Ordu
DOLAR15.9024
EURO16.813
ALTIN939.00
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

reader

Ekonomi Yönetimine Bir Tavsiye

Ekonomiye ilişkin bugünlerde herkesin aklında olan soru; bu fiyat artışları ne zaman sonra erecek? Bu sorunun cevabını verebilmek için, ilk önce fiyat artışlarının temel kaynağını belirlemek gerekiyor.

Türkiye’nin 2004-2016 dönemi boyunca (2008 ile 2011 hariç) tek hanelerde gezinen enflasyon oranları, 2018 yılında yüzde 20,3’e kadar yükselmiştir. 2017-2020 döneminin ortalama enflasyon oranı ise yüzde 15-20 civarlarındadır.

Peki, neden 2017 yılından sonra enflasyon oranları çift haneli rakamlara yükselmiştir?

2003 yılı başında yaklaşık 1,6 TL olan dolar kuru, 2017 yılı ortalarında 3,5 TL’ye yükselmişken, 2018 yılında ortaya çıkan Rahip Brunson krizi nedeniyle aynı yılın yaz aylarında dolar kuru 7’li rakamları görmüştür. Dolayısıyla, döviz kurlarında yaşanan bu hızlı artış, 2018 yılında enflasyon oranını yüzde 20’lerin üzerine taşımıştır.

2018-2021 döneminde tedrici artışını sürdüren dolar kuru, Eylül 2021 tarihinde 8,5 TL’ye ulaşmıştır. Yani, bu dönem boyunca kur artışları nispeten düşük seyretmiştir. Ancak, 24 Eylül 2021 tarihinden itibaren Merkez Bankası’nın politika faizlerinde yaptığı üst üste indirimler, döviz kurlarını adeta fırlatmıştır. Zaten Türkiye’de enflasyon oranlarının hızla yükselmesi de bu son altı ay içerisindedir. Mart 2022 tarihi itibariyle (en son açıklanan), tüketici fiyatlarındaki yıllık artış oranı yüzde 61,1; üretici fiyatlarındaki artış oranı da yüzde 115 gerçekleşmiştir. 

Şu noktayı da belirteyim; Rusya-Ukrayna savaşının Şubat ayı sonunda başladığı dikkate alınırsa, artan enflasyon oranlarında savaşın etkisi çok azdır. Yükselen enflasyon oranlarında küresel pandeminin etkisi olmakla birlikte, bunun da etkisi çok fazla değildir. Avrupa ve ABD’de enflasyon oranlarının ancak yüzde 7-8’lere ulaşması bu yorumu tevsik etmektedir. Özetle; Türkiye’de enflasyon artışının baş sorumlusu kur artışlarıdır. Bu, çok net ve tartışma götürmez bir gerçektir. Peki, çözüm için ne yapmak gereklidir?

Ekonomi literatüründe, enflasyonun düşürülmesi için “şok politikalar” da önerilmektedir. Örneğin, piyasa koşullarının değiştiği gerekçesiyle politika faizinin sert bir biçimde yükseltmesi, şok bir politika olarak kabul edilebilir. Şimdi bir an için yüzde 14 olan politika faizinin 10 puan artırılarak yüzde 24’e yükseltildiğini varsayalım. Bu sert artış, döviz kurları üzerinde çok ciddi bir baskıya yol açacak; hatta dolar kurunun 10-11’li rakamlara kadar düşmesine neden olabilecektir. Kur düşüşü ise, başta enerji maliyeti olmak üzere, birçok mal ve hizmet fiyatının gerilemesine yol açacaktır. Daha da önemlisi, böyle bir gelişme enflasyonun artış beklentisini önemli ölçüde düşürecektir. Enflasyon oranında düşüş trendi başladıktan sonra, politika ve piyasa faizleri zaten tedrici olarak düşme trendine girecektir. Burada en önemli nokta, enflasyon ve döviz kurlarındaki artış beklentisinin önüne geçebilmektir. Bir anlamda belirsizliğin minimize edilmesidir.

İkinci önemli nokta ise şudur: Yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle satın alma gücümüz önemli ölçüde düşmüş ve gelir dağılımı yüksek gelir gruplarının lehine bozulmuştur. Bu çerçevede, Temmuz ayındaki maaş ve ücret zammının enflasyonun yükselişini telafi edecek ölçüde yapılması önemlidir. Ancak, yaklaşan seçim nedeniyle enflasyon oranının çok üzerinde yapılacak bir maaş ve ücret zammının da talep enflasyonunu besleyeceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda benim önerim; en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine getirilmesi ve zam oranında farklılaşmaya gidilmesidir. Aynen vergi dilimlerinde olduğu gibi, örneğin, maaşı on bin liraya kadar olanlara yüzde 50, on bin ile yirmi bin lira arasında olanlara yüzde 40, yirmi binin üzerinde maaş alanlara ise yüzde 30 zam yapılabilir (veya başka oranlar). Böyle bir uygulamaya bazıları karşı çıksa da, düşük ve orta gelirli kesimi korumak ve gelir dağılımını iyileştirmek adına, bu uygulama rasyonel bir karar olabilir.

 

 

 

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar