Ordu
DOLAR9.5162
EURO11.0446
ALTIN551.13
Ali KUTLU

Ali KUTLU

Mail: [email protected]

Fikri Sönmez ve Bir Şehrin Hikâyesi 2 Birinci bölümden devam ediyoruz…

Ayakların baş, başların ayak olduğu, az bilen, çok inanan tehlikeli insanların  yarım yamalak devrim ideolojisiyle güç ve saygı gördüğü, devletin ortalıkta görülmediği cehalet ve anarşi günleriydi. Aynı zamanda farklı ses ve fikirlere hoşgörü gösterilmeyen ve hayat hakkı tanınmayan  günlerdi.

 

Küçük bir çocukken  sokakta olası bir sorguda ailemizi zor durumda bırakmamak için ‘Ne sağcıyım, ne solcu futbolcuyum futbolcu’ nakaratının  ezberletildiğini hatırlıyorum. Birde sıklıkla fındıklıklardan gelen silah seslerinin büyüklerde oluşturduğu korku ve tedirginlik atmosferini, şehir içindeki barikatları…

 

Kısa bir dönem belediye başkanlığı yapmış ilkokul mezunu terzi Fikri de o devrin şüphesiz en tartışmalı kişiliklerinden biri olup, yakın tarihte Fatsalı Ahmet Becioğlu tarafından yazılan ‘Bilinmeyen Yönleriyle Fikri Sönmez’ isimli kitap hakkında önceki yazımda  genel bir giriş yapmıştım.

 

Aynı ideolojiyi paylaşmış ve kendisini tanıma fırsatı bulmuş bir arkadaşımdan  ideolojik derinliği olmayan  klişeleşmiş  cümleler kullanan birisi olduğunu duyduğum gibi etkileyici ve karizmatik, kendini yetiştirmiş birisi olduğunu söyleyen insanlar da  var.  Aslında o dönemi ve aktörlerini tartışmak için  şüphesiz bu köşe oldukça yetersiz kalacaktır. Zaten öyle de  bir niyetim yok. Sadece dönemin  şahitleri aramızdayken  birinci ağızdan duyduğum birkaç anıyla ileride olacak tartışmalara ışık tutmak istiyorum.    

 

Fikri Sönmez’in sahildeki o küçük terzihane dükkânı  annemin rahmetli halasına aitti.

Kiracı, mal sahibi huzursuzluğundan dolayı kocası yıllar önce ölen halam terzi Fikriden dükkânı boşaltmasını ister.

 

Dükkânda tamirat yapıldığını görünce Fikri Efendi sana dükkânı boşalt demedim mi diye çıkışır. 

 

Terzi Fikri; Ne dükkânı  boşaltması ben daha senin elinden diğer daireleri alacağım, hem bir daha ki sefere benimle konuşmaya sen gelme oğlanları gönder diyerek zavallı dul kadını üstü kapalı olarak oğullarıyla tehdit eder. Zaten   yanında bir süre çıraklık yapmış olan  oğlunu da bizzat tehdit edip ‘’söyle annene eğer mahkemeden tebligat gelirse Kuran okumaya başlasın der’’ 

 

Çok sonra, ‘Abi beni gerçekten  öldürtür müydün?’ diye soran eski çırağına bu işlerde abilik falan olmaz der.

Kira öder miydi? İlk zamanlar evet. Sonra güldürmeyin insanı. Darbe sonrası hapisteyken bile dükkânı boşaltma cesareti gösteremeyip bir akrabasına para vererek anahtarları ancak alabiliyorlar. 

 

Hâlbuki genel olarak muhafazakâr sağ kimlikleriyle bilinen sülalemizin büyükleriyle saygılı bir ilişki içinde olduğunu, Adalet Partili Bolaman Belediye Başkanı rahmetli dedeme saygıda kusur etmediğini, bir akrabası devrimciler tarafından dayak yediği için yakasına yapışabilen rahmetli Mazhar amcama bu işlerin kendisiyle alakasının olmadığını kontrolün kendinden çıktığını söylediğini de biliyorum.

Ama o terzi dükkânında sadece mal sahibi değil, ergenlik çağlarında çocukların bile  faşist olmakla suçlanıp   kendisi tarafından sorgulanarak  tehdit edildiğini olayın bizzat mağdurundan  işittim.

 

Hakkında işittiğim en olumlu şey görevde olduğu kısacık sürede  kısıtlı belediye imkânlarıyla  şehir içindeki birkaç  plansız binayı yıkılarak ve bazı fındıklıkları sökülerek yeni yollar açmasıdır. 

 

Bu işlemler   hiç bir mahkeme ve uzlaşma süreci olmadan, kamulaştırma için adil bir ödeme yapılmadan  şehrin iyiliği için yapılmış emri vaki durumlardır.  Zaten ancak hiç bir itiraza müsaade etmeyen  hukuksuz bir korku rejimi bu işleri başarabilirdi. Mal sahipleri 12 Eylül sonrası belediye yönetimlerinden uğradıkları mağduriyetin karşılanmasını talep etmiştir.

Kitapta halk mahkemeleri diye bir şeyin olmadığını belirten  Becioğlu 2012 yılında yazdığı bir köşe yazısında ise; “O zaman solcular aile içi nizadan, tarla sınır anlaşmazlığına kadar her şeye müdahil olurlardı. ‘Birinin ineği birinin tarlasına girse inek sahiplerinin önce sağcılığı, solculuğu ön palana çıkardı. Peşinde sağcılar Fatsa’ya geldi. Bunun tam tersi yaşandı. Gerçek hukuk değil sağ-sol fikirler baskı unsuru olarak kullanıldı. Yani gücü kendinde bulan hukuku da kendi isteği gibi kullanıyor” yazmış…

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar