Ordu
DOLAR9.516
EURO11.0582
ALTIN548.64
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

Enflasyon Hastalığı Tekrar mı Hortladı?

Ağustos 2021 tarihinde gerçekleşen yıllık enflasyon oranı (Tüketici Fiyatları Endeksi/TÜFE) %19,25 olarak açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hesaplanan bu fiyat artışı, enflasyon sepetinde yer alan ve çeşitli oranlarda ağırlıklandırılmış 415 maddenin fiyat artışını veriyor. Dolayısıyla, açıklanan bu enflasyon oranı bütün mal ve hizmetin ortalama fiyat artışını veya sadece mutfak enflasyonunu değil de, seçilmiş mal ve hizmetin (415 maddenin) ortalama fiyat artışını veriyor.

Türkiye’de enflasyonun tarihine baktığımızda, yüksek enflasyon oranlarının 1970’lerin ikinci yarısından sonra ortaya çıktığı görülüyor. Bu çift haneli enflasyon oranlarının temelinde de 1970’lerde yaşanan petrol krizleri yatıyor. “70 sente muhtaç olduğumuz” 1970’lerin sonlarını takip eden 1980 yılında enflasyon oranımız ilk kez üç haneye ulaşıyor ve %107 gerçekleşiyor. 1980–1987 döneminde ortalama %40’larda gezinen enflasyon oranları, bu tarihten sonra yüksek ve kronik bir hal alıyor ve 2002 yılına kadar da ortalama %60–90 bandında dalgalanıyor. 2004 yılında tek haneye düşürülen enflasyon oranları, 2004–2016 döneminde de çoğunlukla tek haneli rakamlarda gerçekleşiyor. Ancak, 2017 yılında tekrar çift haneli rakamlara yükselen enflasyon oranları, bu tarihten sonra da sürekli çift hanelerde kalarak gündelik hayatımızda adından fazlasıyla söz ettirir hale geliyor. Bu bağlamda, 2017–2020 döneminde enflasyon oranlarının sırasıyla, %11,9; %20,3; %11,8 ve %14,6 gerçekleşmesi ve 2021’in yaz sonunda da yıllık enflasyonun %19,2’ye ulaşması, “tekrar 1990’lı yıllara mı dönüyoruz?” algısının oluşmasına yol açıyor.

Belirtmek gerekir ki, 1980 ve 1990’lı yıllar ekonomik anlamda Türkiye’nin kayıp yıllarından biri olmuştur. Öteden beri gelen döviz tasarruf açığına ilaveten, yüksek ve kronik enflasyon oranları ve sürdürülemez boyutlara ulaşan kamu açıkları, özellikle 1990’lı yıllarda Türkiye ekonomisinin yerinde saymasına yol açmıştır. Yüksek enflasyon ve enflasyonist beklentiler, ekonomik göstergelerin çoğunu olumsuz etkilediği gibi kamu tasarruf açıklarının da temel müsebbibini oluşturmuştur.

Esasen; “rantiyer sınıf”, “faiz lobisi”, “para parayı çeker” gibi ifadeler 1990’lı yıllarda dilimize pelesenk olmuştur. Çünkü yüksek enflasyonun Türkiye’ye en büyük kötülüğü faiz oranları üzerinden gerçekleşmiştir. Detaylı olarak açıklayayım:  

Türkiye’nin 1980 ve 1990’lı yıllarda yüksek enflasyon oranları, kamunun piyasadan borçlandığı Devlet Tahvili ve Bono gibi menkul değerlerin (Devlet İç Borçlanma Senedi/DİBS) faiz oranlarının yükselmesine yol açmıştır. Örneğin, enflasyonun %60–70 oranında gerçekleştiği dönemlerde kamuya borç veren bankalar ortalama %90–100 faiz ister konuma gelmiştir. O dönemlerde kamu da borç para bulmaya mecbur olduğu için bu faizleri kabul etmiş ve yaklaşık aradaki fark kadar (%25–30) bankalara reel faiz ödemiştir. Yani, kamuya borç veren piyasa (bankalar) enflasyon oranlarının çok üzerinde faiz kazançları elde etmiştir (faiz lobisi). Pek tabii ki, bu yüksek faizden yararlanan esas kesim, gelir düzeyi çok yüksek kesim olmuştur (para parayı çeker/rantiyer sınıf). Devletin ödediği bu çok yüksek faiz oranları ise, bütçe içinde faiz yükünün artmasına ve bütçe açığının sürdürülemez boyutlara ulaşmasına yol açmıştır. Öyle ki, 2001 yılında kamunun bütçe harcamasının tam %50’si faiz ödemelerine harcanmıştır.  

2004 yılında şu anki mevcut hükümetin enflasyon oranlarını tek haneye düşürmesi, faiz oranlarının ve bütçe açığının da hızla gerilemesine yol açmış ve neredeyse 2006 yılında kamunun bütçe açığı ve iç borç sorunu önemli ölçüde halledilmiştir. Düşen enflasyon oranları ile kamu dengesinin sağlamlaştırılması, hükümetin seçimlerde oy oranlarının artışına önemli katkı sağlamıştır, denilebilir.  Kısaca; halk, hükümetin hakkını teslim etmiştir.

Ancak ne var ki, 2017 yılından sonra bu olumlu süreç tersine dönmüş ve enflasyon oranları tekrar tırmanışa geçmiştir. Dolayısıyla, yükselen enflasyon oranlarını ve yol açtığı hayat pahallığını hükümetin bir an önce kontrol altına alması, Türkiye’nin ekonomik geleceği için oldukça önemlidir. Yoksa rahmetli Demirel’in sözüyle, “Tencerenin düşüremeyeceği iktidar yoktur!”

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar