Ordu
DOLAR15.9117
EURO16.8376
ALTIN944.83
Sümer Alkan

Sümer Alkan

Mail: [email protected]

reader

Eski Cumbalı Evler

Çocukluğumun Ordu'sunda çok güzel evler vardı. Çoğunluğu cumbalı olan büyük evler çok kullanışlıydı. Görüntü olarak birbirine benzeyen bu evlerde yaşayan kişiler belleğimde yer ettiği kadarıyla mutlu ve mesut insanlardı. Bu tabii benim çocuk gözüyle gördüğümdü. Biraz daha büyüdüğüm zaman o evlerde de her yerde olduğu gibi nice sorunların yaşandığına çokça şahit olmuştum.

Önce babaannemin ailesinin yaşadığı cumbalı evi anlatmaya çalışacağım. İki katlı bir konak, dışarıdan bakınca ikinci katta çarşı tarafına dönük bir cumba, yüksek pencereleri var, cumbanın altında yani zemin katta, dış kapı kapının sahanlığına üç cepheden çıkılıyor. Ortadan açılan çift kapı. Kapıların içinde büyük demirden yapılmış içerden kilitlenen bir mekanizma var. Ayrıca, aşağı yukarı yaklaşık bir karış büyüklüğünde anahtarı var. İçeri girince geniş bir hol, sağ tarafta selamlık denilen bir oda, karşıda bir oda daha, bitişiğinde banyo tuvalet var. Girişin sol tarafından üst kata çıkan merdiven var. Geniş bir hol ve yatak odaları, yine yüksek yüksek pencereler, yüksek tavan. Holde bulunan cumbada sedir, sedirde işli örtüler, üç cephede cam ve camdan görülen muhteşem Ordu manzaraları var. Evlerin avluları ve çevreleri portakal, mandalina bahçeleri. Bahçeler içinde beyaz badanalı evler.

Biz çocuklar, cumba içindeki sedirde oturmak için yarış ederdik. Ama orası aile büyüklerinin yeriydi. Çocuk olduğumuz halde haddimiz bilir, o köşede fazla kalmaz ve ortalığı karıştırmazdık.

Eve dıştan bakarken; binanın sağ tarafında eve bitişik olan, yine birkaç basamakla çıkılan mutfak, daha doğrusu müştemilat vardı. Merdivenden çıkıp geniş taş döşemeli holde yürüyünce, solda mutfak kapısı, tam karşıda büyük bir kapı vardı. Kapıyı açınca çatısı olmayan, geniş bir mekan vardı. Mekan yine büyük taşlarla döşeliydi. Tam orta yerde kuyu, kuyunun ağzında kalın sacdan yapılmış kapak vardı. Bu kuyuya “sarnıç” denirdi. Çatı saçaklarındaki yağmur suları ile beslenen kuyunun içinde de taş döşeme olduğunu söylerlerdi. Kuyudan kovalarla çekilen sular, temizlik işlerinde kullanılırdı. Ramazan aylarında, (o zaman buzdolabı olmadığı için) çok serin olan kuyuya,  ipe bağlanmış file içinde karpuz sarkıtılır, topa yakın, karpuz çıkartılıp kesilir, iftarda serin serin yenirdi.

Mutfakta yemekler pişirilir. Çok geniş bir sedir bulunan bu mutfaklarda, aile büyükleri sedirde bağdaş kurarak oturur, muhabbet ederlerdi. Kızlar ve gelinler yemek pişirir sofra kurarlardı.

Bu evlerde misafir eksik olmaz, misafirler yerler içerler, üstelik gece de yatarlardı. Çünkü o zaman, köy yollarında araba yoktu. Köylerden gelen misafirler o konakta ağırlanırlardı. Misafirler tabii ki çoğunlukla yakın akrabalardı. Onları çok sıcak karşılayan ev sahipleri, hiç surat etmezler, seve seve hizmet ederlerdi. En güzel yemekleri yaparlar, en temiz yatakları hazırlarlardı. Misafir gidince çarşaf ve yatak örtüleri sarnıcın yanında yıkanır, oradaki yer ocağında çamaşırlar kaynatılıp tertemiz olunca iplere asılır, ütülendikten sonra bir sonra gelecek misafir için hazırlanarak dolaplara kaldırılırdı.

Bu güzel evlerin geniş bahçeleri olurdu. Biz çocuklar o bahçede doya doya oynardık. İp atlar, yakan top oynardık, çizgi oynardık (yere çizilen kutu kutu çizgilere, ayağımızla yürüttüğümüz küçük düz taş parçası çizgiye değerse yanardık. Oyun arkadaşa geçerdi. Oyun böylece sürer giderdi.) Şimdilerde çocuklar oyunlarını ne yazık ki sanal alemde oynuyorlar. Ne saklambaç oynayan var! ne ağaca çıkan! Ne de uçurtma uçuran…

Babaannemin baba evinden başka, kız kardeşinin yaşadığı ev de anlattığım gibiydi. O evlerdeki yaşantılara şahit olduğum için çok mutluyum. Şimdilerde, o benim bahsettiğim portakal bahçeleri, koca koca beton yığınlarına döndü ne yazık. O beyaz badanalı evler, kat kat beton yığınlarına döndü. Ne uçurtma uçuracak bir bahçe ne çocukların çıkacağı bir ağaç kaldı. Bizim kuşak öyle güzel çocukluk dönemi yaşadı. 25-30 yıl öncesine kadar çocuk olanlar da kıyısından köşesinden yaşadılar tüm o güzellikleri. Keşke o güzel konaklar yıkılmasaydı. Keşke o narenciye bahçeleri içerisindeki beyaz badanalı cumbalı evler tarihe yenik düşmeselerdi. Ama zaman böyle işte, yeni eskiyi gölgesinde bırakıp, anılarda yaşamaya mahkum ediyor. Yaşamın kuralı bu. Kalın sağlıcakla…

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar