerlerinin yasını tutuyorduk ki bu Mazlum Çimen bir beste yaptı ki peh peh!

Ekmek, şarap, sen ve ben

Bir de sabahın dördü

Diyordu, muhteşem, tarifsiz ve taklitsiz bir ezgi, özgün bir ses rengiyle… Sonra bir şiir başlıyordu peh peh!

Dışarda kar

Odamız ılık

Gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe

Anlattın bana

     ağzı sarımsakı kokan

                    bir çocukla yattığını

                       aşkı tattığını

                          karım dediğini

                                  ve aldattığını

 

Böyle içli ve bir o kadar aykırı, cesur ve özgün sözler duymamıştık valla!

 

 “Kim yazmış lan bunu?” derken “İhsan Yüce” adına çıkmıştı tüm yollar!

“Hassiktir” demiştik!

“İsim benzerliğidir!” demiştik, yekten.

Bizim bildiğimiz İhsan Yüce, kısa boylu, göbekli, dişleri eksik, kaşları kıllı, pos bıyıkları nikotinden sararmış; “Çöpçüler Kralında “Gül gibi zabıta dururken kızını çöpçüye veren baba” ne bileyim “Çiçek Abbas” da kızını minibüs sahibine verip de yolunu bulmaya çalışan kurnaz ve cahil baba, “Salako” nun ağası, “Kibar Feyzo” nun Hacı Hüso’su, “Yılanların Öcü” nün Muhtar’ı…

Şimdi bir masa düşün… Can Yücel, Ahmed Arif, Tuncel Kurtiz, Münir Özkul, Tarık Akan, Mazlum Çimen, Kemal Sunal, Rıfat Ilgaz, Menderes Samancılar, Savaş Yurttaş, Salih Kalyon, Ayşen Gruda, Müjde Ar, Aysel Gürel… Rakı, şarap ve sanat, siyaset, felsefe, kahkaha ve neşe…

Edip Cansever diyor ya hani “masa da masaymış ha” diye, vallahi öyle bir masa işte. İşte öylesi masalar kurulurmuş bir zamanlar ve bizim İhsan Yüce o masaların önce “Yüce” si sonrasında da “İhsan Baba” sıymış… 14 Mayıs 1991’de kalp krizinden dolayı öldükten epey sonra öğreniyorduk bunu da heyhat!

23 Ocak 1929 tarihinde Erzincan’da doğan İhsan Baba, esasen Dağıstan göçmeni bir ailenin çocuğudur. 1917’de Lenin’in Bolşevik partisi Rusya’da sosyalist devrimle iktidarı ele geçirince aile göçer, kaçar sosyalizmden. Gel gör ki İhsan Baba, sıkı bir sosyalist olarak yaşar ve ölür. Ailesinin kaçtığı sosyalizme Anadolu’da tutulur İhsan Yüce.

Önce İzmir, devamında İstanbul’a gelir İhsan Yüce. İzmir hikâyesi, hasta ablasını tedavi ettirmek üzere başlar. Abla veremdir ve ne yazık ki bu dertten ölür. İhsan Yüce de abisiyle birlikte artık Erzincan’a dönmez. Rızıklarını İzmir’de ararlar ve bir zaman sonra ailenin geri kalanı da İzmir’e taşınır.

İhsan Yüce’nin esas tutkusu tiyatro olsa da sinema için senaryo yazarak ekmeğini çıkartır. Bu durum kaçınılmaz olarak alır Yeşilçam’a atar bu İhsan Yüce’yi. Bugün sinemamızın kült eserlerinin çoğunun ya öykü ve kurgucusu ya da senaristidir İhsan Yüce… Kibar Fezyo’ da, Erkek Güzeli Sefil Bilo’da, Salako’da, Şabaniye’de, Öğretmen’de, İnatçı’da, Kanal’da, Şalvar Davası’nda ve “Bebek” te… Daha nice nice filmlerde İhsan Yüce imzası vardır. Sinemamızın kötü yola düştüğü o porno döneminde ekmek parası uğruna Behçet Nacar için sayısız porno senaryo yazmıştır. Kızı Aslı’yı bu senaryolardan kazandıklarıyla okutmuştur.

İhsan Yüce’nin senaryosunu yazıp da yönettiği “Bebek” adlı filmin seyredilmesini ısrarla tavsiye ederim. O imkânlarla, daha doğrusu imkânsızlıklarla, muhteşem bir eser ortaya çıkmıştır. Şayet seyretmezsen bir ara “Bebek” i de yazarım…

İhsan Yüce’nin kişiliğinin ve sanat anlayışının orijininde antifeodalizm vardır ve üstlendiği rollerle feodaliteye karşı çok ciddi mesajlar verebilmiştir.

1970-1978 yılları arasında Zerrin’le evli kalmış, sonrasında boşanmışlardır ancak, hayatlarının sonuna kadar dost kalmışlar ve dahi sadık kalmışlardır birbirlerine. Bu evlilikten 1971 yılında Aslı dünyaya gelir ve İhsan Yüce, kızına ömrünü adar.

Bakarsan iki karış adamdır İhsan Yüce ya, görünüşe aldanma azizim. O ufak tefek çirkin adam, gençliğinde “Ege Bölgesi Tüy Siklet Boks Şampiyonu” dur… Bir film setinde Cüneyt Arkın’a rol gereği attığı bir yumruk vardır ki, Arkın’a “baba sen de sağlammışsın” dedirtir. Yumruğu yiyen Cüneyt Arkın, patates çuvalı gibi yığılır bir yana…

Anadolu’yu tırnak tırnak gezen ve sıkı gözlemler yapıp, notlar alan ve tüm bunları senaryolaştıran bir Çelebi’dir İhsan Yüce. O, halkının sanatçısı bir aydındır ve zinhar bunun goy goyunu yapmaz.

Güneşin sofrasında, dostların arasında bir hayat sürer İhsan Baba; ekmek, şarap, sen ve ben kıvamında, mütevazılığinde…

Kıskandım Gogen’i Tahitilim

Terlemiş vücudunu silerken

Cüzzam mikrobunu

        ve yaktığı kulübesini

Saçların bağlamıştı ellerimi

                     muz kokulum

Güneşi doğurmuştu

               ölü cisim

                 martı çığlıklarıyla

                      bir sahil kayalığında

Nefesin vücudumu yakıyordu yer yer

                              samyelim

                                Sahra-i Kebir’im

Kahrettim her şeye o gün

Babanın çarap çanağına

Gogen'e

     kadere

             sana

                   bana

                      bir de gittiğin arabanın tekerine

İhsan Baba’nın “Tahitilim” dediği de eşi Zerrin’dir. Zerrin Hanım, İhsan Yüce için “önce eşimdi… Babamdı, abimdi, dostumdu, arkadaşımdı…” diyor ve İhsan Yüce ne zaman dara düşse ilk koşan hep Zerrin Hanım olur. Boşanmalarına gerekçe olarak da; dostluklarının, evliliğin zorunluluğuyla, zorlamalarından dolayı bitmesini önlemek için diye gösterirler.

Güzel içermiş İhsan Yüce ama ayyaş ortamına dönmezmiş onun masaları. Her kim ki biraz sulandırırsa bir daha asla yer bulamazmış o “masa da masaymış ha” denilen masada. Akşamları birkaç kadeh içmekle bir oturuşta en az bir ufak içmek çok farklı şeylerdir… İhsan Yüce’nin akşamları birkaç kadehlikli masalarında felsefeden sanata, fizikten kimyaya, şiirden türküye her şey vardır…

İhsan Yüce gibi gönlü yüce bir adamın tansiyonu da yüksek olacaktır elbette. Hipertansiyon hastası olan Yüce, 24-11 tansiyonla kalp krizi geçirir, Almanya’da. Ölmez, kurtulur ya, sağ tarafına hafiften bir felç iner. Bir müddet sağ yanı felçli, tedavi görür, düzelir. Hem sağ hem de sol elini kullanabiliyor olmasından dolayı o hâldeyken bile senaryo yazmaya devam eder ve ihtiyaç olan parayı kazanır. Solak bir çocuktur İhsan Yüce, ailesi sağ elini kullansın diye uğraşıp dururken o, hem sağ elini hem de sol elini aynı kalitede kullanabilme yeteneği kazanır.

Çok sigara içer İhsan Baba. Birinin dibiyle yenisinin ucunu tutuşturur. Uzun ve yorucu çalışma koşulları ve çok da ciddiye almadığı tansiyonu ve özenmediği genel sağlığı onun 14 Mayıs 1991 tarihinde yeni bir kalp krizi geçirmesine sebep olur. Kızı Aslı’yla evdedirler ve kızına bir senaryodaki karakterlerden birinin rolünü yaparken ansızın gelir kalp krizi ve İhsan Yüce, oracıkta ölür.

“Bizim hiç evimiz olmayacak mı baba?” diye sorar, çocukluğunda Aslı.

“İstanbul’un bütün evleri bizim kızım” der İhsan Yüce ve şimdi sonsuza kadar kendisine ait Karacaahmet Mezarlığı’nda yatmaktadır İhsan Baba… Mezar taşında “sanata gönül vermiş yüce insan…” yazmaktadır.

Can Yücel, 15 Mayıs tarihinde yapılan cenaze törenine katılır ama define katılmaz, ayrılır oradan.

“Neden katılmadın?” diye soranlara “İnsan arkadaşını gömer mi be!” der.

Yaşamdan demini almış insanlara dair, onlarla bir şeyler yapmaya dair programların varsa erteleme. O güzel adamlar o güzel atlara binip harbiden de çok vakitsiz gidiyor.

Sonra “ demirin tuncuna insanın piçine” kalıyor dünya.

Ne diyordum arkadaş!

Diyordum ki;

   ben bu zıkkımı içmek için içerim

Ama içerken düşünmem

      neden içiyorum diye

Daha sonra yaparım

              hayatın felsefesini

Sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni

Bazen kadın hamamında tellak...

Bazen Cristof Kolomb

Napolyon'ken düşünürüm

                Elbe’de geçen günleri

Timur'ken Beyazıt'ı yenişimi

Bir kere Aristo'nun hocası olmuştum

Ona verdiğim dersle

          gurur duymuştum

Bazen Jan Dark'ı kurtarmak için

                  çalışan bir kahraman

Bazen odununu ateşleyen

               bir cellat olurum

Eğer daha da içersem

    “Shaskespare halt etmiş”

                            derim “karşımda”

Salyalı dudaklarımdan

yayık sesimi dinlerim de

İşte Mozart'ın aradığı melodi bu “

                             diye gülerim

Enayiymiş be Platon

Bir içsin de görsün

            ne felsefesi varmış bu hayatın

Anlasın geçmişi kınalı dünyanın

                        kaç bucak olduğunu

 

Islak kaldırımlarda yürürken

       acırım önde yalpa vuran sarhoşun

                                        zavallı hâline

“Ukalalık işte” derim

nene lazım senin

          kendine bak

               sen de bir serserisin

                                   bir sarhoş...

Ve

yavaş yavaş kaybolur acı kahkahalarım

                        şehrin hizbe sokaklarında

                                      yavaş yavaş kaybolur benliğim

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar